Barışı savunuyorlar, ama mantığı katlederek

"Barışalım mı?" Görsel: Steve Bell, 2008.

“Barışalım mı?” Görsel: Steve Bell, 2008.

Barış isteyenlerin tutarlılık diye bir derdi kalmadı. Çok yüce bir değeri savunuyorlar ya, ne desek, ne yazsak olur diye düşünüyorlar galiba. Artık Diken’e yazan, eski Yeni Şafakçı ve Starcı Levent Gültekin de bunlardan biri. “‘PKK silah bırakmalı’ diyenlerin gözden kaçırdığı gerçek” diye bir yazı yazmış.

“Barışseverler” kendisi hakkında olumsuz yargıya kapılmasın diye, daha ilk cümlede barışa karşı ne kadar samimi duygular beslediğini ilan ediyor Gültekin. Şiddete başvurmak akılsızlık, adaletsizlikmiş. “Hayatımın hiçbir döneminde ama diyerek şiddete gerekçe üretmedim”.

Liberal besmele bu. Kürt hareketinden bahsederken bununla başlamayanı cin çarpıyor. Gültekin’de yalan yok, çünkü yazısının devamında, PKK’nin silah bırakmayışını gerekçelendirirken “ama” yerine “fakat“ı kullanıyor sahiden de: “İşte bundan dolayı PKK’nın silah bırakmasını savunuyorum. Fakat bu bir türlü mümkün olmuyor.”

PKK’ya katılan insanlar yapılan haksızlıklara, baskılara, tahammül edemedikleri için silaha sarıldılar… PKK’ya katılan gençlerin silaha sarılmalarına neden olan, devletin yaptığı haksızlıklara tahammülsüz oluşları, kişilikleri, onurları, haysiyetleridir.

Ne oldu şimdi?

Continue reading

Advertisements

Terörize olmamak için iki öneri

İsrail devletinin öldürdüğü Filistinli gencin cenazesinden bir fotoğraf.

İsrail devletinin öldürdüğü Filistinli gencin cenazesinden bir fotoğraf.

Terörize olmuş insanları etkilemek, sindirmek ya da istenilen yöne sevk etmek daha kolaylaşır. Devlet terörü korkunun yanında kafa karışıklığı ve çaresizlik de getirir. Dostla düşman birbirine karışır. Hedefi belirsiz bir öfke ve kaygı açığa çıkar.

Devlet terörünün asıl amacı budur. Şeyh Bedreddin’in çıplak ve cansız bedeni Serez Çarşısı’nda teşhir edilmişti. Naziler anti-faşist partizanları yakaladıkları zaman, onları herkesin gözü önünde idam edip ölü bedenleri ibret olsun diye bir süre meydanda bırakırdı. Nazilerden yarım yüzyıl sonra, Şırnak’ta Hacı Birlik’in bedenini yerde sürükleyip fotoğraflayan alçakların yapmak istediği de aynıdır.

Çok kalabalığız. Öldürmekle bitecek gibi değiliz. Bu yüzden devlet terörü yüzyıllardır öldürmeyi değil, halkı yönetilebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Reyhanlı’da, Suruç’ta, Ankara’da patlayan bombalarla ne yapacağını bilmeyen, korkunun esiri olmuş, öfkesini kendi içine boşaltan bir halk yaratmak istiyorlar.

Continue reading

Düşük yoğunluklu barış

Ankara_Katliami_10.10.2015

Savaş zamanı ordular çarpışır, insanlar ölür. Barış zamanıysa siyasetçiler tartışır, sorunlar çözülür.

Okul çağına gelmemiş çocuklar için yazılmış bir masal kitabının girişi gibi. Oysa bugün, yetişkinler için benzer cümleler kurarak kariyer yapan köşe yazarları, politikacılar var. Bu barış dinini televizyonlardan yaymaya çalışan peygamberlerin bir de besmelesi var: “Savaşla siyaset birlikte yürümez”.

Bu mantığa göre dünya tarihinin çoğunda hiç siyaset yapılmamış olması lazım. Düşük yoğunluklu savaşlar çağındayız, ama akıllarda hala geçen yüzyıllardan miras bir barış hayali. Böyle düşünelim istiyorlar.

Devleti yönetenler aptal değil. Özel harekatçı polis sayısını arttırıyorlar. Polislerine ağır silah veriyorlar. Katilleri koruyorlar. Kürt şehirleri, devrimci mahalleler birkaç günlüğüne düşman toprağına, yurttaşlar kolaylıkla düşmana dönüştürülüyor.

Continue reading