2016 ve kitaplar: En sevdiklerim

2016_kitaplar

Bu yıl geçen seneyle hemen hemen aynı sayıda kitap okudum. Çalışmalarım daha ziyade makale okumayı gerektirdiği için, kitaplara istediğim kadar ağırlık veremiyorum. Ama sayı yine de fena değil: 36.

Üstelik geçen seneye kıyasla, bu yıl okuduğum kitapları daha başarılı, daha ufuk açıcı buldum. Burada en sevdiklerimden kısaca söz etmek istiyorum. Belki benzer alanlarda çalışanlarınızın işine yarar ya da bana bu doğrultuda tavsiyelerde bulunmak istersiniz.

Roman

Bu yıl 9 roman okumuşum. Kişisel 2016 en iyi roman ödülümü Umberto Eco’nun Gülün Adı romanıyla, Joseph O’Connor’ın Denizler Yıldızı arasında paylaştırıyorum.

Eco’nun artık klasikleşmiş romanı her okura kendi bilgisi, beklentisi oranında bir şeyler verebilen güzel bir eser. Aynı anda sürükleyici bir polisiye ve bir manastır gezisi. Hem bir Ortaçağ siyaset felsefesi tartışması, hem de kısa bir tarih ve göstergebilim incelemesi. Hatta son yıllarda adı duyulmaya başlayan ve üniversitelerde geçen “kampüs romanları” janrının bir Ortaçağ versiyonu olabilir diye düşündüm. Çünkü Gülün Adı, kitaplar hakkında bir kitap.

Denizler Yıldızı ise çok iyi araştırılıp yazılmış bir başka tarihsel romandı. İngiltere’nin komplosuyla İrlanda’da milyonlarca insanı öldüren 1847-48 açlığını farklı sınıfların gözünden çok iyi anlatıyordu. Kitabın çevirmeni  Süha Sertabiboğlu’nun da çok iyi bir iş çıkardığını düşündüm.

Popüler bilim

2016’nın en faydalı bulduğum popüler bilim kitabı, bir konuda uzman olmanın ne demek olduğunu nöroloji biliminin bulgularına dayandırarak anlatan Peak: Secrets from the New Science of Expertise [Zirve: Yeni Uzmanlık Biliminin Sırları] isimli çalışma oldu.

Yazar, uzun yıllar keman virtüözleri üzerinde araştırma yaparak uzmanlaşmanın beyinde nasıl değişiklikler yarattığını gözlemlemeye çalışmış. Buradan elde ettiği sonuçları da bazı temel prensiplere dönüştürmüş. Yazara göre, yaşamımızda edindiğimiz deneyimler beynimizde bir takım “zihinsel temsiller” oluşturuyorlar. Yaptığımız işlerin bir izdüşümünü beynimizde yaratıyoruz. İşte uzman ya da virtüöz dediğimiz kişiler uzun bir süre ve titizlikle, uğraştıkları konunun çok kaliteli bir izdüşümünü beyinlerinde yaratmayı başarmış kişiler oluyorlar.

Yazarın eşitlikçi ve emeği odağa alan yaklaşımını sevdim: Bir konuda iyi olmak zor ama özel yetenek işi değil. Yalnızca çok çalışmak gerekiyor.

Tarih/Siyaset

Bu yılın çoğunu El Salvador’daki sınıf mücadelesi ve barış süreci konusunu araştırmaya vermiştim. En çok etkilendiğim tarih kitabı da bununla ilgili: Michael McClintock isimli Orta Amerika uzmanının yazdığı The American Connection: State Terror and Popular Resistance in El Salvador [Amerikan Parmağı: El Salvador’da Devlet Terörü ve Halk Direnişi] isimli çalışma.

Kitap insanın ufkunu açan bir 80 sayfalık bölümle başlıyor. Yazar burada ABD emperyalizminin kontrgerillayı tüm dünyada nasıl eş zamanlı olarak inşa ettiğinin şimdiye kadarki en temiz anlatımını sunuyor. El Salvador’la ilgilenmiyorsanız bile, Türkiye’de MİT, El Salvador’da ANSESAL, Avrupa’da Gladio’nun nasıl bir motivasyonla örgütlendiğini öğrenmek isteyenler kitabın giriş bölümüne mutlaka bakmalı. Özellikle bu bölüm, Mahir Çayan’ın “sömürge tipi faşizm” teorisinin ayrıntılı bir anlatımı gibi düşünülebilir.

