Devlet kalekol yaptı, HDP pazarlık

Samanlik_seyran_oldu

Haziran, 2014. AKP henüz faşist, sömürgeci değil, demokratken Davutoğlu HDP’yi ziyaret etmişti.

Devlet operasyon yaptığı yerlerden çekilmeyecek. Şehir içlerine kale kollar kurulacak. Dağlardaki eski karakolların yerine kale kollar kurulmuş, başarılı bir sonuç alınmıştı. Bu kez şehir kale kolları geliyor… Cizre’nin, Sur’un, Silopi’nin tekrar PKK’nın kontrolüne girmemesi için, polis özel harekatın görev yapacağı, “mahalle karakolları” kurulacak. Devletin geçici olmadığının gösterilmesi gerekiyor.

Hükümete yakın köşe yazarlarından biri, yeni yıla girerken böyle yazmıştı. Egemen sınıfların iktidar bilinci çok güçlü. Geçici çözümlerle yetinmiyorlar. Zenginliklerini sınıf savaşıyla kazandıklarının ve ancak böyle koruyabileceklerinin farkındalar. Bu bilinçle oldukça kararlı adımlar atıyorlar.

Kalekol dedikleri, büyük ve korunaklı karakol binalarının Kürdistan’daki yapımına da böyle başlamışlardı. Hem de adına “barış süreci” dedikleri bir komedinin ortasında. Kürt milliyetçiliğinin temsilcileri ‘barış’ müzakerelerinin yorgunluğunu, AKP’li bakanlarla katıldıkları resepsiyonlarda atarken, faşizm silahlı mücadeleye hazırlanıyordu. Milyonlarca dolar harcayarak Kürt halkının topraklarına bu beton yığınlarını diktiler. Bölgede her 5 kilometrede bir yükselen bu binalar, halk başkaldırırsa ölüm saçmaya hazırlar.

Şimdi sıra şehirlerde. Yeni Özgür Politika’nın haberine göre, Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı bir kamulaştırma kararıyla Cizre, Uludere, Silopi, Şemdinli, Kızıltepe, Dargeçit ilçe merkezlerinde 27 bin metrekarelik alana kalekol yapımı için el konulmuş.

“Devletin geçici olmadığını” göstereceklermiş

Emperyalizm bugüne kadar halka karşı açtığı savaşlardan neredeyse bir asırlık bir deneyim edindi. Halkın ayaklandığı bir bölgeye gelip, silah zoruyla ayaklanmayı ezip çekilmek, yaptıkları katliamın boyutu ne kadar büyük olursa olsun sonuç vermiyor. Nihayetinde halk yeniden örgütleniyor ve bu sefer daha büyük bir istekle savaşa girişiyor.

Bu yüzden topyekun saldırı yerine, artık halkın devrimcilerden, yurtseverlerden tecrit edilmesine odaklanıyorlar. Diyarbakır’ın bazı mahallelerinin abluka altına alınması, sokağa çıkma yasaklarının tüm şehir çapında değil de, belli mahallelerle sınırlandırılması halk ile Kürt hareketinin bağını koparmak için. Şehirlere kalekolların yapılmasıyla bu tecridi sürekli hale getirmeyi planlıyorlar. İngiliz bir askeri uzman, ayaklanma bastırma rehberlerinden birinde bu yöntemi şöyle anlatıyor:

İnsanların kendilerine otoriteler tarafından sağlanan korumayı güvenle kabul etmeleri, ancak bu otoritenin güçleri yakında ve erişebilir olursa mümkündür… Eğer bu güç yoksa, eğer sahada yeteri kadar birlik yoksa, koruma sağlamıyor ve erişilebilir değillerse, bir güvenlik açığı doğar ve güç ekseni, o civarda bulunanlara, ayaklanmacılara kayar.

Öte yandan, ayaklanmacıların zarar görmeksizin hareket etmesine izin verilemez. Otoritenin güçleri onları sürekli baskı altında tutmalıdır. Karşı-ayaklanma madalyonunun bu iki yüzü -[halkın] desteğinin alınması ve baskı- sürekli devriye atılmasını ve içinde askerlerin bulunduğu sabit pozisyonların kurulmasını gerektirir. Tepede uçan helikopterler ve zaman zaman yapılan baskınlar yeterli değildir, botlar toprağa basmalıdır.

