9 Karikatürde “Eski” Türkiye

İnfaz_Hibir

AKP şefleri bize “Yeni Türkiye’de” yaşadığımızı söyleyip duruyorlar. Eski Türkiye’yi bilmeyince, onların sözlerine kanmak kolay. Yeni Türkiye ne kadar yeni?

Bu sorunun cevabını tarih kitaplarında değil de, daha umulmadık bir yerde, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında arayalım. Çünkü çelişkileri öyle keskin bir yerdeyiz ki, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında bile ülkemizin değişmeyen kaderini görmek mümkün. Eski Türkiye hala ayakta.

Hıbır dergisi 1989 yılında Oğuz Aral’ın ünlü Gırgır dergisinden ayrılan karikatüristler tarafından kurulmuş. Aral’ın siyasi göndermeler taşıyan mizah çizgisini koruyan Hıbırcılar, dergi 1995 yılında kapanıncaya kadar, derginin kapaklarında ve ilk sayfalarında, güncel Türkiye siyasetini eleştiren karikatürler çizmişler.

Continue reading

Advertisements

Devlet kalekol yaptı, HDP pazarlık

Samanlik_seyran_oldu

Haziran, 2014. AKP henüz faşist, sömürgeci değil, demokratken Davutoğlu HDP’yi ziyaret etmişti.

Devlet operasyon yaptığı yerlerden çekilmeyecek. Şehir içlerine kale kollar kurulacak. Dağlardaki eski karakolların yerine kale kollar kurulmuş, başarılı bir sonuç alınmıştı. Bu kez şehir kale kolları geliyor… Cizre’nin, Sur’un, Silopi’nin tekrar PKK’nın kontrolüne girmemesi için, polis özel harekatın görev yapacağı, “mahalle karakolları” kurulacak. Devletin geçici olmadığının gösterilmesi gerekiyor.

Hükümete yakın köşe yazarlarından biri, yeni yıla girerken böyle yazmıştı. Egemen sınıfların iktidar bilinci çok güçlü. Geçici çözümlerle yetinmiyorlar. Zenginliklerini sınıf savaşıyla kazandıklarının ve ancak böyle koruyabileceklerinin farkındalar. Bu bilinçle oldukça kararlı adımlar atıyorlar.

Kalekol dedikleri, büyük ve korunaklı karakol binalarının Kürdistan’daki yapımına da böyle başlamışlardı. Hem de adına “barış süreci” dedikleri bir komedinin ortasında. Kürt milliyetçiliğinin temsilcileri ‘barış’ müzakerelerinin yorgunluğunu, AKP’li bakanlarla katıldıkları resepsiyonlarda atarken, faşizm silahlı mücadeleye hazırlanıyordu. Milyonlarca dolar harcayarak Kürt halkının topraklarına bu beton yığınlarını diktiler. Bölgede her 5 kilometrede bir yükselen bu binalar, halk başkaldırırsa ölüm saçmaya hazırlar.

Continue reading

Karşı-devrim kendi çocuklarını yerken

Koza_Ipek_Kayyum

27 Ekim günü yapılan bir baskınla, AKP Koza-İpek Holding’in 22 şirketine el koydu. Holdingin sahip olduğu Kanaltürk isimli TV kanalına gelen polisler yayını durdurdu. Şirketin Bugün ve Millet isimli gazeteleri de AKP’nin atadığı yetkililerin (kayyum) eline geçti, genel yayın müdürleri değiştirildi.

Tüm bunlar muhalif medyaya basın ve ifade özgürlüğünü hatırlattı.

AKP-Cemaat yavrusu Koza-İpek Holding

İktidar partisi 2002’den önce kendi halinde bir işletme olan Koza-İpek’in önüne tüm Türkiye’yi sermişti. Şirketin Türkiye’nin yeraltı kaynaklarını yağmalayarak “En Büyük 500 Firma” içerisine ilk kez girdiği yıl 2005’ti. Yöneticileri üstün bir ticari zekaya ve yatırım becerisine sahip olmalı. Çünkü Koza Madencilik 2006 yılında 237.; 2009 yılında 144.; 2011 yılında 77. en büyük şirkete dönüşüvermiş. Hatta 2013 yılında Türkiye’nin en kârlı 8. şirketi olmuş.

Bergama’dan Kaz Dağları’na nasıl bir yağma sürmüş, artık siz düşünün.

Continue reading

Barışı savunuyorlar, ama mantığı katlederek

"Barışalım mı?" Görsel: Steve Bell, 2008.

“Barışalım mı?” Görsel: Steve Bell, 2008.

