Barış süreçlerinin ışığında Kolombiya: Şimdi ne olacak?

baris_surecleri_fmln_ira_farc_anc

26 Eylül günü, Kolombiya devleti ile silahlı halk örgütü FARC’ın temsilcileri el sıkışıp anlaştı. FARC temsilcisi Timochenko “artık silahlar olmaksızın politika yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın” diye konuştu. Kolombiya Devlet Başkanı Santos da “artık şiddeti fikirleri savunmanın bir aracı olarak kabul etmiyoruz” dedi. 2 Ekim Pazar günkü referandumda ise, vatandaşlara barış anlaşmasını kabul edip etmediği sorulduğunda insanların %50.2’si “hayır” oyu kullandı. Kolombiya’daki barış süreci şimdilik askıda.

Tuhaf olan, 26 Eylül’de birbirini sevinçle kucaklayan tarafların, 2 Ekim’de de bir o kadar üzgün görünmeleriydi. Bir yerde ezenler ile ezilenlerin temsilcileri aynı şeyleri giyip, aynı şeyleri söylemeye başlamışlarsa; aynı şeyleri kutluyor, aynı şeylere seviniyor ve üzülüyorlarsa… Şüphelenmeliyiz. Bin yıllara uzanan sınıflı toplum tarihi, bize hiç değilse bu kadarcık bir sağduyu vermiş olmalıdır.

Kolombiya’da görevli ABD’li diplomat Aronson, FARC’ı çok uzaklardaki “yıllar önce sönmüş bir yıldıza” benzetip, söndükten “yıllar sonra da ışığını görebiliyordunuz. İşte FARC böyle olmuştu,” diyor. FARC emperyalizmin Latin Amerika’da söndürdüğü ilk yıldız değil. 1990’larda böyle pek çok yıldız söndü ve ardından tepinerek kutlamalar yapıldı.

El Salvador’da 1992 yılının Ocak ayında Chapultepec Anlaşması imzalandığında, başkent San Salvador’da dolaşan bir araştırmacı, tuhaf sahnelere şahit olmuştu. Kentin bir meydanında solcular, silahlı örgüt FMLN’nin “barış zaferine” şarkı ve danslarla sevinirken, iktidar partisinin iki blok ötedeki bir mitinginde sağcılar ülkenin komünizmden ve teröristlerden kurtuluşunu kutluyordu.

Güney Afrika’da Nelson Mandela 1994 yılında Afrika Devlet Başkanı seçildiğinde, Apartheid rejiminin suç ortaklarından eski Devlet Başkanı De Klerk ile birlikte yumrukları havaya kaldırıyor, “insanları süregiden yoksulluk, yoksunluk ve acıdan” kurtaracağını söylüyordu.

Kuzey İrlanda’da 1998 yılında imzalanan Hayırlı Cuma anlaşmasının ardından, savaşan tarafların temsilcilerinin iyimser açıklamaları, rock konserlerinde verdikleri birlik beraberlik fotoğrafları her yerdeydi.

Aklına düzenle uzlaşmayı koymuş bir halk hareketi için anlaşmalar, referandumlar yalnızca bir formalitedir. Kolombiya devletinin “barış” müzakereleri sırasında gerçekleştirdiği, sayısı 500’ü bulan infazlar bile FARC’ı barış fikrinden vazgeçirmedi. Çünkü “sönmüş yıldızlar” yeniden alev almıyor. Fakat biz soralım: “Bu uzlaşma Kolombiya halkına ne getirecek?

Sorunun yanıtı için, bundan önceki uzlaşmaların halklara ne getirdiğine bakalım. Belki böylece neye sevinip, neye üzüleceğimiz konusunda daha iyi bir fikir sahibi oluruz. Halklar dostunu düşmandan ayırmakta usta olmalı.

Küçük ülke büyük cehennem: El Salvador

el_salvador_ceteler

İnsan Hakları İzleme örgütünün, 1994 yılında hazırladığı El Salvador raporu, barıştan sonraki iki yıl içerisinde FMLN’nin 36 üyesinin öldürüldüğünü, bunlar arasında üst düzey komutanların da bulunduğunu yazıyor ve ekliyordu:

Kurbanların seçimi, cinayetlerin biçimi savaşın en şiddetli olduğu dönemde binlerce insan öldüren ölüm mangalarını hatırlatmaktadır… Ciddi bir devlet soruşturmasının yokluğu, bu faaliyetlere devlet yetkililerinin en azından göz yumduğu algısına katkıda bulunmaktadır.

