Yeni çeviri Charles Tilly’den

Sosyoloji, siyaset bilimi ya da Avrupa tarihi alanlarında çalışıyorsanız, Charles Tilly‘nin ismine mutlaka denk gelmişsinizdir. Özellikle onun klasikleşmiş “War Making and State Making as Organized Crime” makalesine sık sık gönderme yapılır.

Nasıl olmuşsa, makale 1980’lerde yazılmasına ve çok tartışılmasına rağmen çevrilmeden kalmış. Bunu görünce S. Erdem Türközü ile birlikte harekete geçip hızlıca çevirdik ve Siyasol’a koyduk. Çeviriye yazdığımız sunuşla birlikte PDF linkini burada da paylaşıyorum:

Otopark mafyasının mantığı basittir. Arabanızı onun kontrolü altındaki bölgeye bıraktığınızda, mafya malınızı korumayı (himaye) taahhüt eder. Bu hizmeti vermek için insan gücü ve ekipman gerekir. Yani bir maliyeti vardır, dolayısıyla sizden belirli bir ücret talep edilir (haraç).
Continue reading

Çelik yeleklere karşı devrimci yürekler

Filistinli_direnisciEgemen sınıfların yapabileceği yıkıma kıyasla önemsiz bir ayrıntı gibi görünen bir çatışma ya da bir rehin alma olayı nasıl oluyor da tüm ülkeyi sarsan bir eyleme dönüşebiliyor? Buradan çağımızın sınıf savaşlarına ilişkin sonuçlar çıkarılabilir mi?

Eşitsizlikler çağında olduğumuzu tekrarlayıp duruyoruz. Sayısı az olmakla birlikte iyi örgütlenmiş bir ezenler iktidarının elinde ordular, bu ordularda uydu destekli tanklar, tüm dünyayı saran istihbarat ağları, her köşe başına yerleşen kameralar, iyi eğitimli entelektüellerden kurulu düşünce ve medya teşkilatları var.

Buna karşın, özellikle 1990’dan sonra ezilenlerin elinde emperyalizmin gündemine ve taktiklerine etki edebilecek araçlar gitgide azaldı. Dünyanın ezici çoğunluğu ne bir devlete, ne de kendini koruyacak bir orduya sahip artık. Emperyalistlerin mide bulandıran kibrinin, pervasızca söylenen yalanların kaynağı bu.

Continue reading

Interview with the militants: “Our barrels will bring justice”

31_March_Caglayan

On March 31st, 2015 at around 12 o’clock, two militants of DHKC (Revolutionary People’s Liberation Front) raided the Caglayan Courthouse in Istanbul and took hostage Mehmet Selim Kiraz, a public prosecutor of Berkin Elvan file. Berkin Elvan, who was shot by still unknown policemen during the June Uprising of 2013, had been murdered after staying in coma for almost one year. None of his murderes were revelead so far, however, despite all the attempts and demands from the family and popular democratic organizations.

Below there is an interview conducted by Ahmet Şık, a journalist for Cumhuriyet newspaper with the militants at around 16 o’clock, 3-4 hours ago before they were summarily executed by the SWAT teams. A twitter hashtag #BizDeSiziSeviyoruz (We love you too) became a Trending Topic in Twitter after the last Twitter post of the militants saying “Our people, we love you”.

Are you going to end your action? Can you tell me about the ongoing negotiations?

Through our Twitter account, we have posted the registration numbers of the policemen who came forward in the investigation file. According to the file, the Criminal Bureau of Security identified this three policemen among the 21 suspects. We have learned that these three police officers might be the ones who shot Berkin. The prosecutor already gave us this information. In the negotiations, we demand that the identities of these three police officers are disclosed on a live TV broadcast. The members of the negotiating delegation told us that it is 99% that Berkin was murdered by these policemen. Therefore we demand the disclosure of their names on a live TV broadcast. We examined the files here. We looked at the photographs of the suspected policemen. The photos of these three police men were framed in red according to the report by the Criminal Bureau. One has the initials G.T. with the serial number 35… We have also shared the registration numbers of the other policemen and we demand the disclosure of their names.

Do you think that your demand will be met?

The names of the perpetrators were known so far but were not disclosed. They will announce and will bring to the court after our attempt. The names of the murderers in Ali Ismail Korkmaz and Ethem Sarısülük cases were also known. But you see the results of the trials. Murderers are never given the necessary the punishment. That’s why we demand the murderers should stand trial in front of a popular court. And this is our second demand.

Continue reading

Aç kalmak ve kendini feda etmek

Ölüm orucu şehidi Feride Harman (Eylül 1973 – Aralık 2002) Fotoğraf: Gencer Yurttaş

Ölüm orucu şehidi Feride Harman (Eylül 1973 – Aralık 2002) Fotoğraf: Gencer Yurttaş

Aç kalan beden bir süre sonra kendini yemeye başlar. Bedendeki glikoz ve yağlar birkaç gün içinde tükenince, kaslar tek protein kaynağı haline gelir. Ağır ağır eriyen beden hayatta kalmak için direnirken iradeyi de sürekli sınavdan geçirir.

