9 Karikatürde “Eski” Türkiye

İnfaz_Hibir

AKP şefleri bize “Yeni Türkiye’de” yaşadığımızı söyleyip duruyorlar. Eski Türkiye’yi bilmeyince, onların sözlerine kanmak kolay. Yeni Türkiye ne kadar yeni?

Bu sorunun cevabını tarih kitaplarında değil de, daha umulmadık bir yerde, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında arayalım. Çünkü çelişkileri öyle keskin bir yerdeyiz ki, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında bile ülkemizin değişmeyen kaderini görmek mümkün. Eski Türkiye hala ayakta.

Hıbır dergisi 1989 yılında Oğuz Aral’ın ünlü Gırgır dergisinden ayrılan karikatüristler tarafından kurulmuş. Aral’ın siyasi göndermeler taşıyan mizah çizgisini koruyan Hıbırcılar, dergi 1995 yılında kapanıncaya kadar, derginin kapaklarında ve ilk sayfalarında, güncel Türkiye siyasetini eleştiren karikatürler çizmişler.

Continue reading

Ya burjuvazinin başı sağ olacak, ya proletaryanın

Erdogan_Koc_tank

Mustafa Koç’un ölümünün ardından, Tofaş İşçileri imzalı bir bildiri dolaşmaya başladı. Makul olmanın dolardan bile kıymetli hale geldiği zamanımızda, bildiri çok takdir edildi. Şöyle diyorlar:

Koç Holding yönetim kurulu başkanı Mustafa Koç’un hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bizler TOFAŞ’ta hak mücadelesi veren ve bundan dolayı da Koç Holding yönetimi tarafından baskılara ve büyük haksızlıklara uğramış işçileriz.

Bundan dolayı Mustafa Koç da dahil Koç Holding yönetimine karşı ne öfkemiz biter ne de mücadelemiz.

Fakat bizler emekçiyiz, insanız. İnsan hayatına değer veririz. Bunun için yaşadıklarımızdan bunca eziyetteki sorumluluğunu asla unutmayacağımız Mustafa Koç’un hayatını kaybetmesinden dolayı üzüntülerimizi bildiririz.

Ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

İnsansever işçiler, insanlık ailesi bir ferdini daha kaybetti diye üzülmüş. Bu önemli, çünkü ülkemizde her gün onlarca insan değişik şekillerde öldürülüyor. Tofaş İşçileri bu ölümler karşısındaki üzüntülerini ifade etmeye bir yerinden başlamalıydı. Tank üreticisi Mustafa Koç’tan başlamaları, nasıl diyeyim, Soma’da bir madende opera dinliyormuşum gibi hissettirdi.

İşçilerin ardından, HDP de bir taziye mesajı yayımladı.

İş dünyasının önde gelen isimlerinden Mustafa Koç’un ani bir rahatsızlıkla yaşamını yitirmesinden dolayı kendisine rahmet, ailesine, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

“Biz ne kadar iyiyiz” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Yüzer yüzer öldürülüyoruz. Ev diye naylon çadırda yaşayanlarımız var. Büyük patronların atölyelerinde, 14 yaşından 60 yaşına kadar limon gibi sıkılıyoruz. Üniversitedeysek apar topar gözaltına alınıyor, işten atılıyoruz. Az ötemizde, şehirlerimize giren tanklar evlerimizi yıkmış, sevdiklerimiz altında kalmış.

Ama yine de hayatlarımıza el koyanlara “iş dünyası” diye sesleniyoruz. Mezarımızdan doğrulmuş, bizi gömenlere rahmet, üzüntü, baş sağlığı dağıtıyoruz. Acınacak haldeyiz. Kusura bakmayın ama, tanrınız bize bunları yapanlara rahmet ediyorsa adaletsizdir. Bize bunları yapanlara değer verip üzülüyorsanız, o yufka yürekleriniz de adaletsiz. Adaletsizlikten bıktık.

Dünya karmaşık değil. İki sınıf var, ikisinin de başının sağ olması mümkün değil.

