2016 ve kitaplar: En sevdiklerim

2016_kitaplar

Bu yıl geçen seneyle hemen hemen aynı sayıda kitap okudum. Çalışmalarım daha ziyade makale okumayı gerektirdiği için, kitaplara istediğim kadar ağırlık veremiyorum. Ama sayı yine de fena değil: 36.

Üstelik geçen seneye kıyasla, bu yıl okuduğum kitapları daha başarılı, daha ufuk açıcı buldum. Burada en sevdiklerimden kısaca söz etmek istiyorum. Belki benzer alanlarda çalışanlarınızın işine yarar ya da bana bu doğrultuda tavsiyelerde bulunmak istersiniz.

Roman

Bu yıl 9 roman okumuşum. Kişisel 2016 en iyi roman ödülümü Umberto Eco’nun Gülün Adı romanıyla, Joseph O’Connor’ın Denizler Yıldızı arasında paylaştırıyorum.

Eco’nun artık klasikleşmiş romanı her okura kendi bilgisi, beklentisi oranında bir şeyler verebilen güzel bir eser. Aynı anda sürükleyici bir polisiye ve bir manastır gezisi. Hem bir Ortaçağ siyaset felsefesi tartışması, hem de kısa bir tarih ve göstergebilim incelemesi. Hatta son yıllarda adı duyulmaya başlayan ve üniversitelerde geçen “kampüs romanları” janrının bir Ortaçağ versiyonu olabilir diye düşündüm. Çünkü Gülün Adı, kitaplar hakkında bir kitap.

Continue reading

Advertisements

Barış süreçlerinin ışığında Kolombiya: Şimdi ne olacak?

baris_surecleri_fmln_ira_farc_anc

26 Eylül günü, Kolombiya devleti ile silahlı halk örgütü FARC’ın temsilcileri el sıkışıp anlaştı. FARC temsilcisi Timochenko “artık silahlar olmaksızın politika yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın” diye konuştu. Kolombiya Devlet Başkanı Santos da “artık şiddeti fikirleri savunmanın bir aracı olarak kabul etmiyoruz” dedi. 2 Ekim Pazar günkü referandumda ise, vatandaşlara barış anlaşmasını kabul edip etmediği sorulduğunda insanların %50.2’si “hayır” oyu kullandı. Kolombiya’daki barış süreci şimdilik askıda.

Tuhaf olan, 26 Eylül’de birbirini sevinçle kucaklayan tarafların, 2 Ekim’de de bir o kadar üzgün görünmeleriydi. Bir yerde ezenler ile ezilenlerin temsilcileri aynı şeyleri giyip, aynı şeyleri söylemeye başlamışlarsa; aynı şeyleri kutluyor, aynı şeylere seviniyor ve üzülüyorlarsa… Şüphelenmeliyiz. Bin yıllara uzanan sınıflı toplum tarihi, bize hiç değilse bu kadarcık bir sağduyu vermiş olmalıdır.

Kolombiya’da görevli ABD’li diplomat Aronson, FARC’ı çok uzaklardaki “yıllar önce sönmüş bir yıldıza” benzetip, söndükten “yıllar sonra da ışığını görebiliyordunuz. İşte FARC böyle olmuştu,” diyor. FARC emperyalizmin Latin Amerika’da söndürdüğü ilk yıldız değil. 1990’larda böyle pek çok yıldız söndü ve ardından tepinerek kutlamalar yapıldı.

Continue reading

9 Karikatürde “Eski” Türkiye

İnfaz_Hibir

AKP şefleri bize “Yeni Türkiye’de” yaşadığımızı söyleyip duruyorlar. Eski Türkiye’yi bilmeyince, onların sözlerine kanmak kolay. Yeni Türkiye ne kadar yeni?

Bu sorunun cevabını tarih kitaplarında değil de, daha umulmadık bir yerde, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında arayalım. Çünkü çelişkileri öyle keskin bir yerdeyiz ki, eski bir karikatür dergisinin sayfalarında bile ülkemizin değişmeyen kaderini görmek mümkün. Eski Türkiye hala ayakta.

