Yüzde Ellinin Değil, Bir Avuç Sömürücünün Partisi

Kalabalıklar Başbakan’ı havaalanında karşılıyor. Kısa mesajlarla harekete geçirilmiş, otobüslerle taşınmış bir insan grubu. İktidar partisi bu kişileri oraya getirmek için bütün maddi olanaklarını seferber etmişse de, bu haksız bir dava ve haksızlığı kitlenin sloganlarına, başbakanın kelimelerine kadar sinmiş, sırıtıyor.Son günlerin isyancı öfkesiyle olsa gerek, AKP’li kitleler konusunda hor görücü tavırlar, küçük düşürücü sözler çok duyulur oldu. Öfkenin hedefi zaman zaman iktidar partisi ve onun temsil ettiği sömürücü azınlık olmaktan çıktı, partinin birkaç hak kırıntısıyla kandırdığı, devrimci çevrelerden yalıttığı yoksul kitleler oldu.

Direnişi destekleyen kimi insanlar, AKP’nin “biz yüzde elli oy aldık” sözlerini olduğu gibi kabul etti ve geri kalan yüzde elliye sarıldı. Oysa iktidar partisinin politikaları ve bütün kurumlarıyla devlet, ne yüzde ellisi, yalnızca yüzde birin çıkarlarına hizmet ediyor.

Gezi Parkı’ndaki eylemlerin hızı arttıkça, ABD’deki Wall Street işgali (Occupy Wall Street) eylemlerine daha fazla referans yapılır oldu. O eylemlerin sloganı ‘yüzde doksan dokuzdu’ ve önemli bir gerçeğe işaret ediyordu:Şu anda ABD’de iktidarda olan demokrat parti yüzde kaç oy alırsa alsın, bu göstermelik demokrasi rejimi, bir avuç tekelin çıkarları için örgütlenmiştir. Onların karşısında ise ezici çoğunluk olan ABD halkı vardı.

Şimdi bizi yüzde elliye sıkıştırmak ve halkın bir kesimini, diğer kesimine düşman etmek istiyorlar.

Hayır. AKP’nin kitle tabanı da bizimdir. Bu insanları yanlış düşüncelerinden kurtaramadığımız, onlara gitmediğimiz, çekip almakta ısrarlı davranmadığımız için sorumluluk bizdedir.

Çok iyi biliyoruz ki, Türkiye’nin her şehrinde direnenlerle AKP’yi destekleyen yoksul halk arasındaki benzerlikler, farklılıklardan bin kat daha fazladır.

Aynı yerden alışveriş yapar, aynı ekmeği yer, aynı suyu içeriz.

Aynı otobüse biner, aynı okullara gideriz. Korumalarımız yoktur.

Hiçbirimizin gemiciği yok; hepimiz mezuniyetten sonra işsizlik korkusunu, iş bulsak bile, güvencesizliğin ve artan yaşam masraflarının endişesini ensemizde hissediyoruz. İhale medyasının ortağı değiliz, bir bankamız yok.

Bu nedenle AKP’nin kitlesi olarak nitelendirilebilecek yoksulları, emekçileri, küçük-burjuva kesimi sadece kimi düşünceleri, farklı yaşam tarzları ve dini inançları yüzünden kendimize yabancılaştırmaktan kaçınmak gerekir.

Böyle yapmak Türkiye’deki demokrasi mücadelesine destek değil, köstek olmaktır. Küçük dünyalar, küçük hedefler ve küçük ayrıcalıklarla yetinmeyeceğiz. Yalnızca bize benzeyenlerle değil, bizim gibi olmayanlarla da birlikte hareket etmesini öğreneceğiz. Biz herkesin özgür düşünceye erişme ve bunu ifade hakkını, eşit ve adaletli bir toplumda yaşama hakkını savunuyoruz.

Bu nedenle kendimizden ve yakın çevremizden başlayarak, halk sınıfları içerisindeki bütün ayrımcı söz ve uygulamalardan kendimizi arıtmalıyız. Etkin müdahale edin, çevrenizde, sosyal medyada bu yöndeki ayrımcı paylaşımları sakince uyarın, nedenlerini mantıklı bir şekilde açıklayın, mücadeleyi büyüttüklerini değil, ona balta vurduklarını söyleyin.

İktidar partisinin dayandığı yoksul halk kitleleri ile, partinin gerçekten hizmet ettiği bir avuç tekelci arasında derin uçurumlar vardır.Bu iki farklı sınıfın banka hesaplarından başlayarak, inançları ve yaşamları arasındaki farklılıkların altını çizmeliyiz. Hangi partiye oy veriyor olurlarsa olsunlar, halk kitleleri arasındaki benzerlikler vurgulanmalı.

Taksim’de ya da başka bir yerde direnenlerin çok akıllı, zeki ve eğitimli çocuklar olduğu söyleniyor. AKP kitlesinin ise kültürsüzlüğü, ağzı bozukluğu, beceriksizliği ima edilerek, bunun üzerinden bir kültürel üstünlük, karşıtlık yaratılmaya çalışılıyor. Direnişin gelişmesinde rol oynayan bazı kesimlerde gözlenen ayrımcı yaşam tarzı ve dindarlık eleştirileri, protestolarda belli bir ağırlığı olan Kemalizmin etkisidir. Bu anlayış sınıfsal çelişkileri yok sayan ve Batıyla Doğu, laikle dindar, ahlaklıyla ayyaş gibi soyut çelişkilerde enerji tüketen küçük-burjuva İslamcılığın ikizidir.

Hor görülen kitlelerin bu hali, onlara iktidar partisinin layık gördüğü yaşantıyla ilgilidir. On yıllardır giderek daha da ağırlaşan bir baskı, yalan ve yoksulluk ağı içerisinde yetiştirilmiştir bu insanlar. Bütün bu süreç boyunca da devrimci düşüncelerin kendilerine ulaşması engellenmiştir. Bunun sorumluluğunu en ağır şekilde duyacağımız yerde, o insanları nasıl kucaklayacağımızı kara kara düşüneceğimiz yerde, onları kendi kimliklerine hapsetmek, aramızdaki ayrılığı daha da güçlendiren simgelere, görüntülere, metinlere odaklanmak bizim taktiğimiz olamaz.

İktidarı bütün dayanaklarından, nasıl düşünürse düşünsün nasıl yaşarsa yaşasın bütün tabanından yalıtmak, onu asıl hizmet ettiği Şahenklerle, Koçlarla, Sabancılarla, Ağaoğluyla ve Çalıklarla yalnız bırakmak.

İşte bu devrimci taktiktir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s