Kitabım Çıktı: Türkiye’de Politik Tiyatro 1960-1972

Politik_Tiyatro_Kitabi2010 yılında Türkiye’deki politik tiyatrolar üzerine çalışmaya başladığımda, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisiydim.

Zamanımı Milli Kütüphane arşivlerinde, odaklandığım dönem olan 1960-1972 yılları arasındaki politik tiyatrolara ilişkin araştırmalar yaparak geçiriyordum. Öğle molalarında Milli Kütüphane’nin kantininden kurumuş tavuk ızgara yiyor, benim gibi araştırma yapan birkaç sosyal bilimciyle kısa sohbetler ediyordum.

Teorik çerçevenin oluşturulması, literatür ve arşiv taraması, yazım aşaması derken tezin yazılması iki yılımı aldı. İngilizce yazılan tezin Türkçeye çevrilip kitap formatına getirilmesi de yaklaşık bir altı ay sürdü. Tabii tüm bunlar bir yandan da para kazanmak için tercümeden tercümeye koştururken yapıldı. Türkiye’de sosyalizmin tarihini araştırırken insanın devlet bursu alası gelmiyor sevgili okur.

İşte araştırma bittikten yaklaşık iki yıl sonra, kitabım nihayet yayımlandı.

Başlığa ilham veren tarih

Sosyal bilimciler olarak tezlerimize başlık bulmak konusunda çok iyi olmadığımız doğrudur. Bu tezin de kuru, akademik bir başlığı vardı. “Kadife Koltuktan Amele Pazarına” isminin ilhamını bana yine arşivler verdi.

Bunların ilki Haziran 1969 tarihli Milliyet gazetesi haberiydi. Devrim İçin Hareket Tiyatrosu (DİHT) isimli kumpanyanın İstanbul’un amele pazarlarında verdiği temsil Akal Atillâ isimli gazeteci tarafından haberleştirilmişti:

Amele_Pazarinda_TemsilBaşlığın “kadife koltuk” kısmına ise DİHT’in kurucularından olan değerli tiyatrocu Mehmet Ulusoy‘un bir yazısı ilham verdi. 1970 Şubat’ında Tiyatro 70 dergisine yazdığı yazıda Ulusoy şöyle diyordu:

Devrimci bir tiyatro yapıyoruz diyebilmek ancak devrimi yapabilecek sınıfların yanında, onun kavgasında yer almakla olanaklıdır. Bu insanları da ancak gecekondularda, fabrika kapılarında, çamurlu sokaklarda bulabiliriz, ücreti 10-15 lira olan kadife koltuklarda değil.

Gerçekten de Türkiye’deki politik tiyatronun tarihi, tiyatrocuların kadife koltuklu salonları terk edip, köylünün, emekçinin ayağına giderek, onlar için tiyatro yapmasının bir tarihidir. Tiyatro ve mekanın birbiriyle ne kadar ilişkili olduğuna bir örnek.

Ben de bu dönüşümü anlatabilmek için kitaba “Kadife Koltuktan Amele Pazarına” ismini verdim.

Kitabın gecikmesinin sorumlusu faşizm

Tavır Yayınları‘ndan dostlarım kitabı basmak istediklerini söylediğinde gerçekten çok heyecanlandım. Bu benim ilk kitabım olacaktı ve 30 yıllık tarihini, geleneğini bildiğim Tavır dergisinin kitabı sahiplenmesi benim gibi bir sosyalist araştırmacıya verilebilecek en güzel onurlardan biriydi.

Faşizm bu heyecana gölge düşürdü. Ocak 2013’te İdil Kültür Merkezi’ne yapılan polis baskınında, kitapla ilgilenen Tavır Dergisi editörlerin de bulunduğu devrimci gazeteciler, aydınlar, sanatçılar gözaltına alındı, bazıları bir yılı aşkın süre tutuklu kaldı. Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi’nin duvarları yıkıldı, bilgisayarlarına ve kitaplarına el konuldu.

Bunun ardından Tavır Yayınları’nın çıkarmayı planladığı bazı kitaplarla birlikte bu kitabın basılması da ertelendi. 2014 TÜYAP Kitap Fuarı gelip kapıya dayanınca yoğun bir çalışmayla, karşılıklı görüş alışverişleriyle birlikte birkaç hafta içerisinde kitaba son şekli verildi ve yayımlandı.

Kitabın başında sabahlara kadar uğraşan tüm Tavır emekçilerine, dostlarına teşekkür ediyorum.

Tiyatrocuların bir direniş geleneği var

Sendikalı devlet tiyatrocuları 1965 yılında Ankara'da grev yapmışlardı.

Sendikalı devlet tiyatrocuları 1965 yılında Ankara’da grev yapmışlardı.

1960 ve 1972 yıllarında olan bitenleri anlatan bir kitap bizi neden ilgilendirsin diye sorabilirsiniz. Bence tiyatrocularımızın bir an evvel geçmişi hatırlamaya ihtiyacı var.

Geçen hafta Ankara’daki Akün ve Şinasi sahnelerinin satıldığı, yerlerine otel yapılacağı haberini aldık. Devlet Tiyatroları’nın özelleştirileceği, proje bazlı çalışan hükümet uydularına dönüştürüleceği söylentileri var. Geçtiğimiz ay DT Genel Müdürü olarak atanan hükümet yanlısı Nejat Birecik’in ilk icraatı, nedense, Macbeth oyununa sansür uygulamak oldu.

Baskı sadece devlet tiyatrolarıyla sınırlı değil. Haziran Ayaklanması’na destek veren sanatçılara sayısız baskı uygulanıyor. Özel tiyatrolar ödenek alamıyor, tiyatrocular tehdit edilip yurtdışına çıkmaya zorlanıyorlar. Müzisyenlerin sözsüz eserlerine dahi sansür uygulayan, gemi azıya almış bir düzenle karşı karşıyayız.

Faşizmin sanattaki sansürü, kadrolaşması ya da baskıları Türkiye tarihinde yeni değil. Ancak 2000’lerden bu yana yeni olan ilginç bir şey var: Sanatçıların sessizliği, eylemsizliği.

Oysa bu kitabın gösterdiği üzere, Türkiyeli tiyatrocuların bir direniş geleneği var. 1960’lar boyunca Türkiyeli tiyatrocular baskılara karşı grevler örgütlemişler, demokratik haklarını talep etmişler ve kazanmışlardı. Dünyanın en uzun tiyatrocu grevini yapan Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları buna bir örnektir.

Istanbul_TiyatroTiyatro oyuncuları ve yazarları, kendilerine getirilen sansür karşısında geniş çaplı bir boykot örgütlemiş, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na sahip çıkmışlardı. Halk Oyuncuları da 1969 yılında polis işkencesine maruz kalmış, sonrasında bunu ülke çapında teşhir ederek büyük bir etki yapmışlardı.

Sanatçıların günümüzdeki eylemsizliğini işte bu nedenle yadırgıyorum. Kendi haklarını, sanatlarını savunmak konusunda hiç de yoksul bir tarihleri yok. Tek yapmaları gereken bu tarihe şöyle bir göz gezdirip onu hatırlamak, üzerlerindeki toprağı silkeleyip işe koyulmak.

Umarım kitabımın buna bir katkısı olur. Yoksa bir sürü tiyatrosuz tiyatrocumuz olacak.


Kitabın giriş bölümünü şuradan okuyabilirsiniz:

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s