Güney Afrika’da Uzlaşmadan Katliama: Onurlu Barış Yoktur

Birkaç gün önce, otomatik silahların ateşi altında ölen onlarca silahsız maden işçisini izledik. Güney Afrikalı 34 insan kardeşimiz bir platin madeninde grev yaparken katledildi. Onlarcası yaralandı.Ulusal polisin bir memuru ise şöyle açıklama yapıyordu: “Şimdi suçlama zamanı, parmakla birilerini gösterme zamanı değil. Şimdi bizim için ülke olarak yaşadığımız bu acı ve karanlık âna yas tutma zamanı.”Onların işaret parmakları bizi katletmek için tetiğe abanırken sorun yok, ama biz parmağımızı onların yüzüne doğrultup “siz yaptınız” diyemiyoruz bile: “Zamanı değil.” Türkiyeliler olarak bu açıklamaları ezbere biliriz. Katledilen köylülerden, evinde uyurken su baskınında ölen vatandaşlardan sonra, suçlu aramanın provokasyon olduğu kafamıza iyice kakıldı.

Bu videoyu izledikten sonra, Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesi için Güney Afrika’daki “Hakikat ve uzlaştırma komisyonları”nı örnek gösterenleri düşündüm. G. Afrika’daki ırkçı rejim 1994 yılında şekil değiştirirken, emperyalistler bu yeni ambalajın reklamını yapmak için böyle komisyonlar kurmuştu.

Beyinler yıkanıyordu: Yeni rejim güya eski rejimi yargılayacaktı. G. Afrika’ya demokrasi gelecek, ayrımcılık sonlanacaktı. Gazeteler manşet üstüne manşetle, eskinin gerilla önderi, yeninin işbirlikçisi Nelson Mandela’yı anlatıyordu.
Continue reading

The Prisoners of Democracy AKP Style in Turkey

“The remains of the human beings, each weighing 70, 80, 90 kg when alive, fit into just five 20-kg plastic bags. I mean, even their bones had burned down. I am a lawyer and I have seen many autopsies after murders and accidents, but I have never seen anything like this. Even their teeth had melted down. What kind of conflagration is it? . . . .”

These were the words of Necdet Edemen, who was the lawyer of five prisoners burnt alive in a prisoner transport vehicle in September 2011. When the vehicle started to burn on its way to Istanbul, the gendarmeries did not open the door, thinking that the prisoners might escape. The result was the plastic bags full of the carbonized corpses of the prisoners, who can be only identified after DNA tests.

Those who are familiar with the conditions of the prisons in Turkey know that their concrete walls had witnessed charred bodies many times before. To take but one example, in 2000, the bodies of five revolutionary women were reduced to ashes by the firebombs of the army during the ironically named “Operation Return to Life.” The picture of the charred remains of Seyhan Doğan has become an icon that reminds us of the price of being a revolutionary prisoner in a country like ours.

Continue reading

Suriye’yi sömürgeleştirme savaşı: siyasi işbirlikçiler

Libya’nın siyaseten sömürgeleştirilmesi tamamlandıktan bir kaç ay sonra, ABD’li bir heyet ülkeyi ziyaret etti. Bir ülkenin siyasetinin başına bir grup işbirlikçiyi yerleştirmekle yetinilemezdi. Libya’yı sömürgeleştirenlerin asıl amacı ülkenin ekonomisini yağmalamak, halkını köleleştirmekti.

Nisan ayında Libya’yı ziyaret eden ABD-Libya İşadamları Derneği heyetinde kimler yok ki: Boeing, ExxonMobil, FARMCO, General Electric, Motorola, Nasa, A-T Solutions ülkeyi yağmaya gelen şirketlerden bazıları. Sağlıktan, enerjiye, inşaattan ulaşıma, güvenlikten tarıma bir çok sektörden takım elbiseli soyguncular Libya toprağına ayak bastı. Giydikleri beyaz gömleklerin üzerindeki Libyalı kanı ilk bakışta fark edilmiyor.

Emperyalizm krizden kurtulamıyor. Ekonomik kriz, toplumsal kriz, çevresel kriz, siyasi kriz. Hepsi birbirini izleyerek, birbirini büyüterek geliyor. Emperyalistler içte ve dışta silahlı kuvvetlerini güçlendiriyor, yağma yasalarını sıkılaştırıyor.
Continue reading