Karşı-devrim kendi çocuklarını yerken

Koza_Ipek_Kayyum

27 Ekim günü yapılan bir baskınla, AKP Koza-İpek Holding’in 22 şirketine el koydu. Holdingin sahip olduğu Kanaltürk isimli TV kanalına gelen polisler yayını durdurdu. Şirketin Bugün ve Millet isimli gazeteleri de AKP’nin atadığı yetkililerin (kayyum) eline geçti, genel yayın müdürleri değiştirildi.

Tüm bunlar muhalif medyaya basın ve ifade özgürlüğünü hatırlattı.

AKP-Cemaat yavrusu Koza-İpek Holding

İktidar partisi 2002’den önce kendi halinde bir işletme olan Koza-İpek’in önüne tüm Türkiye’yi sermişti. Şirketin Türkiye’nin yeraltı kaynaklarını yağmalayarak “En Büyük 500 Firma” içerisine ilk kez girdiği yıl 2005’ti. Yöneticileri üstün bir ticari zekaya ve yatırım becerisine sahip olmalı. Çünkü Koza Madencilik 2006 yılında 237.; 2009 yılında 144.; 2011 yılında 77. en büyük şirkete dönüşüvermiş. Hatta 2013 yılında Türkiye’nin en kârlı 8. şirketi olmuş.

Bergama’dan Kaz Dağları’na nasıl bir yağma sürmüş, artık siz düşünün.

Continue reading

Düşük yoğunluklu barış

Ankara_Katliami_10.10.2015

Savaş zamanı ordular çarpışır, insanlar ölür. Barış zamanıysa siyasetçiler tartışır, sorunlar çözülür.

Okul çağına gelmemiş çocuklar için yazılmış bir masal kitabının girişi gibi. Oysa bugün, yetişkinler için benzer cümleler kurarak kariyer yapan köşe yazarları, politikacılar var. Bu barış dinini televizyonlardan yaymaya çalışan peygamberlerin bir de besmelesi var: “Savaşla siyaset birlikte yürümez”.

Bu mantığa göre dünya tarihinin çoğunda hiç siyaset yapılmamış olması lazım. Düşük yoğunluklu savaşlar çağındayız, ama akıllarda hala geçen yüzyıllardan miras bir barış hayali. Böyle düşünelim istiyorlar.

Devleti yönetenler aptal değil. Özel harekatçı polis sayısını arttırıyorlar. Polislerine ağır silah veriyorlar. Katilleri koruyorlar. Kürt şehirleri, devrimci mahalleler birkaç günlüğüne düşman toprağına, yurttaşlar kolaylıkla düşmana dönüştürülüyor.

Continue reading

Interview with the militants: “Our barrels will bring justice”

31_March_Caglayan

On March 31st, 2015 at around 12 o’clock, two militants of DHKC (Revolutionary People’s Liberation Front) raided the Caglayan Courthouse in Istanbul and took hostage Mehmet Selim Kiraz, a public prosecutor of Berkin Elvan file. Berkin Elvan, who was shot by still unknown policemen during the June Uprising of 2013, had been murdered after staying in coma for almost one year. None of his murderes were revelead so far, however, despite all the attempts and demands from the family and popular democratic organizations.

Below there is an interview conducted by Ahmet Şık, a journalist for Cumhuriyet newspaper with the militants at around 16 o’clock, 3-4 hours ago before they were summarily executed by the SWAT teams. A twitter hashtag #BizDeSiziSeviyoruz (We love you too) became a Trending Topic in Twitter after the last Twitter post of the militants saying “Our people, we love you”.

Are you going to end your action? Can you tell me about the ongoing negotiations?

Through our Twitter account, we have posted the registration numbers of the policemen who came forward in the investigation file. According to the file, the Criminal Bureau of Security identified this three policemen among the 21 suspects. We have learned that these three police officers might be the ones who shot Berkin. The prosecutor already gave us this information. In the negotiations, we demand that the identities of these three police officers are disclosed on a live TV broadcast. The members of the negotiating delegation told us that it is 99% that Berkin was murdered by these policemen. Therefore we demand the disclosure of their names on a live TV broadcast. We examined the files here. We looked at the photographs of the suspected policemen. The photos of these three police men were framed in red according to the report by the Criminal Bureau. One has the initials G.T. with the serial number 35… We have also shared the registration numbers of the other policemen and we demand the disclosure of their names.