Şehirlerdeki kalekolların amacını emperyalistler işte böyle açıklıyorlar: Halkın yüreğine devletin çok yakında olduğu korkusunu yerleştirip onu kımıldayamaz hale getirmek istiyorlar. Halk hareket edemezse isyan dinamiklerini kaybeder ve itaati tekrar sağlarız diye düşünüyorlar.

HDP’liler AKP’nin saldırılarını 7 Haziran seçimlerinde partinin yaşadığı hazımsızlığa bağlamıştı. Bu, “biz faşizmi hala anlayamadık” demektir. Dağlardaki karakolların inşaatı yıllardır devam ediyor. Cizre’de, Silvan’da ve Sur’daki ablukaya bakılacak olursa, buralardaki operasyon hazırlıklarına, istihbaratın toplanmasına çok önce başlanmış. Davutoğlu bir konuşmasındadaha 2013 yılı kasım ayında yaptığımız değerlendirmede 12 kritik ilçeyi öngörmüştük” diyor.

Şu sınıf bilincine bakın. Söyledikleri “barış süreci” yalanlarına kendileri de inanıp rehavete düşmemişler, yıllardır savaş hazırlığına devam etmişler. Şimdi de aynı kararlılıkla  şehirleri işgal edecekler. Davutoğlu “bütün hendeklerin barikatların ve diğer el yapımı bombalardan ilçenin temizlenmesi ve operasyon sonrasında da kalıcı bir şekilde orada bir daha bunların yapılmaması için orada kalıcı olunacak. Yeni karakollar gerekiyorsa inşa edilecek” diyerek Kürt illerine boyun eğdirinceye kadar baskıya devam edeceklerini ilan ediyor.

İşlerin bu noktaya geleceğini bilmek için müneccim olmaya gerek yoktu. Faşizm, tüm politikalarını belirlemesi gereken şeyin sınıf mücadelesi olduğunu, barış süreçlerinin ve müzakerelerin geçici, hendeklerin, barikatların, halk ayaklanmalarınınsa kalıcı olduğunu biliyor. Burjuvalar her zamankinden zengin ve silahlı, halklar her zamankinden yoksul ve kalabalık, ne barışı?

Faşizm yapması gerekeni yapmış, peki ya halk örgütü olduğunu söyleyenler ne yapmış?

Faşizm sunduğu vaatlerin yalan olduğunun bilincinde, halka karşı savaş hazırlığını sürdürmüş. Bu son derece normal, çünkü faşist rejimler baskı ve yalanla ayakta kalırlar. Peki ama, faşizme karşı olduklarını söyleyenler, “Mahir’in mirasını” devralanlar ne yapmış?

Sırrı Süreyya Önder’in yakın zamanda T24 isimli İnternet sitesine verdiği uzun bir röportaj, Kürt hareketinin birkaç yıldır neyle uğraştığını ortaya koyuyor. Sırf “güven ortamı” oluşsun, yani halklar faşizme güvensin diye atılan yalanlara inanmış, direnen Kürt halkını de buna inandırmaya çalışmışlar:

İlk süreç başladığında ve İmralı’ya gittiğimizde, PKK’nın elinde 9 rehin vardı. Sayın Öcalan, “PKK’ye söyleyin onlar bunları bıraksın, devlet de hasta tutukluları bırakacak” demişti… Biz bunu basına ilk verdiğimiz demeçte söyledik ve sanırım 15-20 günde bu kişiler ailelerine teslim edildi. Fakat devlet bir tane bile hasta tutsak bırakmadı. Güvensizlik daha ilk günden başladı.

Faşizm Mussolini’den beri ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor. Yalan söylüyor, aldatıp kendi işini görüyor. Ağır hasta olduklarından tedavi görmek için kanunen serbest bırakılması gereken tutsakları tecrit hücrelerinde yavaş yavaş katlediyor. Ama Kürt hareketi çaresizce faşizme güvenmek, onunla pazarlık yapmak istiyor.

