Fuhuş, Seks İşçiliği: Sözcüklere Vurulmuş Düzen Damgası

Fotoğraf: Erdal Kınacı. [http://www.erdalkinaci.daportfolio.com] Fotoğraf sanatçısı Kınacı'nın, iki yılda 22 genelev dolaşarak fuhşa itilen kadınların hayatını fotoğrafladığı serisinden bir kare.

Fotoğraf: Erdal Kınacı. [http://www.erdalkinaci.daportfolio.com] Fotoğraf sanatçısı Kınacı’nın, iki yılda 22 genelev dolaşarak fuhşa itilen kadınların hayatını fotoğrafladığı serisinden bir kare.

Fuhşa yönelik görüşlerin tarihinin, sınıf mücadelesinin tarihine ne kadar bağlı olduğunu görmek öğretici.

1970’lerin sonlarına kadar, dünyadaki ilerici mücadeleler için fuhuş derhal ortadan kaldırılması gereken bir insanlık ayıbıydı. Fuhuş, emperyalist sistemin kadını giysileriyle birlikte öznelliğinden, duygularından da soyup cinselliğine indirgemesinin doruğuydu. İkinci sınıf insan sayılan kadın, bu burjuva ataerkil mekanizma sayesinde cinsel organını, ağzını ve diğer uzuvlarını erkeklere para karşılığı kiralayabiliyordu.

Bu yıllarda kadınların fuhşa itilmesine ilişkin ekonomik ağlar çözümleniyor, bunun yapısal bir sorun olduğu ve sınıflı ataerkil toplumla sıkı bir ilişki içinde bulunduğu ortaya konuluyordu. Yapılan saha çalışmaları, para karşılığı cinsel ilişkide bulunan kişilerin ezici çoğunluğunun bunu isteyerek değil, doğrudan ya da dolaylı zorla yaptığını gösteriyordu.

Continue reading

Fraksiyon’dan Ayrıldım – Ayrıldık

Belki bazı okurlar bilmiyordu, uzun bir süredir Fraksiyon.org (önceden Haber Fabrikası) adlı internet sitesi için yazılar yazıyordum. Tam olarak ne olduğunu anlayamadan, bir gece ansızın gelen bir sansürleme ve darbe girişimine bir tepki olarak buradan toplu olarak ayrıldık.

Yazılarımızı da kaldırdık.

Her şey Cephe’nin Sarıgazi’de fuhuş yaptıran bir kadını cezalandırdığını açıklamasının ardından başladı. Haber üzerine sosyal medyada devrimcilere karşı bir linç harekatı başlayınca, Barış Yıldırım [yazilama.net] bu lincin temel dayanağı olarak kullanılan “seks işçisi” kavramını eleştiren bir yazı yazdı ve siteye koydu.

Continue reading

Mahir’in Peşinde: Dünya Solu Faşizmi Tartışıyor

Şili, 11 Eylül 1973. Hükümet binası olan Moneda Sarayı faşist general Pinochet'nin askerlerinin kuşatmasında.

Şili, 11 Eylül 1973. Hükümet binası olan Moneda Sarayı, faşist general Pinochet’nin askerlerinin kuşatması altında. Şili’deki faşist darbe tüm dünya solunu faşizmin yeni biçimlerini düşünmeye itmiş, devrim için silahlı mücadelenin şart olduğunu söyleyenleri haklı çıkarmıştı.

Otoriter. Solcu aydının yazılarına da, eski büyükelçinin strateji analizlerine de aynı hoş seçkinliği katan kavram. Kabul edelim, ağız dolusu “faşist!” diye bağıran sol kabalığa karşı, bilgili eleştirileriyle göz alan “up-to-date” bir beyefendidir o. Zalime “demokrat” demenin yandaşlık, “faşist” demeninse tatsızlık olacağı bir gerileme döneminin, “küreselleşme”yle birlikte vazgeçilmez tamamlayıcısı.

Bu sıralar Türkiye’deki rejimin niteliğini eleştirerek çözümlemek için kullanılıyor bu kavram. Kulağıma her çalındığında ayakkabımın içine taş girmiş gibi bir huzursuzluk. Başbakan otoriterleşiyor, rejim ise bir otoriterizme doğru gidiyor.

Sanki otorite sınıfsal bir kavram değilmiş de, kendi başına kötü bir şeymiş gibi. Ya da sanki tarih AKP ile başlamış, AKP’nin demokrat dönemleri olmuş da, şimdi işler bozulmuş gibi.

Continue reading

“Ekmek Bulamazlarsa Derrida Okusunlar”

Köylüler, Diego Rivera

Köylüler, Diego Rivera

Halkı açlıktan kırılırken saraydan onları izleyen hükümdar imgesi sınıflı toplum kadar eski bir sembol. “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” diyen kraliçe de halkından kopuk olmayı bu kadar iyi özetlediği için aklımıza kazınmış.

Peki ama ülkesinde açlık sınırında yaşayan insanlar varken, “Heidegger’in Das Sein Anlayışı“, “Adorno’nun Minima Morali’sında Kötümserlik“, yahut “Palahniuk romanlarının şizoanalitik çözümlemesi” üzerine sayfalar dolduranlar?

Onların da kendi sarayları olabilir mi?

Continue reading