Do you think that your demand will be met?

The names of the perpetrators were known so far but were not disclosed. They will announce and will bring to the court after our attempt. The names of the murderers in Ali Ismail Korkmaz and Ethem Sarısülük cases were also known. But you see the results of the trials. Murderers are never given the necessary the punishment. That’s why we demand the murderers should stand trial in front of a popular court. And this is our second demand.

Continue reading

Türkiye Savaşta

Soma'daki madenci katliamından sonra kazılan mezarlar.

Soma’daki madenci katliamından sonra kazılan mezarlar.

Analarla evlatların, karılarla kocaların her sabah son bir kez sarıldığı evler var Türkiye’de. Savaş zamanları hep olduğu gibi, düşman bir de yoksulluk olup sokulmuş bu evlerin mutfak dolaplarına. Rutubet olup yatak odalarına sinmiş, açlık olup midelere, korku olup beyinlere çökmüş.

Ama savaş devam ediyor. Binlerce yorgun beden sevdiklerine elveda dedikten sonra her gün, gece gündüz cepheye taşınıyor. Bazıları varmaları gereken yere bile varamadan, yollarda yakalanıyor ölüme. Pek çoğu var ki, ya bir arkadaşını ya da yakınını yitirmiş bu uğurda. Herkesin illa ki ölümle bir anısı var.

Çok sinsi bir savaş bu, önceden bildiklerimize benzemiyor.

Bu savaş madenlerde, inşaatlarda, tersanelerde dövüşülüyor. Kimi çarpışmalar yerin yedi kat altındaki bir kara dehlizde, kimisi 30 katlık bir rezidansın dış cephesinden sarkan iskelede yapılıyor.

Kimyasal bombalar yerine karbonmonoksit dumanı var bu savaşta. Silah sesi yerine kopan bir asansör halatının sesi, yere çakılan iskelelerin gürültüsü duyuluyor. Yanarak ölünüyor, boğularak, ezilerek, gömülerek.

Tıpkı savaşlardaki gibi yüzer yüzer mezarlar kazılıyor.

Türkiye’nin mahalleleri var, evlerin kapıları ardına kadar açık. Önünde ayakkabılar birikmiş. Uzanıp bakınca çekyatlı salonlara doluşmuş kalabalığı, yaslı yüzlerin ortasında dizini döverek haykıran bir genç kadını görüyorsunuz. Kocasını kaybetmiş bu savaşta. Ama dilindeki öfkenin kime yöneldiği belirsiz. “İş kazası” diyor onu sakinleştirmeye çalışanlar, “kader”.

Bu bir savaş ama adını koyabilenlerin sayısı şimdilik az. Başımıza gelen musibetlerin adını “savaş” değil de “hayat” ya da “kader” koydukları için düşmanın kim olduğu anlaşılmıyor. İnsanın düşmanı ona iş verir mi? İnsan hiç düşmanını 4 yılda bir oy vererek başa getirir mi?

Ama dedim ya, sinsi bir savaş bu, gözümüzü dört açmamız gerekiyor.


Yazı ilk olarak Gezite‘de yayımlandı.

Belki Bilmiyorsundur: Krizdeyiz

Kriz

Yargıda kriz, emniyette kriz, ekonomide kriz. Peki ya bizim gibi küçük insanların her gün girdiği sinir krizleri?

Tepemizdekiler işler yalnız onlar için kötü giderse kriz olduğu fikrini kafamıza iyice kakmışlar. Krizde olduğumuz resmi olarak kabul edilmemişse işlerin yolunda gittiğini düşünmeye alıştırmışlar. Çünkü iktidar sadece yapılacak optimum çocuk sayısını belirleme gücünden ibaret değil; neyin kriz, neyin normal olduğuna karar vermek de bu işin bir parçası.

Continue reading