Yüzde Ellinin Değil, Bir Avuç Sömürücünün Partisi

Kalabalıklar Başbakan’ı havaalanında karşılıyor. Kısa mesajlarla harekete geçirilmiş, otobüslerle taşınmış bir insan grubu. İktidar partisi bu kişileri oraya getirmek için bütün maddi olanaklarını seferber etmişse de, bu haksız bir dava ve haksızlığı kitlenin sloganlarına, başbakanın kelimelerine kadar sinmiş, sırıtıyor.Son günlerin isyancı öfkesiyle olsa gerek, AKP’li kitleler konusunda hor görücü tavırlar, küçük düşürücü sözler çok duyulur oldu. Öfkenin hedefi zaman zaman iktidar partisi ve onun temsil ettiği sömürücü azınlık olmaktan çıktı, partinin birkaç hak kırıntısıyla kandırdığı, devrimci çevrelerden yalıttığı yoksul kitleler oldu.

Direnişi destekleyen kimi insanlar, AKP’nin “biz yüzde elli oy aldık” sözlerini olduğu gibi kabul etti ve geri kalan yüzde elliye sarıldı. Oysa iktidar partisinin politikaları ve bütün kurumlarıyla devlet, ne yüzde ellisi, yalnızca yüzde birin çıkarlarına hizmet ediyor.

Gezi Parkı’ndaki eylemlerin hızı arttıkça, ABD’deki Wall Street işgali (Occupy Wall Street) eylemlerine daha fazla referans yapılır oldu. O eylemlerin sloganı ‘yüzde doksan dokuzdu’ ve önemli bir gerçeğe işaret ediyordu:Şu anda ABD’de iktidarda olan demokrat parti yüzde kaç oy alırsa alsın, bu göstermelik demokrasi rejimi, bir avuç tekelin çıkarları için örgütlenmiştir. Onların karşısında ise ezici çoğunluk olan ABD halkı vardı.

Continue reading

Advertisements

"The Economy Is Doing Fine, But the People Aren’t": Some Facts on the Economic Background of the Protests in Turkey

MrZine.org’da yayımlanan yazım. Türkçesi için tıklayın.

Speaking about the then dictator of Nicaragua, US President Franklin Delano Roosevelt reportedly said: “Somoza may be a son of a bitch, but he’s our son of a bitch.”  Whether or not Roosevelt actually said it in so many words is disputable, but there is no doubt that it — i.e., dictatorship is licensed in a client state — has been the foreign policy of the United States for years.

Nowadays, the US, together with other Western powers, is taking actions against the Syrian regime, insisting that the regime is a dictatorship that must be toppled.  As is well known by now, the US decided to use Turkey for this venture, touting my country as the model of democracy for the Middle East.  Even before the “Arab Spring” USAID openly stated that “The United States seeks to develop Turkey as a base for regional leadership on organized crime, counternarcotics, nonproliferation, and counter-terrorism” (USAID, Congressional Budget Justification, 2010, p. 386).  Judging by the terrorists’ progress in northern Syria, it is obvious that the Turkish state has become successfully developed as a regional leader in organized crime.

I am sure that Mr. Obama and the oligarchy behind him know that the Turkish regime, too, is a dictatorship and has committed numerous atrocities against its own people.  But then again what matters is whether the US owns the dictatorship in question.  Had Bashar Assad allowed the US generals to realign the Syrian Army with the US interests, and had he opened his country for US military bases as the regime in Turkey long has, he would have been hosted in the White House and allowed to make a romantic declaration of cooperation with Mr. Obama under the rain.  But no.

Continue reading