Hıbır dergisi 1989 yılında Oğuz Aral’ın ünlü Gırgır dergisinden ayrılan karikatüristler tarafından kurulmuş. Aral’ın siyasi göndermeler taşıyan mizah çizgisini koruyan Hıbırcılar, dergi 1995 yılında kapanıncaya kadar, derginin kapaklarında ve ilk sayfalarında, güncel Türkiye siyasetini eleştiren karikatürler çizmişler.

Continue reading

Onlar da barıştan kaçıyor

Baristan_Kacanlar_Martinez

Orta Amerika’daki devrimci hareketler, 1990 yılından sonra silahlarını attı. Yıllardır savaşan gerillaların eline seçim broşürü tutuşturuldu. Nikaragua’da FSLN 1990, El Salvador’da FMLN 1992 yılında, Guatemala’da URNG 1996 yılında aynı yola girdi. Adına barış dediler.

Peki barış, emperyalizmin Orta Amerika’da yarattığı sorunları çözebildi mi?

The Beast (2014), El Salvadorlu Gazeteci Óscar Martínez’in ilk kitabı. Farklı bir açıdan, göçmenleringözünden bakıyor Orta Amerika’ya. Eskiden beri var olan, ancak 2000’lerle birlikte krize dönüşmüş bir sorun Orta Amerika’da göçmenlik. Her yıl yüz binlerce insan El Salvador’daki, Guatemala’daki evlerini bırakıp kaçak yollardan ABD’ye girmeye çalışıyor. 2005 yılında 1.2 milyon insan sınırdan kaçak girmeye çalışırken yakalandı. Kaç milyon insan yakalanmadan girebildi, bilinmez.

Continue reading

Küba kirlenirken

Rolling_Stones_Che

Rolling Stones’un 25 Mart 2016 tarihli Havana konserinde görülen Che “pankartı”.

Yağmurlu bir Mart sabahı Havana’ya ayak basan ABD Başkanı, “Buraya Soğuk Savaş’ın Amerika kıtasındaki son kalıntısını gömmeye geldim” dedi. Soğuk Savaş, sosyalizmle emperyalizmin çarpışmasından doğduğuna göre, takım elbiseli mezarcılar kimin çukurunu kazmaya geldi Küba’ya?

Küba Cumhuriyeti ambargolara, işgal ve suikast girişimlerine rağmen 57 yaşında. Kabına sığmayan bir devrimdi. Kendi ülkelerindeki devrimi yalnızca bir başlangıç olarak gören binlerce Kübalı, son durağı Afrika ormanları ya da Latin Amerika dağları olan bir maceraya atılmıştı devrimden sonra.

57 yıl boyunca tek bir Amerikan başkanının ayak basamadığı Havana sokakları, Latin Amerika’nın devrimci kadrolarına kucak açtı. Küba, dünyanın her yerinden gelen devrimcilerin buluştuğu bir eğitim merkeziydi. Evlatlarının başsız bedenlerini mısır tarlalarına atılmış halde bulan yoksul El Salvador, Nikaragua ve Kolombiya köylüleri, ölüm mangalarından Küba’nın verdiği silahlar sayesinde hesap sorabiliyordu.

Continue reading

Ya burjuvazinin başı sağ olacak, ya proletaryanın

Erdogan_Koc_tank

Mustafa Koç’un ölümünün ardından, Tofaş İşçileri imzalı bir bildiri dolaşmaya başladı. Makul olmanın dolardan bile kıymetli hale geldiği zamanımızda, bildiri çok takdir edildi. Şöyle diyorlar:

Koç Holding yönetim kurulu başkanı Mustafa Koç’un hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bizler TOFAŞ’ta hak mücadelesi veren ve bundan dolayı da Koç Holding yönetimi tarafından baskılara ve büyük haksızlıklara uğramış işçileriz.

Bundan dolayı Mustafa Koç da dahil Koç Holding yönetimine karşı ne öfkemiz biter ne de mücadelemiz.

Fakat bizler emekçiyiz, insanız. İnsan hayatına değer veririz. Bunun için yaşadıklarımızdan bunca eziyetteki sorumluluğunu asla unutmayacağımız Mustafa Koç’un hayatını kaybetmesinden dolayı üzüntülerimizi bildiririz.

Ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

İnsansever işçiler, insanlık ailesi bir ferdini daha kaybetti diye üzülmüş. Bu önemli, çünkü ülkemizde her gün onlarca insan değişik şekillerde öldürülüyor. Tofaş İşçileri bu ölümler karşısındaki üzüntülerini ifade etmeye bir yerinden başlamalıydı. Tank üreticisi Mustafa Koç’tan başlamaları, nasıl diyeyim, Soma’da bir madende opera dinliyormuşum gibi hissettirdi.

İşçilerin ardından, HDP de bir taziye mesajı yayımladı.

İş dünyasının önde gelen isimlerinden Mustafa Koç’un ani bir rahatsızlıkla yaşamını yitirmesinden dolayı kendisine rahmet, ailesine, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

“Biz ne kadar iyiyiz” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Yüzer yüzer öldürülüyoruz. Ev diye naylon çadırda yaşayanlarımız var. Büyük patronların atölyelerinde, 14 yaşından 60 yaşına kadar limon gibi sıkılıyoruz. Üniversitedeysek apar topar gözaltına alınıyor, işten atılıyoruz. Az ötemizde, şehirlerimize giren tanklar evlerimizi yıkmış, sevdiklerimiz altında kalmış.

Ama yine de hayatlarımıza el koyanlara “iş dünyası” diye sesleniyoruz. Mezarımızdan doğrulmuş, bizi gömenlere rahmet, üzüntü, baş sağlığı dağıtıyoruz. Acınacak haldeyiz. Kusura bakmayın ama, tanrınız bize bunları yapanlara rahmet ediyorsa adaletsizdir. Bize bunları yapanlara değer verip üzülüyorsanız, o yufka yürekleriniz de adaletsiz. Adaletsizlikten bıktık.

Dünya karmaşık değil. İki sınıf var, ikisinin de başının sağ olması mümkün değil.

Okulsuzlar

Hayatında hiç ders kitabı görmemiş milyonlarca çocuk var. Hayır, öğretmenler artık dersleri tablet bilgisayarlardan işlediği için değil. Bu başka.

UNICEF çatışmalı bölgelerdeki çocukların eğitim durumlarına dair bir rapor hazırlamış. Dünyada 13.4 milyon çocuğun eğitimden faydalanamadığını söylüyor. En çok çocuğun eğitim dışı kaldığı ülkeler sıralaması ise bize emperyalizm gerçeğini gösteriyor:

  • Sudan, 3.1 milyon çocuk
  • Irak, 3 milyon
  • Yemen, 2.9 milyon
  • Suriye, 2.4 milyon
  • Libya, 2 milyon

Okula gidemeyen çocukların milyonlara ulaştığı ülkelerin tamamı, istisnasız bir emperyalist işgal ya da karşı-devrim yaşamış. Hakkında daha önce uzun uzun yazdığım Irak, ABD’nin ambargo ve işgallerinden önce Ortadoğu’nun en zengin ülkelerinden biriydi. Üniversiteleri bölge ortalamasının üstünde bir eğitim sağlıyordu. Emperyalizmin Irak’ı işgal ve talan etmesinin ardından 10 yıldan fazla bir süre geçti ve bugün Irak’ta 3 milyon çocuk okula gidemiyor.

Libya’da silahlandırdıkları çeteler Devlet Başkanı Kaddafi’yi devirip katlettiğinde, o sıralar Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton televizyonda piskopat gibi kahkahalar atıyordu. Yurttaşlarına ücretsiz eğitim, konut, elektrik ve su sağlayabilen Kaddafi rejiminin ardından Libya’da 2 milyon çocuk artık okul yüzü göremiyor. Ülke IŞİD’in eline geçmeye başladı.

Türkiye olarak iyi durumda olduğumuzu filan da düşünmeyin. Faşizmin Kürdistan’daki saldırıları 150-200 bin çocuğun eğitimini engelledi. Okulları karargaha çeviren kontrgerilla, karatahtaları kendi gerici şovenist sloganlarını yazmak için kullanıyor. Toplamdaysa 1 milyon 300 bin çocuk Türkiye’de okula gidemiyor!

Sözde savaş yok, işgal yok, büyüyen bir ekonomi ve siyasi istikrar var, krizler teğet geçiyor. Ancak yoksullar devamlı krizde.