Dünyalarımızı Büyütelim

İnsanın diğer insan kardeşleriyle iletişim kurabilmesi için sonsuz imkanların olduğu bir çağdayız. Binlerce insan tanıyabilir, yüzlerce şehirde yüzlerce insanla yoldaş olabilirdik. Oysa küçük evlerimize, küçük dünyalarımıza hapsettiler bizi. İşimiz evimiz, ailemiz ve iki üç arkadaşımızla bütün ömrümüzü geçirmeye razıyız. Diğer insanların dertlerini kapının önünde bırakıp içeri girmeyi öğrenmişiz. Karakollar ve hapishaneler insanların kafalarına, gündelik yaşamlarına kurulmuş.

Küçük dünyaların sevinçleri de dertleri gibi. Göğsünü doldura doldura çarpan kalbi bilmez, şehit düşen yoldaşın ardından hırsla sıkılan yumruklara kan oturur, bunu da bilmez. 1 Mayıs’ta ağız dolusu sloganı, tecrit hücresinde okunan mektubun kıymetini bilmez bu dünyanın insanları. Yeni aldığı cep telefonuyla mutlu olur ama, zor zamanlarında arayıp yardım isteyebileceği insan sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceğini düşündükçe küle döner sevinci.

Ne tuhaf, dünya nüfusunun en kalabalık olduğu çağ, aynı zamanda yalnızlığın en büyük olduğu çağ. Küçük çekişmeler, tahammülsüzlükler, rekabetler ve çalımlar arasında yavaş yavaş öğütüyoruz birbirimizi. Bizi sömürenlere ve ezenlere karşı birlik olmak gerekirken, birbirimizi yiyip duruyoruz. Kimisi komşusundan nefret ediyor, kimisi iş arkadaşının rezil olacağı o anı görmek için küçük planlar yapıyor, kimisi de okuldaki o adamın kuyusunu kazmak için uygun anı kolluyor. Küçük hayatların savaşları da hesapları gibi küçük; düşmanlarımızı da yine bizim gibi küçüklerden seçiyoruz. Diş geçiremeyeceğimizi anladıklarımız karşısında ise cüretsiziz, oysa asıl düzenbazlık onlarda. Elimiz kolumuz bağlı hissediyoruz. Bu yüzden mutsuzuz.

Daha da kötüsü var. Kapitalizmin yarattığı küçük dünyalar, küçük hayaller sadece apolitik insanları değil, kendini solda sayan, politik bilince sahip insanları da etkisi altına alıyor. Solun, sosyalizmin, Marksizm-Leninizmin tek bir varolma sebebi var oysa: Eski düzeni iyice anlamak, onun kanunlarını kavramak ve bunları kullanarak onu devirmek; yerine daha iyi, daha adil bir düzenin kurulması. Bunun dışındaki bütün küçük hesaplar, mesela halk iktidarını kurmaya değil de, alan kapmaya, “ben senden ilerideyim, benim boyum senden daha uzun” demeye yarayan bütün iddiasızlıklar düzeni güçlendirmekten, ömrünü bir gün daha uzatmaktan başka bir işe yarıyor mu?

Böyle küçük dünyaların var olmasının bir nedeni yok mu, elbette var. Halk sınıfları içerisinde aydınından öğrencisine, işçisinden memuruna düzenin propagandasından, eğitiminden etkilenmiş milyonlarca insan var. Bu propaganda “beş parmağın beşi bir değil” diyor, “her koyun kendi bacağından asılır”, “babana bile güvenmeyeceksin” diyor, “düşenin dostu olmaz” diyor. Kendini kurtaracak, kimsenin gözünün yaşına bakmayacaksın diyor. İnsanlar daha ilkokuldan başlayarak küçük insanlara diş geçirmenin, onların sırtına basmanın, ama devlet karşısında iki büklüm olmanın “eğitimini” alıyorlar.

İşte bu yüzden, mücadele düşmana karşı savaşmak ve ona darbeler vurmak kadar, halk sınıfları arasındaki bu yanılgıları gidermenin, sahte çelişkileri çözmenin, hemen çözülemeyeceklerin de tali hale getirilmesinin mücadelesidir aynı zamanda.

Çoğunlukla bu ikilinin birliği görmezden gelinir. Oysa insanları düzene itmemek, mümkün olduğunca kapsayıcı olmak için elimizden geleni yapmalıyız. Halk sınıflarında gördüğümüz kimseyi düzene bırakmayız. Karşı taraf ne kadar densiz, cahil ve küçük hesaplara gömülmüş olursa olsun bizim dışımızda değil. Onun densizliği ve çıkarcılığı bizim yokluğumuzun, ona ulaşamamış olmamızın yarattığı bir sonuçtur. Çünkü kimse bize hazır gelmez, insanlar düzenden getirdikleri egoları, yanlışları, düzen özlemleriyle solda dururlar. Burada önemli olan olumsuzlukları değil, solda duruyor olmalarıdır. Düzen kıyıcıdır, kaldırıp atar, halk sınıfından insanların üzerini bir kalemde çizer; biz ise sabırla emek harcar, aramıza alır, eleştirir, dönüştürürüz.

Şu gerçeği unutmamak gerek: Düşmanlarımıza gösterdiğimiz acımasızlık, kin ve öfkeyle, dostlarımıza gösterdiğimiz sabır, özen ve sahiplenme duygusu birbirinin tamamlayıcısıdır, çok hassas bir dengede dururlar. Düşmana duyulmayan her kin, dostlarımıza gösterdiğimiz vefada ve sevgideki azalmanın işaretidir. Dostlarımıza gösterdiğimiz her sabırsızlık ve kıyıcılık, düşmanlarımızın rahat soluk almasını sağlayan bir iddiasızlaşmadır.

Eleştireceğiz, ama eleştirimiz ve öfkemiz dostlarımızın aklına sızan düşmanlara yöneliktir, onlara duyduğumuz, duymamız gereken sevgiden ayrılmaz.Dostlarımızın düştüğü yanlışları yok etmek, mücadeleyi büyütmek amacındayız; onların kişiliklerini ezmek, hiçleştirmek, yaptıklarını değersizleştirmek için eleştirmiyoruz. Çözümün parçası olmak, insanları yanımızda tutmayı başarmak demektir. Bunu yapmayanlar düzenin, sorunun parçasına dönüşürler. Kendilerinin eleştirilmeye ihtiyacı vardır.

Hedefinde devrim olmayanların, iktidar hedefinden uzaklaşanların kendi aralarında sürekli didişmesi bundandır. Öncelikleri değişmiştir, dostlar ve düşmanlar yeniden tanımlanmıştır. Dünyaları küçülmüştür, dolayısıyla düşmanları da küçülür. Oysa kendisine güvenenlerin, hayalleri, dünyası, hedefi büyük olanların dertleri ve çelişkileri de büyük olur.

Dünyamızı büyütelim, düşmanlarımızı büyütelim. O zaman göreceğiz ufkumuz daha da genişleyecek, halkı daha çok sevecek, öfkeyi daha derinden yaşayacağız. Zaferlerimiz büyüyecek.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s