Değil ya, diyelim ki Kürt hareketi saftı, faşizmin nasıl ahlaksız olduğunu ilk seferinde göremedi. Peki Lice’de kapattırılan hendeklere ne diyeceğiz:

Devlet, Lice’deki kalekol inşaatını durduracağını beyan etti, biz de gittik, o inisiyatifi geliştiren gençlikle, halktan insanlarla konuştuk, gerillalarla görüşerek alıkoydukları askerleri aldık ve kurumlarına teslim ettik, o hendekler de takip eden ikinci haftada kapatıldı.

Oligarşinin sınıf bilincinin ne kadar keskin olduğunu görün: “Bu hendekler kapatılacak, Kürt halkının isyankar dinamiklerinin gelişmesine izin verilmeyecek” diyor. Emperyalizmin halk isyanlarını bastırma deneyimlerinden öğrenmişler. “Hendekler benim halkla aramdaki engeldir, oysa halktan tecrit edilmesi gereken devlet değil, ayaklanmacılardır” diye düşünerek engelleri gerek baskıyla, gerek yalanla ortadan kaldırmaya girişiyorlar.

Ve zor yoluyla kapatılamayan hendekler, faşizmin güvenini kazanmak isteyen HDP’nin tatlı diliyle kapatılıyor. Yani devletin halka yaptıramadığını HDP “içeriden” yaptırmış. Sonuçta ne oldu? Kırlarda kalekolların yapımı hız kesmeden devam etti, hatta yarım kalan işi tamamlamak için artık şehirlere inecekler.

Ne yazık ki, bunca yalana, kuşatma altındaki mahallelerde devam eden kıyıma rağmen Kürt hareketinin aklı hala müzakerede. Önder “ben bu durumun sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum… bağımsız gözlemcilerin eşliğinde yeni bir süreç başlayacaktır, gününü bilemem ama seyri böyle olacaktır. Baharla birlikte kendimizi böyle bir zeminde bulmalıyız diye ümit ediyorum. Salt bir temenniden, ümitten ibaret değil” diyor.

Oligarşi için iktidar savaşının bir bitimi yok. Ona sürekli diş bileyen tüm bir topluma boyun eğdirmek için elini sürekli tetikte tutması gerektiğini biliyor. Kürdistan’a yeni hapishaneler, kalekollar kuruyor. Bütün sokakları izlediği, tüm telefon görüşmelerini dinleyebildiği sistemler kullanıyor.

Kürt hareketiyse bu olan bitenden tam tersini anlıyor: Bu savaş hali nasıl olsa gelip geçici. Her barış sürecinde böyle inişler çıkışlar olur. Devlet beş-on operasyon yapar, birkaç yüz insan öldürür, sonra durur.

Oligarşi düşmanlığından asla taviz vermiyor, “son terörist temizleninceye kadar” diyor. Tüm bu kıyımın ortasında Kürt hareketinin ‘makul’ politikacılarının şu dediğine bakın: “AKP’nin düşmanı da karşıtı da değiliz.”

Faşizm halka düşmandır. Bunu gizlemiyor da. Onu düşmanlaştırmayan bir siyasetin ise yapacağı tek şey var: Mümkün olan her yerde halka bir adım geri attırıp onun militanlığını olabildiğince törpülemek; yeni müzakere süreci başlayıncaya kadar bu tatsız ama geçici durumu idare etmek. Katliam olursa kitleden kopmamak için bir-iki sert çıkış yapmak şart, ama ilk fırsatta da katledilenlerin aileleriyle katilleri akşam yemeğine oturtmalı ki “güven kaybı” olmasın.

Çünkü faşizm ne suç işlemiş, kaç insana kıyıp cansız bedenlerini günlerce sokakta bırakmış olursa olsun, barış süreci tekrar başlayınca onunla anayasa, hak ve özgürlük pazarlığı yapmaya oturacaklar. Unutmayacağız dediklerini unutacaklar.

Ne de olsa bütün çabaları, Kürdistan’daki kalekolları sihirli bir dokunuşla AVM’lere çevirecek o kutlu barış anlaşmasını imzalamak için. Buna değer doğrusu.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s