Kitap daha sonra El Salvador’daki devlet terörünün örgütlenişini bir yanda halk hareketinin oluşumu, diğer yanda da emperyalizmin buna karşı geliştirdiği tepki ekseninde ele almış. Devletin burada izlediği kontrgerilla taktikleri ile, geçen seneden bu yana Kürt illerinde devam eden abluka arasındaki benzerliği ister istemez görüyor insan.

Sosyal teori

Bu alandaki birinciliği yine iki kitap paylaşacak. Birincisi bir klasik; C. Wright Mills’in The Sociological Imagination [Sosyolojik Tahayyül] isimli çalışması. Alanın klasik kitaplarından biri olmasına rağmen bir türlü okuyamamıştım.

Kitap yazarın “İyi bir sosyal bilimci nasıl olmalı?” sorusuna verdiği yanıtlardan oluşuyor. Yazılmasının üzerinden neredeyse 60 yıl geçmiş ve bu süreçte akademi alanında önemli değişiklikler gerçekleşmiş olmasına rağmen, Mills’in sunduğu perspektifin temel unsurları hala geçerliliğini koruyor. Yazarın kitaba ek yaptığı son bölüm, her sosyal bilimci tarafından mutlaka okunması gereken bir makale: “Intellectual Craftsmanship” [“Entelektüel Zanaatkarlık”]. Mills burada iyi bir sosyal bilimcinin kendini nasıl yetiştirebileceğine, gelişimini nasıl takip edebileceğine dair çok güzel öneriler sunuyor.

Ben bu kitabı okurken, bir tesadüf eseri kitap yeni bir çeviriyle Hil Yayınları tarafından basıldı.

Çok sevdiğim bir başka sosyal teori çalışması yine El Salvador’la ilgiliydi: ABD’li akademisyen Ellen Moodie’nin El Salvador in the Aftermath of Peace [Barıştan sonra El Salvador] kitabı. Özgün, başarılı bir etnografya çalışmasıydı. Araştırmacı barış sürecinin ardından El Salvador’a giderek, insanların gündelik yaşam hikayelerini dinlemiş ve bu hikayelerde gizli ideolojileri ortaya çıkarmaya çalışmış.

Barış sürecinin yarattığı hayalkırıklıkları El Salvador halkının diline “her şey savaş zamanından da beter” diye özetlenebilecek bir anlatı yerleştirmiş. Ancak barış süreci halkın örgütlü mücadelesini tasfiye edince, bu anlatı, sınıf bilinçli bir anlatı olmaktan çıkmış. Burjuva ideolojisinin “sen kendini kurtar”, “sokaktakiler adi suçlu”, “meselenin politik bir yanı, düzenle ilişkisi yok” anlatısıyla iç içe geçmiş. Halk örgütsüzleşince bilinci erozyona uğramış.

Yazarın yaptığı söylem çözümlemeleri, barış süreçlerinin rezilliğini göstermenin dışında, beni bir de her gün yaptığımız çıkarımların ardındaki dünya tasarımını daha derinlemesine sorgulamaya itti.

Deneme

Eduardo Galeano’yu 2015 yılında kaybettik. Ama ben onu bu sene okuyabildim. Okur okumaz da “Yeni açılan bir köprü çöktüğünde, içi boşaltılan bir banka battığında, çimentosuz inşa edilen bir bina yıkıldığında kimsenin hapse girmediği ülkelerde yalnızca yoksullar cezaevine girer” cümlesindeki doğrudanlığı takdir ettim. Çağdaş bir şairden Das Kapital‘i yeniden yazması istenseydi ortaya Galeano’nun Tepetaklak kitabı çıkardı.

Galeonu’nun toplumumuzdaki çarpıcı karşıtlıkları, tuhaflıkları ortaya çıkarabilme gücü, sonra bu çarpıklıkları çarpıcı metaforlarla aktarabilme yeteneği var. Metaforun ve tepetaklaklığın gücü, doğru bildiklerimizi sorgulamaya zorluyor bizi. Şimdiye kadar normal kabul ettiğimiz ilişkiler, manzaralar onun kaleminde bizi utandıran şeyler haline geliyor. Salonlarımızı televizyon merkezli tasarladığımız hiç dikkatimi çekmemişti daha önce.

2016’da istediğim kadar çok okuduğumu söyleyemem. Ama okuduklarım ufkumu gerçekten çok genişletti. 2017 hedefim 60 kitap olacak. El Salvador araştırmamın yakın zamanda tamamlanacağını varsayarsak, önümüzdeki yıl okumalarımın temel izleği Kuzey İrlanda barış süreci olacak gibi görünüyor.

Alttaki yorumlar bölümünde, sizler de kendi 2016 kitap bilançonuzu paylaşırsanız sevinirim.

Hoşçakalın.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s