Barış isteyenlerin tutarlılık diye bir derdi kalmadı. Çok yüce bir değeri savunuyorlar ya, ne desek, ne yazsak olur diye düşünüyorlar galiba. Artık Diken’e yazan, eski Yeni Şafakçı ve Starcı Levent Gültekin de bunlardan biri. “‘PKK silah bırakmalı’ diyenlerin gözden kaçırdığı gerçek” diye bir yazı yazmış.

“Barışseverler” kendisi hakkında olumsuz yargıya kapılmasın diye, daha ilk cümlede barışa karşı ne kadar samimi duygular beslediğini ilan ediyor Gültekin. Şiddete başvurmak akılsızlık, adaletsizlikmiş. “Hayatımın hiçbir döneminde ama diyerek şiddete gerekçe üretmedim”.

Liberal besmele bu. Kürt hareketinden bahsederken bununla başlamayanı cin çarpıyor. Gültekin’de yalan yok, çünkü yazısının devamında, PKK’nin silah bırakmayışını gerekçelendirirken “ama” yerine “fakat“ı kullanıyor sahiden de: “İşte bundan dolayı PKK’nın silah bırakmasını savunuyorum. Fakat bu bir türlü mümkün olmuyor.”

PKK’ya katılan insanlar yapılan haksızlıklara, baskılara, tahammül edemedikleri için silaha sarıldılar… PKK’ya katılan gençlerin silaha sarılmalarına neden olan, devletin yaptığı haksızlıklara tahammülsüz oluşları, kişilikleri, onurları, haysiyetleridir.

Ne oldu şimdi?

Continue reading

Terörize olmamak için iki öneri

İsrail devletinin öldürdüğü Filistinli gencin cenazesinden bir fotoğraf.

İsrail devletinin öldürdüğü Filistinli gencin cenazesinden bir fotoğraf.

Terörize olmuş insanları etkilemek, sindirmek ya da istenilen yöne sevk etmek daha kolaylaşır. Devlet terörü korkunun yanında kafa karışıklığı ve çaresizlik de getirir. Dostla düşman birbirine karışır. Hedefi belirsiz bir öfke ve kaygı açığa çıkar.

Devlet terörünün asıl amacı budur. Şeyh Bedreddin’in çıplak ve cansız bedeni Serez Çarşısı’nda teşhir edilmişti. Naziler anti-faşist partizanları yakaladıkları zaman, onları herkesin gözü önünde idam edip ölü bedenleri ibret olsun diye bir süre meydanda bırakırdı. Nazilerden yarım yüzyıl sonra, Şırnak’ta Hacı Birlik’in bedenini yerde sürükleyip fotoğraflayan alçakların yapmak istediği de aynıdır.

Çok kalabalığız. Öldürmekle bitecek gibi değiliz. Bu yüzden devlet terörü yüzyıllardır öldürmeyi değil, halkı yönetilebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Reyhanlı’da, Suruç’ta, Ankara’da patlayan bombalarla ne yapacağını bilmeyen, korkunun esiri olmuş, öfkesini kendi içine boşaltan bir halk yaratmak istiyorlar.

Continue reading

Düşük yoğunluklu barış

Ankara_Katliami_10.10.2015

Savaş zamanı ordular çarpışır, insanlar ölür. Barış zamanıysa siyasetçiler tartışır, sorunlar çözülür.

Okul çağına gelmemiş çocuklar için yazılmış bir masal kitabının girişi gibi. Oysa bugün, yetişkinler için benzer cümleler kurarak kariyer yapan köşe yazarları, politikacılar var. Bu barış dinini televizyonlardan yaymaya çalışan peygamberlerin bir de besmelesi var: “Savaşla siyaset birlikte yürümez”.

Bu mantığa göre dünya tarihinin çoğunda hiç siyaset yapılmamış olması lazım. Düşük yoğunluklu savaşlar çağındayız, ama akıllarda hala geçen yüzyıllardan miras bir barış hayali. Böyle düşünelim istiyorlar.

Devleti yönetenler aptal değil. Özel harekatçı polis sayısını arttırıyorlar. Polislerine ağır silah veriyorlar. Katilleri koruyorlar. Kürt şehirleri, devrimci mahalleler birkaç günlüğüne düşman toprağına, yurttaşlar kolaylıkla düşmana dönüştürülüyor.

Continue reading

Dündar yalnız değil, arkası sağlam

Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Can Dündar’a Televizyon Oskarı’nı verirken. Tarih: Şubat 2007, yani Hrant Dink vurulduktan tam bir ay sonra.

Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Can Dündar’a Televizyon Oskarı’nı verirken. Tarih: Şubat 2007, yani Hrant Dink vurulduktan tam bir ay sonra.

