Faşizmi darbelemekten, ayakta alkışlamaya

Fasizmle_el_sikismak

Yıl 1989.

SHP Malatya milletvekili İbrahim Aksoy “Kürtler ayrı bir halktır” dediği gerekçesiyle partiden ihraç ediliyor. Ardından 7 SHP’li milletvekili daha. Onlar da Paris’teki ‘Kürt Ulusal Kimliği ve İnsan Hakları’ konferansına katılmak suçunu işlemişler.

Kürt hareketinin yasal particilik macerası, SHP’den ihraç edilen milletvekillerinin Haziran 1990’da HEP’i kurmasıyla başlıyor. Milletvekillerini partiden ihraç eden SHP’ye oldukça öfkelenmiş olacak ki, Kürt hareketine yakın yayınlardan biri olan Yeni Ülke isimli gazete veryansın ediyor o dönem:

Hepsinin politikası özel savaşa ayarlıdır. İnönü Özal’dan daha fazla devletçidir. Bunlar diğer meselelerde dalaşırlar ama Kürt meselesinde birleşirler … SHP düzen partisidir, devlet partisidir … Üstelik SHP, Kürt sorunu konusunda 70 yıldan bu yana sabıkalı olan bir partidir” (Yeni Ülke, 45).

SHP, 12 Eylül sonrasında oligarşinin solu çevrelemek için CHP’den kırparak partileştirdiği bir oluşumdu. Doğru söze ne denir, bir düzen partisiydi.

Fakat pragmatizm bu. Yeni Ülke’deki bu yazı 1991 yılında çıkıyor. O yıl seçim var ve Kürt hareketinin parlamentoya girebilmesi için bir seçim bloğu kurması lazım geliyor. SHP ile yapılan görüşmelerde bu kapının açık olduğu görülünce, Kürt hareketi SHP’ye ilişkin söylediklerini unutuyor ve bir HEP-SHP koalisyonu kuruluyor. Yeni Ülke gazetesi ertesi ay yapıştırıyor tespiti:

HEP ve SHP’nin Türkiye’deki demokrasi insan hakları ve Kürt sorununa yaklaşımları, köklü çözümler üretmese de özel savaş kurumlarıyla çatışır niteliktedir (Yeni Ülke, 49).

Kürt hareketinin aylık yayın organı Serxwebun (sayı: 117, 4), HEP-SHP koalisyonundan oldukça umutlu görünüyor o dönem: “Bu, Kürdistan halkına dayatılan dizginsiz terör politikalarının, katmerli özel savaş politikalarının darbelenmesi demektir” diye yazılıyor. Faşizm gerçeği sanki bilinmiyormuş gibi, burjuvazinin parlamentosuna milletvekili sokarak devlet terörünü darbeleme hayalleri kuruluyor. Parlamento abartılıyor.

Continue reading

Advertisements

CHP: Kaldırılmayı bekleyen bir cenaze

recep-tayyip-erdogan-vs-kemal-kilicdaroglu_282207

Düzen solunun sağcılardan farkının kalmadığı bir çağdayız. Partiler sırayla iktidar-muhalefet oyunu oynuyorlar. Ancak bir yeni-sömürgede siyaset yapıyorsanız, iktidardayken de muhalefet ederken de uyulması gereken bazı kurallar olduğunu bileceksiniz. Bu kuralların en önemlisiyse, ABD’nin ilan ettiği yeni dünya düzeniyle çelişmemek.

CHP’nin demokrasicilik oyununun kurallarını öğrenmesi uzun yıllar sürdü. Zaman zaman devrimcilere ya da Kürt mücadelesine yakınlaşma hatası yapan, bu kapitalist yağma çağında hala “devletçilik” filan deyip duran kadrolarını itinayla temizledi. Bunun yerine siyaset bilimi literatüründe “catch-all party” (herkesin partisi) diye adlandırılan bir garabete dönüştü: Uzun vadeli bir programa dayanmak yerine, belirsiz ve yüzeysel bir ideolojisi olan, o dönemki gelişmelere bağlı olarak anlık tepkiler veren, yarın da tam tersini savunsa çok şaşırmayacağımız, ezilenlere de ezenlere de seslenen bir seçim partisi.

Bu durum kapitalizmin 1990 sonrasında gemi azıya alması, sermayenin önündeki fiziki, siyasi ve ahlaki engelleri yıkma arzusuyla ilişkili bir şey. Yani Eski Refah Partililere “milli görüş gömleğini” çıkarttıran güç CHP’ye de altı oku toprağa gömdürdü, iki partiden mükemmelen hizaya getirilmiş işbirlikçiler yaratıldı. Direnmeyen çürür; eğer zaten çürükse bu kez ekşi bir koku da yaymaya başlar.

Kullanışlı sol, ama kan görmeye hiç dayanamaz

Continue reading

Syriza’nın ekonomi danışmanı: “Ilımlı-Keynesçi bir politikamız var”

25 Ocak 2015’te yapılan Yunanistan Genel Seçimleri’ni kazanan Syriza‘nın ekonomi danışmanlarından olan Costas Lapavitsas, BBC’nin HardTalk programına konuk olmuş, yaklaşık 15 gün önce.

12. dakikadan itibaren programın sunucusu Lapavitsas’a soruyor:

Her ne kadar Syriza’nın vergi ve harcama politikalarına inanıyor olsanız da, siz bile Yunanistan’ın yabancı yatırım olmaksızın anlamlı bir büyümeyi sürdüremeyeceğini kabul edersiniz. Eğer Syriza kazanırsa yabancı yatırım diye bir şey olmaz. Bunun son aylarda önemli bir tartışma konusu olduğunu gördük. Sızan toplantı notlarında ya da diğer iletişim araçlarında her türden yabancı yatırımcının Syriza konusunda derin endişeler ifade ettiklerini gördük.