Belli ki, El Salvador egemen sınıfları, barış anlaşması gibi prosedürlerin sınıf mücadelesine engel olmasına izin vermemiş, halkı iyice sindirmek gayesiyle katletmeye devam etmişti. Ancak silahlarını çoktan gömmüş, illegal kadrolarını açığa çıkarmış ve kendini seçim hazırlıklarına vermiş FMLN’nin bu saldırıları kınamaktan başka bir çaresi yoktu.

Uzlaşmanın sonuçlarından bir diğeri yükselen suç oranlarıydı. Barış anlaşması, muğlak birkaç madde dışında El Salvador’daki zenginliklerin paylaşılmasına ilişkin hiçbir hüküm içermiyordu. Hal böyle olunca, savaşın bitimiyle birlikte işsiz ve yoksul genç nüfus içinde çeteleşme hız kazandı. Uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, soygun, haraç, fuhuş gibi akla gelebilecek tüm yozlaşma alanlarına hakim, üye sayısı on binleri bulan çeteler barıştan kısa bir süre sonra tüm El Salvador’u sardı.

Orta Amerika Üniversitesi’nin 1997 yılında yaptığı bir araştırma, El Salvador’a barışın gelmediğini, yalnızca savaşın biçim değiştirdiğini gösteriyordu. Ülkedeki cinayetler o kadar çoğalmıştı ki, barış döneminde öldürülenlerin sayısı birkaç sene içinde iç savaşın doruğuna ulaştığı 1981-84 yılları arasında öldürülen insan sayısını geride bıraktı. Bir El Salvadorlu “durum eskisinden de kötü” diyecekti: “Eskiden politikaya bulaşmazsanız öldürülmezdiniz, şimdi evinizde bile öldürülebilirsiniz.” Araştırma, cinayetlerin çoğunun sokakta ve evde gerçekleştiğini, kurbanların da dünyadaki en genç cinayet kurbanları olduğunu söylüyordu.

El Salvador bu konuda yalnız değildir. Aslına bakarsanız, bugün dünyada en çok cinayet işlenen 10 ülkeden üçü sözde “barış sürecinden” geçmiş ülkelerdir: El Salvador, Güney Afrika ve Guatemala.

Savaş bitti, yaşasın savaş: Güney Afrika

afrika_madenci_katliami

Dünyadaki en tantanalı barış süreçlerinden biri de Güney Afrika’da yaşandı. Nelson Mandela’nın önderliğini yaptığı silahlı halk örgütü ANC 1994 yılında seçimleri kazanarak iktidara geldi. Güney Afrika rejiminde egemen sınıflarla anlaşmalı olarak biçimsel bazı dönüşümler yapılırken, tüm dünyada bunun bir devrim, Mandela’nın da bir kahraman olduğu algısı yaratıldı.

Oysa barış süreciyle birlikte ANC silahlarını bırakıp tüm kadrolarını açığa çıkarmış, ardından da devlet tüm gücüyle saldırıya geçerek bir sindirme operasyonu başlatmıştı. Bu nedenle modern Güney Afrika tarihinin en kanlı ikinci dönemi, Mandela’nın hapisten çıkarak “barış sürecini” başlattığı 1991 yılı ile ANC’nin seçimleri kazandığı 1994 yılları arasıdır. Bu yıllarda ANC’nin onlarca önder kadrosu sokak ortasında öldürülürken, devlet terörü kurbanlarının sayısı 20 bini buldu. Bu cinayetler işlenirken Mandela ve arkadaşları kesinlikle provokasyona gelmedi.

İronik bir biçimde, modern Güney Afrika tarihinde en çok insanın öldüğü dönemse iç savaş dönemi değil, 1994 yılından sonraki barış sürecidir. Pierre du Toit, bu konuda şöyle yazıyor:

Yalnızca 1995 yılında 220 bin 990 saldırı vakası bildirilmiş, 26 bin 637 insan öldürülmüş (bu, 1984-1994 arasındaki tüm on yılda gerçekleşen siyasi ölümlerden daha çoktur), 47 bin 506 tecavüz vakası ve 120 bin 952 hırsızlık vakası bildirilmiştir. Farklı bir şekilde ifade edilecek olursa, 1995 yılında her gün 52 insan öldürülmüş, 30 dakikada bir tecavüz gerçeklemiş, 11 dakikada bir silahlı soygun olmuş ve 9 dakikada bir otomobil çalınmıştı.