Biliyorum, Can Dündar’ın başlattığı kampanyayı yerinde buluyorsunuz. “Hesap soracağız” dedikçe “yürü be” diyorsunuz. Fakat Dündar’ın başka gündemleri var. Hep olduğu gibi.

Yaptığı MİT TIR’ları haberiyle bize neyi sorgulattığını değil, neyi sorgulatmadığını soralım.

Can Dündar’ın geçmişi ya da birden bire peyda olan cüreti bizi şüphelendirmiyorsa, tekelci Doğan medyasının bu haber üzerine ilan ettiği seferberlikten, New York Times, The Economist gibi ABD ve İngiliz emperyalizminin sesi olarak işlev gören yayınların bir süredir benimsediği çizgiden şüphelenmemiz gerekir.

AKP’nin ABD ile yaptığı anlaşma gereği şu anda Kırşehir’de Suriye halkının düşmanı katiller silahlı eğitim görüyor. CIA ve Amerikan Ordusu tarafından verilen eğitimleri tamamlanınca, mühimmatlarıyla birlikte sınırın öte tarafına, Suriye halkını vurmaya gönderiliyorlar. Dündar’ın ya da Ezgi Başaran’ın yazılarında bunlar yok. Niye yok?

Oligarşinin bir kanadı ve emperyalizm, bu seçimde AKP güç kaybetsin istiyor. The Economist gibi emek düşmanı bir dergi, seçimlere ilişkin yazısında

Türkiye’nin bir De Gaulle’e, hele bir Vladimir Putin’e hiç ihtiyacı yok. Bunun yerine daha büyük bir iktidar devrine, anayasal değişime ilişkin zıtlaşıcı değil uzlaşıcı bir yaklaşıma ihtiyacı var. Dolayısıyla oy verenler AKP’ye bu değişimi tek başına başlatacak bir çoğunluk vermemeli. Onun yerine bir muhalefet partisini desteklemeli.

dedikten sonra, en uygun adayın HDP olduğunu söylüyor.

New York Times, Erdoğan’ın Hürriyet gazetesine yönelik tehditlerine 8000 km öteden editöryel bir yazıyla karşı çıkarak işbirlikçi medyayı korumaya alıyor.

Sıradan bir belgeselci ve televizyon programcısıyken, birden hakikat aşığı cesur gazeteci kesilen Can Dündar’ın da destek verdiği, seçimlerden iki hafta önce hem içeriden hem dışarıdan başlayan bir kampanya bu. Emperyalizme dokunmayıp yalnızca AKP’yi hedef alan, dikkatli bir hizaya getirme kampanyası. Ne hikmetse MİT tırlarında hiç ABD ya da Alman silahı yok. Hepsi “Rus menşeli“. Belli ki hükümet MİT TIR’ları olayında emperyalizme danışmadan iş tutmaya çalışmış ve enselenmiş.

Can Dündar bu haberin yarattığı tartışmaların ardından yazdığı “Tehdidi bırak, bu 20 soruya yanıt ver!” başlıklı yazısında, Türkiye’den Suriye’ye silah aktarmanın uluslararası hukuka aykırı bir suç olduğunu söylüyor.

Doğrudur. Üstelik yalnızca halkları katletsin diye çetelere silah göndermek değil, komşu ülkenin topraklarında katilleri eğitmek, egemen uluslara karşı komplolar çevirmek, halkı katledip yağmalar yapmak da suçtur. Ama bu suçu AKP tek başına değil, emperyalizmle, Katar, Suudi Arabistan gibi onun Ortadoğulu uşaklarıyla birlikte işledi. Tekelci Doğan Medyası, Dündar’ın çok sevdiği, belgesellerine sponsor olan patronlar da buna ortaklık etti.

Ne Dündar, ne de Başaran, ne de tekelci medyanın diğer cengaverleri kendilerine çizilen sınırların dışına çıkıp, bu suç ortaklarına dair hakikatleri de yazabilecek kadar cesurlar. Gerçeğin ne kadarı oligarşinin işine yarıyorsa, o kadarını yazmakla yükümlüler. Biz oligarşinin kendi içindeki bu çelişkilerden yararlanır, onların pisliklerini teşhir ederiz. Ama düzen gazetecilerini savunma kampanyalarına kuyruk olmayız.

Halka karşı işlenmiş suçların hesabını Aydın Doğan, enkaz CHP, Can Dündar gibi hizmetçiler değil, yine direnen halklar soracak. Kılıcımızı yalnız kendimiz için savuracağız.


* Bu yazı daha önce Gezite’de yayımlandı.