İntihar eden bir insanınkinden farklıdır ölüm orucu direnişçisinin psikolojisi. Bilinci ve iradesiyle bedeni üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyetin siyasi ve felsefi boyutları vardır. İdeallerimizin peşinde ölümün kıyısına kadar yürümüşken “boş ver, hiçbir şey uğruna ölmeye değmez” diyenlerin dinç bedenlerine karşı, ölüm orucu direnişçisinin zayıf bedeni ama çelikten iradesi dikilir.

Kimileri unutmayı tercih etmişse de, bu feda felsefesi Türkiye’de 2000-2007 yılları arasında pratiğe döküldü. Bedenler düştü belki, ama irade ve idealler ayakta kaldı.

Continue reading

Fuhuş, Seks İşçiliği: Sözcüklere Vurulmuş Düzen Damgası

Fotoğraf: Erdal Kınacı. [http://www.erdalkinaci.daportfolio.com] Fotoğraf sanatçısı Kınacı'nın, iki yılda 22 genelev dolaşarak fuhşa itilen kadınların hayatını fotoğrafladığı serisinden bir kare.

Fotoğraf: Erdal Kınacı. [http://www.erdalkinaci.daportfolio.com] Fotoğraf sanatçısı Kınacı’nın, iki yılda 22 genelev dolaşarak fuhşa itilen kadınların hayatını fotoğrafladığı serisinden bir kare.

Fuhşa yönelik görüşlerin tarihinin, sınıf mücadelesinin tarihine ne kadar bağlı olduğunu görmek öğretici.

1970’lerin sonlarına kadar, dünyadaki ilerici mücadeleler için fuhuş derhal ortadan kaldırılması gereken bir insanlık ayıbıydı. Fuhuş, emperyalist sistemin kadını giysileriyle birlikte öznelliğinden, duygularından da soyup cinselliğine indirgemesinin doruğuydu. İkinci sınıf insan sayılan kadın, bu burjuva ataerkil mekanizma sayesinde cinsel organını, ağzını ve diğer uzuvlarını erkeklere para karşılığı kiralayabiliyordu.

Bu yıllarda kadınların fuhşa itilmesine ilişkin ekonomik ağlar çözümleniyor, bunun yapısal bir sorun olduğu ve sınıflı ataerkil toplumla sıkı bir ilişki içinde bulunduğu ortaya konuluyordu. Yapılan saha çalışmaları, para karşılığı cinsel ilişkide bulunan kişilerin ezici çoğunluğunun bunu isteyerek değil, doğrudan ya da dolaylı zorla yaptığını gösteriyordu.

Continue reading

Zulüm Düzeni Böyle Yıkıldı: Nikaragua Devrimi

Fotoğraf: Susan Meiselas | susanmeiselas.com

Fotoğraf: Susan Meiselas | susanmeiselas.com

Cinayeti hobi edinmiş bir polis teşkilatı. Yalancılık ve çürümüşlük timsali yöneticiler. İşadamları ve emperyalizmle el ele verip bütün ülkeyi yağmalamaya yemin etmiş bir iktidar. Ve bir depremin yıktığı çürük binaların altında kalıp ölen binlerce yoksul insan. 1979 yılındaki devrimden önce Nikaragua’da durum işte böyleydi.

Nikaragua bir Orta Amerika ülkesidir. Ülke 1909 yılında ABD tarafından işgal edildi ve 1933 yılına kadar da ABD’nin güdümündeki toprak ağaları tarafından yönetildi. ABD o yıl ordusunu Nikaragua’dan çekti ve iktidarı göstermelik bir jestle Anastasio Somoza isimli bir başka işbirlikçisine bıraktı.

Nikaragua artık “bağımsız” bir ülkeydi.

Continue reading

Mücadelemizin Tiyatroları 4: Ezilenlerin Tiyatrosu ve Güney Amerika’daki Etkisi

Şimdiye kadar dünyadaki devrimci tiyatro deneyimlerini aktarmaya çalıştığım üç yazı yazdım. Bu yazılarda Sovyetler Birliği ve Almanya’ya odaklandım. Zira bu ülkeler Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşı arasında, ve savaştan sonra bir süre daha dünyadaki devrimci tiyatronun öncülüğünü yaptılar.

Bu durum 1950’lerin ortalarından itibaren değişmeye başladı. Önce 1949 Çin ve daha sonra 1959 Küba Devrimi dünyadaki başat çelişkinin yeni öznelerine dikkat çekiyordu. Dünyadaki devrimci mücadelenin ekseni artık yeni-sömürge ülkelere doğru kaymaya başladıkça, devrimci kültürün ve sanatın öncüleri de mevcut sosyalist devletlerden ve gelişmiş kapitalist ülkelerden değil, daha çok ulusal ve sınıfsal kurtuluş mücadelesi veren coğrafyalardan çıkmaya başladı.

Bu dönem sınıf mücadelesini yürütmenin biçimlerinin de değiştiği bir dönem oldu. Mahir Çayan’ın deyişiyle evrim ve devrim süreçleri iç içe geçmişti artık. Silahlı mücadele yalnızca devrim anında devreye sokulacak bir araç değil, bütün mücadele sürecini belirleyen, diğer bütün demokratik, kültürel, ekonomik ve politik mücadelenin tabi olduğu bir strateji biçimini almıştı. Çin Devrimi Mao’nun geliştirdiği “halk savaşı” stratejisiyle gerçekleşmişti.
Continue reading