Casus romanları ve emperyalist propaganda

1963 yılında gösterime giren James Bond filminin afişi.

1963 yılında gösterime giren James Bond filminin afişi.

İngiliz istihbaratının en üst noktalarına kadar çıkarak Sovyetler Masası’nın başına geçen Kim Philby, aslında Sovyetler Birliği için çalışan bir casustu. Görevde bulunduğu 1946-1963 yılları boyunca, İngiliz ve Amerikan emperyalizminin faaliyetleri konusunda Sovyetler Birliği’ni ve Alman Demokratik Cumhuriyeti’ni bilgilendiren Philby, sosyalist bir casus olduğu anlaşılınca kaçarak Moskova’ya sığındı.

Philby’nin sorumluluk alanı yalnızca Sovyetler Masası’yla da sınırlı kalmadı. İngiliz istihbarat teşkilatı, ona Amerikan istihbaratı ile iletişimin güçlendirilmesi görevini de vermişti. Bu da demek oluyor ki, yaklaşık 20 yıl boyunca dönemin iki büyük emperyalistinin en üst düzey istihbarat bilgileri bir sosyalistin elinden geçti. Emperyalizmin kuyruk acısını tahmin edersiniz.

İşin ilginci, bu yıllar emperyalist dünyanın ünlü casusu İngiliz James Bond’un yaratıldığı yıllardı. Serinin yazarı Ian Flemming, ilk James Bond romanını 1953 yılında yazdı. Romanlarda Bond kâh Doğu Bloku ülkelerinde Sovyetlere, kâh Çinli sosyalistlere karşı amansız savaşlar veriyor, Batı medeniyetinin üstünlüğünü dünya aleme gösteriyordu.

Continue reading

Advertisements

Bazı Dağların Gölgesi ve Örgütleyici İlke

Alatas_Her_Dagin

Evrim Alataş’ın romanı Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer üzerine…

Usta oyun yazarı David Edgar, “hepimiz birbirimizden farklıyız” der. Sonra da hemen vurgular: Ama tüm bu farklılığı mümkün kılan, benzer özelliklere sahip bir iskeletle donatılmış olmamızdır. Bu iskelet olmaksızın, çuval gibi yere serilirdik ve bizim biricik olduğumuz bilinemezdi. Aynı şey, insanların toplumsal ürünleri olan müzikler, resimler, romanlar için de geçerlidir. En farklılaştıkları anda bile, onların bu kendine has oluşunu sırtında taşıyan bir örgütleyici ilke buluruz hemen hepsinin altında. Kimi zaman bir karakter, kimi zaman bir olay örgüsüdür bu; kimi zaman da basit bir melodi etrafında örgütlenerek karmaşıklaşır bir konçertonun notaları.

Örgütleyici ilke bir sanat eserinde, o eserin farklı öğeleri arasındaki ilişkinin hangi temelde kurulacağını belirleyen fikirdir. Sanatçı bu fikrin rehberliğinde daha karmaşık bir yapıyı inşa ederken, her parçanın diğer öğelerle olan ilişkisini kurgular, belirli bir parçanın o bütün içinde nereye denk düştüğünü bu fikir sayesinde tayin eder.

Continue reading