Artık tahmin edileceği üzere, Güney Afrika’daki barış anlaşması da, yoksul halkın ekonomik durumunun düzeltilmesine yönelik adaletli bir plan öngörmüyordu. Barış süreci sayesinde, daha adaletli bir dünya için mücadele etmenin de anlamsızlaşmasıyla birlikte, Güney Afrika yoksulları arasında çeteleşme, suç oranları yükseldi. Ülkede bir devrim yapmayı amaçlamadıkları ve sermaye birikimini engellemedikleri sürece, egemen sınıflar böyle çetelerle büyük sorunlar yaşamazlar.

İlerleyen yıllarda Güney Afrika’daki cinayet oranları biraz düştü. Ancak ölüm daha korkunç biçimler alarak devam etti. Eski devrimci, yeni piyasacı ANC’nin ülkede gerçekleştirdiği yapısal reformların ekonomiyi ve sağlık sistemini çökerttiği yıllarda bir AIDS salgını başladı. 1997-2005 yılları arasında zirveye ulaşan bu salgın, yılda 630 bin insanın ölümüne neden oluyordu. Bugün Güney Afrika’da 7 milyon HIV pozitif insan var ve her yıl 200 bin civarında insan bu nedenle yaşamını yitiriyor.

“Barıştan” sonra ülkedeki ortalama insan ömrü 12 yıl kısalmıştır. (bkz. Mandela’nın Afrika’sı: Yoksulluk, açlık ve katliam)

Yoksulluk, depresyon, intihar: Kuzey İrlanda

kirlanda_yoksulluk

Tıpkı diğer barış anlaşmaları gibi, Hayırlı Cuma Anlaşması da Kuzey İrlanda’nın emekçilerine yönelik adaletli bir çözüm sunmaya değil, ülkeyi sermaye için güvenli bir yer haline getirmeye odaklanmıştı.

Ancak barış felaketi Kuzey İrlanda’da farklı bir biçim aldı. İnsanlar birbirilerini değil, kendilerini öldürmeye başladılar. Barış süreciyle birlikte ülkedeki intihar oranları ikiye katlandı. Bugün Kuzey İrlanda, intihar oranları bakımından dünyanın ilk 30 ülkesi arasındadır. McKee bu konuda şöyle yazıyor:

… Kuzey İrlanda’da 1965 ile 2012 yılları arasında kayda geçen (toplam 7 bin 271) intiharın yüzde 45’i 1998’den sonra kaydedilmiştir. Anomalilerin en tuhafıdır bu: Resmi istatistiklere itibar edilecek olursa, savaş zamanına kıyasla barış zamanında daha fazla insan kendini öldürmektedir.

Kuzey İrlanda’daki iç savaş sırasında toplam 3 bin 600 kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Çatışmaların sonlandığı 1998 yılından 2014 yılına kadar gerçekleşen intiharlarda ise toplam 3 bin 859 kişi yaşamını yitirdi. İster barış olsun, ister savaş, halkın payına düşen ölümde bir azalma olmadı. (bkz. Önce barış, sonra yağma: Belfast ve Diyarbakır)

Kolombiya’da da farklı olmayacak

Burada sözü edilen ülkelerin tek sorunu çoğalan ölümler değil elbette. Barış felaketi, bu ülkelerde zenginlikleri bir avuç insanın elinde toplayıp yoksulluğu tüm topluma yaydı. İşsizlik, göç, örgütsüzlük, yozlaşma, umutsuzluk buralarda ölüme yoldaş oldu. El Salvador’daki iç savaş sırasında, rahip Urioste “El Salvador’da ölmek, yaşamaktan daha kolaydır” demişti. Guatemala ve Filistin de dahil, 1990’dan sonra barış felaketini yaşayan tüm ülkeler için geçerliliğini koruyan bir ifadedir bu.

Ne yazık ki bu felaket artık Kolombiya’ya da ulaştı. Oradaki uzlaşma kutlamalarına imrenerek bakan, “ah keşke bizde de olsa” diyenlerin pek çoğu, bir halkın cenaze törenine alkış tuttuklarının farkında olmadan yapıyor bunu.