Continue reading

Bir Ahmet Altan vardı, ne oldu ona?

Ahmet_AltanGeçenlerde Ahmet Altan’ın Mayıs ayında basın özgürlüğü hakkında yaptığı bir konuşmaya rastladım. “Çok ağır baskılar altında bugün Türk basını” diyor.

Ne günlerdi! Demokrat, sivil AKP bir yandan askeri vesayetle güreşiyor, diğer eliyle de yatırım ortamını güzelleştiriyordu. Taraf gazetesi bu çekişme ortamında doğmuş, bir yandan ‘askeri vesayet’e verip veriştiriyor, bir yandan ‘özelleştirme olmadan demokratikleşme olmaz’ diyen köşe yazıları yayımlıyor, “PKK iki halkın da düşmanı” diye manşetler atıyordu.

Bu gazeteden ne cengaverler çıktı: Etyen Mahçupyan Başbakan danışmanı oldu, Yıldıray Oğur, Rasim Ozan Kütahyalı, Melih Altınok…

Tüm bu hengame içinde sesini en çok duyuran, gazetenin yayın yönetmeni, her gün yazdığı başyazılarla bizlere demokratlık dersi veren bir yazar, Ahmet Altan vardı.

Continue reading

HDP’nin -Bazı- Sosyalistlerle Ne İşi Var?

Ertugrul_DavutogluYıl 1989.

SHP Malatya milletvekili İsmail Aksoy “Kürtler ayrı bir halktır” dediği gerekçesiyle partiden ihraç ediliyor. Ardından 7 SHP’li milletvekili daha. Onlar da Paris’teki ‘Kürt Ulusal Kimliği ve İnsan Hakları’ konferansına katılmak suçunu işlemişler.

Kürt hareketinin yasal particilik macerası, SHP’den ihraç edilen milletvekillerinin Haziran 1990’da HEP’i kurmasıyla başlıyor. Milletvekillerini partiden ihraç eden SHP’ye oldukça öfkelenmiş olacak ki, Kürt hareketine yakın yayınlardan biri olan Yeni Ülke isimli gazete veryansın ediyor o dönem:

Hepsinin politikası özel savaşa ayarlıdır. İnönü Özal’dan daha fazla devletçidir. Bunlar diğer meselelerde dalaşırlar ama Kürt meselesinde birleşirler … SHP düzen partisidir, devlet partisidir … Üstelik SHP, Kürt sorunu konusunda 70 yıldan bu yana sabıkalı olan bir partidir” (Yeni Ülke, 45).

SHP, 12 Eylül sonrasında oligarşinin solu çevrelemek için CHP’den kırparak partileştirdiği bir oluşumdu. Doğru söze ne denir, bir düzen partisiydi.

Continue reading

La epidemia del terrorismo bajo Mubarak de Turquía

Spanish translation of my article on MrZine.org.

Una nueva epidemia ha estallado en Turquía. Es llamada “el terrorismo”. Esta enfermedad de trasmisión ideológica (ETI) parece ser extremadamente contagiosa. Si no, como podemos explicar el numeroso y creciente numero de terroristas en el país?

The Associated Press realizó una encuesta sobre las condenas del terrorismo en el mundo. Las cifras son preocupantes. Según las conclusiones de la encuesta, al menos 35,000 personas fueron declaradas culpables de terrorismo en el mundo en los últimos diez años. 12,897 de ellos fueron declarados culpables en Turquía. (En comparación, China con una población de 1.3 billones, tuvo 7,000 personas declaradas culpables de terrorismo.) En otras palabras, Turquía solo, represento un tercio del total mundial. Un escabroso calculo muestra el tamaño de la epidemia de terrorismo en Turquía: de cada 5,500 ciudadanos Turcos, uno es un terrorista.

Continue reading

Ekonomi İyi Durumda ama Halk Değil: Türkiye’deki Gösterilerin Ekonomik Arka Planına İlişkin Notlar

MrZine.org’da yayımlanan yazımın, translatorsforjustice.wordpress.com gönüllüleri tarafından yapılmış Türkçe tercümesi.

ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in, dönemin Nikaragua diktatörü hakkında, “Somoza orospu çocuğu olabilir, ama o bizim orospu çocuğumuz,” dediği rivayet edilir. Roosevelt’in bu sözü gerçekten sarf edip etmediği tartışmalıdır; ama onun bahsettiği model, –yani bir tür lisanslı diktatörlük– yıllarca Birleşik Devletler’in dış politikası olagelmiştir. 

Bugünlerde ABD, Suriye rejimin devrilmesi gereken bir diktatörlük olduğunda ısrar ederek başka Batı ülkeleriyle birlikte rejime karşı harekete geçiyor. Artık iyice bilindiği gibi, ABD, Türkiye’yi Ortadoğu için bir demokrasi modeli olarak pazarlayarak Suriye yönetimini devirmek için Türkiye’yi etkin olarak kullanıyor. “Arap Baharı” denilen süreçten bile önce, USAID (ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı) raporunda açıkça “Birleşik Devletler Türkiye’nin organize suçlar, uyuşturucuyla mücadele, nükleer silahlanma ve terörle mücadele konularında bölgesel liderlik üssü olması için çalışmaktadır,” denilmiştir (USAID, Kongrenin Bütçe Gerekçelendirme Raporu, 2010, s.386). Türkiye’yi üs edinen teröristlerin Suriye’nin kuzeyinde yaptıkları katliamlara bakılırsa, Türk devletinin organize suç alanında bölgesel bir lider olmayı başardığı açıktır.