Suriye’yi sömürgeleştirme savaşı: siyasi işbirlikçiler

Libya’nın siyaseten sömürgeleştirilmesi tamamlandıktan bir kaç ay sonra, ABD’li bir heyet ülkeyi ziyaret etti. Bir ülkenin siyasetinin başına bir grup işbirlikçiyi yerleştirmekle yetinilemezdi. Libya’yı sömürgeleştirenlerin asıl amacı ülkenin ekonomisini yağmalamak, halkını köleleştirmekti.

Nisan ayında Libya’yı ziyaret eden ABD-Libya İşadamları Derneği heyetinde kimler yok ki: Boeing, ExxonMobil, FARMCO, General Electric, Motorola, Nasa, A-T Solutions ülkeyi yağmaya gelen şirketlerden bazıları. Sağlıktan, enerjiye, inşaattan ulaşıma, güvenlikten tarıma bir çok sektörden takım elbiseli soyguncular Libya toprağına ayak bastı. Giydikleri beyaz gömleklerin üzerindeki Libyalı kanı ilk bakışta fark edilmiyor.

Emperyalizm krizden kurtulamıyor. Ekonomik kriz, toplumsal kriz, çevresel kriz, siyasi kriz. Hepsi birbirini izleyerek, birbirini büyüterek geliyor. Emperyalistler içte ve dışta silahlı kuvvetlerini güçlendiriyor, yağma yasalarını sıkılaştırıyor.

Bunu aşabilmek için yeni piyasalar bulmak zorundalar. Başına buyruk hareket eden, “sermayenin, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı”na izin vermeyen rejimler gidecek, yerine Türkiye’dekine benzer, “onu deliğe süpürmeyin” diye yalvaran, işbirlikçiler gelecek. 15 yıl önce ilan ettikleri Büyük Ortadoğu Projesiyle amaç İkinci Paylaşım Savaşı’nın ardından bağımsızlıklarını kazanmaya başlayan rejimlere el koymak, sömürgeleştirmek.

Yeni hedef Suriye. ABD 2005 yılından beri Suriyeli işbirlikçiler yetiştirmek, mevcut işbirlikçileri güçlendirmek ve kilit noktalara yerleştirmek için büyük paralar harcıyor, ilişkiler kuruyor ve kurumlar yaratıyor. Libya gibi Afrika’da yalıtık bir şekilde durmayan Suriye’nin İran, Çin ve Rusya’yla kurduğu ilişkiler ve daha iyi örgütlenmiş bir orduya sahip olması nedeniyle dışarıdan müdahale şu aşamada zor.

O nedenle ABD’nin başını çektiği emperyalistler için siyasi ve askeri işbirlikçiler büyük bir ihtiyaç. Böylece Suriye’de olan bitenin, mevcut rejimden bıkmış halkın ayaklanması gibi gösterilmesi mümkün olacak. Bu maşalar sayesinde görünüşte işgal etmeden işgal edecekler, kendileri tetiğe dokunmadan insan öldürecekler. İş bitince tıpkı Libya’da olduğu gibi takım elbiseli soyguncular özel uçaklarından inecek, yeni ahlaksızlıklar, yeni sömürü planları için paftalarını açacaklar.

Belki hatırlarsınız, birkaç ay önce İstanbul’da bir grup Suriyeli işbirlikçi bir araya gelmiş ve toplantı burjuva basın tarafından bir hayli tartıştırılmıştı. Bu toplantının amacı, ABD’nin uzun süredir çeşitli yerlerde yetiştirdiği işbirlikçilerin bir çatı altında toplanmasıydı. Güya rejime karşı isyan eden Suriye halkının temsilcileri olan bu işbirlikçiler taifesi, Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ismi altında bir araya geldiler.

Peki bu insanlar Suriye halkının temsilcisi olabilirler mi? Bir İngiliz gazetesi olan The Guardian’da yayımlanan “Müzakereleri Kim Yapıyor?” başlıklı bir yazı, belki bize bir fikir verebilir.

Wikipedia’dan girip baktığımızda Suriye Ulusal Konseyi denilen kukla tiyatrosunun sözcülerinden birinin, Bassma Kodmani olduğunu görüyoruz. Bu kadın netameli bir geçmişe sahip, ve bu nedenle de kimileri kendisine “renkli devrimlerin kraliçesi” adını takmış.

Kodmani “rejimle hiçbir diyalog mümkün değil” diyen, Birleşmiş Milletleri “güç kullanımı da dahil olmak üzere, bütün meşru araçlarla” Suriye’ye silahlı müdahaleye çağıran bir işbirlikçi, bir halk düşmanı.

Kodmani’nin görevlerinden biri, Fransa’daki Uluslararası Diplomasi Akademisi’nde araştırma müdürlüğü. Yalnız bu akademinin özelliği, başında Fransız istihbaratının eski yöneticisi Cousseran’ın bulunması. Ama Kodmani’den yükselen pis kokular içinde, herhalde bu en hafifi.

Kodmani’nin portföyü geniş. 2005 yılında Ford Vakfı için Mısır’da çalışmış. O yılın Eylül ayında ABD Dış İlişkiler Konseyi ve ABD Ortadoğu Projesi Fonu tarafından desteklenen Arap Reformu İnisiyatifinin yöneticisi olmuş. Bu projenin mali denetim sorumluluğu, Avrupa Reformu Merkezi’ne verilmiş. Merkezin başında ise büyük petrol tekeli Shell’in başkan yardımcısı Lord Kerr var.