Kolombiya’nın kaderi farklı olmayacak. Yol boyunca çıkan pürüzlere rağmen FARC silahlarını bıraktığında başlayacak olan yağmanın hazırlıkları ne zamandır yapılıyor. Petrol şirketi Ecopetrol’ün yöneticisi, bir söyleşisinde “barışla birlikte Caqueta, Arauca ve Catatumbo bölgelerine daha büyük bir güçle, Putumayo’ya çok büyük bir güçle gideceğiz” diyor. IMF ve Dünya Bankası gibi, gittikleri her yere felaket götürmüş kurumlar da bu barış anlaşmasından çok şey bekliyor. Hylton ve Tauss bunu şöyle ifade ediyorlar:

Kolombiya devletinin ve hizmet ettiği sınıfların çıkarlarından bakıldığında, barış anlaşması son dönemdeki bu ilkel birikim dönemini pekiştirecek, ülkeye yerel ve ulusaşırı yatırımlar için “istikrar” getirecektir. Diğer bir deyişle, Santos hükümeti Kolombiya’da geçtiğimiz otuz yıl içinde ortaya çıkan birikim modelinin kapsamlı bir şekilde uygulanmasını sağlayan en büyük siyasi engeli, müzakereler aracılığıyla ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

Barış yapılan diğer ülkelerde olduğu gibi, Kolombiya’da da halk derin bir yoksulluk içinde. Nüfusun en zengin %0.4’lük kesimi ülke topraklarının %46’sını elinde tutarken, nüfusun %70’lik kesiminde toprakların yalnızca %5’i bulunuyor. Nüfusun yarıya yakın bölümü yoksulluk sınırında bir yaşam sürüyor.

Bu barış anlaşmasında da gelenek bozulmayarak yoksulluk sorununa adaletli bir çözüm öngörülmedi. Uluslararası medya çekilip barış sarhoşluğu geçtiğinde, düzenin boş mideleri doldurmak için bir planı olmadığı anlaşıldığında, uyuşturucu çetelerinin pek çok eski gerillaya işsiz ve aç kalmaktan daha iyi bir alternatif gibi görüneceği kesin.

FARC silah bırakırken, Kolombiya’nın uyuşturucu çeteleri ve paramiliter grupları güçlenmeye ve halk üzerinde terör estirmeye başladı bile. Kolombiya Savunma Bakanlığı istatistiklerine göre ülkedeki gasp vakaları 2007-2015 yılları arasında beş kat çoğaldı. İnsan hakları eylemcilerine, köylü önderlerine yönelik infazlar 2014-2015 yılları arasında %13 artarak 63 kişiye ulaştı. Bir araştırmacı “Kolombiya’da savaş bitti, yeni şiddet dalgası başlıyor” yazısında şöyle diyor:

Halk arasında Bacrim olarak da bilinen bir dizi suç çetesi, gerillanın hakim olduğu bölgeleri zorluyor, yol boyunca karşılarına çıkan sivilleri öldürüp yerinden ediyor. Barış anlaşması son şeklini almadan birkaç gün önce, uzun süredir gerillanın bulunduğu bir bölge olan Tumaco’nın Valisi Maria Emilsen Angulo Guevara, Başkan Santos’a bir mektup yazarak, yeni silahlı gruplara karşı mücadelede yardım diledi.

Barış felaketi Kolombiya’ya bağıra bağıra gelirken, ülke halkı her zamankinden savunmasız ve yalnız. Güya barış müzakerelerinin yapıldığı son yıllarda devlet 500’ün üzerinde silahsız insanı katletti. Halka öncülük etmesi gerekenler, buna rağmen cellatlarıyla beyazlar giyinip kucaklaşıyor, ölüm fermanları imzalıyorlar. Şükür ki hiçbiri provokasyona gelmedi! Bundan cesaret alan devlet terörünün ve aç gözlü sermayenin infazları daha sıklaştıracağını söylemek kehanet olmaz. Böylece barış sayesinde “dünyanın en çok cinayet işlenen ülkeleri” listesinde Kolombiya da kendine bir yer bulabilecek.

Ülkesini seven hiçbir insan, daha adil bir dünya yaratmak isteyen hiçbir örgüt, halkına böyle bir barış felaketini reva görmemeli. Barış politikalarına karşı çıkanları “tuzu kurulukla“, “kana susamışlıkla“, “vicdansızlıkla” suçlayanlara karşı, sesimizi hiç kısmadan, cüretimizi hiç yitirmeden halk savaşlarını, her araçla direnme ve devrim yapma hakkını savunmaya devam edelim. Asıl vicdansızlar, halkları perişan eden bu politikalara “barış” adını verenlerdir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s