Bir halk deyişiyle ifade edecek olursak, Kodmani adeta “şehadet parmağı gibi, girip çıkmadığı yer yok”. Emperyalistlerin fonladığı kurumlar için sözcülük yapan ve Bilderberg gibi bütün büyükbaş sömürücülerin bir araya geldiği toplantılara davetli olarak çağrılan Kodmani’nin ilişki kurmadığı tek toplumsal kesim herhalde halk sınıfları. Tarihin bir ironisi.

Charlie Skelton’un yazısında diğer işbirlikçilerin kim olduğu etraflıca anlatılmış. SUK’un önde gelen üyelerinden biri, Suriye rejimine karşı yayın yapan Barada TV’nin kurucusu olan Ausama Monajed adlı adam bunlardan birisi. Suriye’ye askeri müdahale çağrısı yapan takım elbiseli bir tosun olan Monajed’ın Bush kabinesiyle çekilmiş fotoğrafları bile varmış. Zira kendisi Londra’daki Adalet ve Kalkınma Hareketi’nin yöneticilerinden biri ve Washington Post’ta aktarılan belgelere göre, ABD bu hareketi 6 milyon dolar hibe edecek kadar çok önemsiyor.

Şurası kesin, Monajed de Kodmani gibi Suriye halkının bağrında yetişmiş, onun çelişkilerini ve ihtiyaçlarını bilen iyi çocuklardan biri.

İşbirlikçiliğin boyutunu gösteren bir başka yazı ABD kökenli Foreign Policy dergisinde yayımlandı. Yazıda ABD’nin Suriye’nin yeni anayasasını nasıl yazdığını anlatıyordu. Hayır, şaka değil. Emperyalistler oldukça öngörülü, Suriye’deki rejimi devirdikten sonra yerine neyin konulacağının planları yapılmaya başlanmış bile. Bunun için de Almanya üs olarak seçilmiş.

Anlaşıldığı kadarıyla planın arkasında USIP, yani ABD Barış Kurumu var. “Adolf Hitler İnsani Yardım Vakfı”, “Rammstein Huzurevi” gibi bir şey olsa gerek bu USIP. Fakat emperyalizmin başındaki kişinin Nobel Barış Ödülü aldığı dünyada, böyle şeyler artık normal.

USIP’in başında ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Michael Posner ve Savunma Bakanlığı’ndan James Miller var. James Miller ABD’nin Irak, Afganistan ve Pakistan politikalarının çizilmesinde rol oynayanlardan biri. Eli tetiğe değmemiş bir katil. Şimdi de Suriye halkı için hazırlık yapıyor.

Foreign Policy dergisi, bu anayasa grubunun çabalarının odağını “rejimin çöküşünün ardından oluşabilecek bürokrasi, güvenlik ve ekonomi kaosunun azaltılması için somut planlar geliştirmek” olarak tanımlamış. Arap Birliği, Suriye’nin Dostları, Suriye Ulusal Konseyi gibi Suriye halkını canından çok seven bir sürü kurum ve kuruluş da bu anayasa yapım sürecinin ortağı olmuşlar.

Ne kadar güzel, yürek ferahlatıcı bir manzara. Suriye halkının dört bir yanını böylesi ileri görüşlü dostlarla çevrili görünce geleceğe daha umutla bakıyor insan. Acaba hangi yağma ve bastırma planlarının taslakları çiziliyor, ne tür işkencehaneler, hapishaneler tasarlanıyor Suriye halkı için, henüz bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var, USIP’te üst düzey araştırmacı görevinde olanlardan biri, Radwan Ziadeh de Suriye Ulusal Konseyi’nin bir üyesi.

O da halkını çok seviyor. Gerçekten.

Bütün bu halk düşmanları emperyalizm olmadan aslında bir hiç. Hepsi Suriye yağmasından payına düşeni almak isteyen birer çakaldan ibaret. Belki de yıllardır Suriye’ye uğramamış, halkla bağ kurmamış, emperyalizmin orta düzey yöneticilerinden oluşan bir akvaryumda yaşayan, komşumuz bile olmasına katlanamayacağımız kadar çürümüş insanlar olmaları muhtemel. Fakat Suriye halkı için neyin iyi olduğu konusunda atıp tutmakta üzerlerine yok.

Suriye’yi sömürgeleştirme planının bir parçası, yukarıda bahsetmiş olduğum bu siyasi işbirlikçiler çetesinden oluşuyor. Fakat bunlar buzdağının üstünü temsil ediyorlar. Sömürgeleştirme planının asıl parçasını, ABD, AB ve İsrail’in başını çektiği, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin de lojistik destek sağladığı askeri yön oluşturuyor. Siyasi yöne güç ve görünürlük veren, farklı kesimleri ortak çıkar etrafında buluşturan şey, Özgür Suriye Ordusu denilen işbirlikçiler çetesinin Suriye rejiminin karşı yürüttüğü silahlı propaganda faaliyetleri.

ABD’nin Irak’tan çıkardığı derslerle revize ettiği ve Ortadoğu koşullarına uyarladığı bu askeri plan, Obama’nın istihbarat danışmanı Chuck Hagel’in sözünde ifadesini buluyor: “Biz başkalarının ülkelerini işgal ederek kendi değerlerimizi dayatamayacağımızı acı bir ders olarak öğrendik. Irak ve Afganistan’da bunun acı verici sonuçlarını gördük. Artık işgalden başka politikalar var.”

Bir sonraki yazımda, belirleyici yön olan bu askeri yönden bahsetmeyi planlıyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s