Sivilleşme?


İşte size aklımızı çelmek için ortaya atılmış içi boş kavramlardan biri daha.

Çok şey der gibi, iyi şeyler söyler gibi bir sesi var. Ama aslında kandırıyor. Gerçekleri açıklamaktan ziyade, örtmek için kullanılıyor.
Düzen kavramları da kendi malı yapmış. Onlar aracılığıyla düşüncelerimizi sömürüyor. Kavramlar da sadece onun işine yarıyor.
Düzen bizi yıllardır kendi askeriyle terbiye ediyor. Darbelerini askerle yapıyor, işgallerinde asker kullanıyor. Askeri harcamalarını yıl yıl çoğaltıyor.
Önce bizde askere ve silaha karşı bir korku ve nefret yaratıyorlar. Sonra biz silahtan huzursuzlanmaya başlayınca, bir iki general tutuklayıp, “aa, bak silah milah kalmadı!” diyorlar. Biz de seviniyoruz.
Çünkü düşünmemize izin vermiyorlar.
Asker.. Silah.. Sivil..
Bu üçünden hiçbiri bizim için her zaman kötü ya da her zaman iyi değildir. Bizler insanlar üniforma giyiyor diye ve silah taşıyor diye onlara düşman olmayız. Kravat takmış ve ceket giymiş diye askerden iyi de bellemeyiz.
Sorarız: Üzerindeki üniforma, kravat ve elindeki silahla kime hizmet ediyor? Hangi sınıfın çıkarlarını kolluyor? O silahla kime karşı savaşıyor?
Askere, silaha ve sivile karşı tavrımızı belirleyen budur.
Biz burjuvazinin askerini sevmeyiz. O da bizimkini. Biz burjuvazinin elinde silah istemeyiz. O da bizim elimizde. O sadece kendisinin asker sahibi olabileceğini düşünür, biz de sadece kendi askerlerimizin meşru olduğunu savunuruz. Şöyle diyor Engels: “İktidarda bulunan burjuvalar için işçilerin silahsızlandırılması birinci görevdir.”
Neymiş sivilleşme?
İktidarın askerden alınıp, seçimle gelmiş hükümete verilmesi…
Biz Marksist-Leninistler olaylara böyle sığ bakabilir miyiz? Yüzeydekiyle yetinip çabucak ikna olabilir miyiz? İnsanlık yüzyıllardır değil, bin yıllardır kandırılıyor. Küçük yalanlar birleşip, büyük düzenleri ayakta tutuyor. Tek tek eğilen başlar, başı eğik bir toplum ediyor.
Ne diyordu Marx: “Radikal olmak meseleyi kökünden kavramaktır.” Meseleyi kökünden kavrayıp soralım o halde: Hangi sınıf sivilleşiyor?
Bütün dünya egemenlerinin geleceğe korkuyla baktığı, savaş güçlerini arttırdıkları bir kriz döneminden geçiyoruz.
Ülkeler sadece işgale değil, iç savaşa hazırlanıyorlar.
ABD’de çıkan The Atlantic dergisi şöyle soruyor: “Polis Askerleşiyor mu?”
“Ülke çapındaki polis güçleri askeri ekipman satın aldı, askeri eğitim yöntemlerini benimsedi ve bir “askeri mantığı” saflarında işletmeye başladı. Amerikan polisi terörizmle mücadele etmek için askeri ekipmanların kullanımını arttırdı, zırhlardan saldırı helikopterlerine kadar her şeyi benimsedi.
Bu silah “enflasyonu” yalnızca güçlü tüfeklerden ibaret değil. Son yıllarda polis büroları yurtiçi işlerinde kullanmak için bazukalar, makineli tüfekler ve zırhlı araçlar (mini tanklar) satın aldılar.”
Bu hazırlık kimin için? Daha özgür bir dünya için mi?
Yine ABD’de Washington Post’tan bir haber: ABD yıllar önce özel eğitimli katillerden oluşan bir ekip kurmuş, adına da “Birleşik Özel Harekat” demiş. Görevi dünyanın neresinde olursa olsun direnişçileri, insan kardeşlerimizi bulup katletmek olan bu timde 2001 yılından önce 1800 asker varken, şu anda 25.000 asker var. 10 yılda 10 kattan fazla bir artış.
Kimin çıkarına?
Baş emperyalist kendi iç savaş ordusunu böyle güçlendirir de, yeni-sömürgesi Türkiye durur mu?
Star gazetesinde bir haber:
“Terörle mücadelede polisin daha etkin olmasını isteyen hükümetin özel harekatçı sayısını iki kat artıracağı öğrenildi. Sayıları yaklaşık 15 bine çıkacak özel harekatçılara ağır silahlar da verilecek.”
Radikal’in haberi ise daha açık sözlü, sivilleşmenin boyutunu ortaya koyuyor. “Polise 100 milyon TL’lik zırhlı araç” haberi şöyle diyor:
“Cobra, Shortland, kameralı Shortland, Dragon panzer, TOMA (Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) ve zırhlı personel otobüsleri, ihtiyaca göre öncelik özel harekat birimlerinde olmak üzere illere dağıtılacak.
2012 bütçesine de benzer büyük çaplı alımlar için ödenek konulacak. Halen emniyet envanterinde bulunan ve çeşitli birimlerde kullanılan zırhlı araçların da modifiye edilmesine başlandı. Bu kapsamda, 300’e yakın zırhlı aracın yeni teknolojiyle donatılması sağlanacak.”
100 milyon TL. Asgari ücrete bu yıl 19 TL zam yapan hükümet, yarattığı memnuniyetsizliği bastırmak için 100 milyon TL’yi gözden çıkarmış belli ki.
Olağanüstü hal altında yaşamaya o kadar alıştık ki, olağanlaştı. “Askerin” adını “polis” koyup, üniformasını da laciverte değiştirince sorun kalmadı. Devlet adım adım şehir içlerindeki parklarda polis kontrol noktalarının, maskeli ve silahlı polislerin, polis minibüslerinin varlığını normalleştirdi.
Mesela şunlar sizce bir sivilleşme alameti olabilir mi:
Dersim’de iki liseli genç “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz” diye şehrin bir kenarına çadır kuruyorlar. Tam 300 polis bu iki liselinin etrafını sarıyor, ellerinde uzun namlulu silahlar. Gece saat 2-3 civarında özel harekat polisleri gelip çadırın karşısında akrep denilen zırhlı aracı park ediyorlar ve silahı gençlere doğrultuyorlar.
Uludere’de çoğu 18 yaşından küçük 35 insanımız uçaklardan atılan bombalarla katlediliyor. Saatler boyunca bölgeye gelemeyen ambülanslar yüzünden yaralı çocuklar donarak ölüyor. Artık bir “bölgesel güç” haline gelmiş Büyük Türkiye’de, çocuklarımızın ölü bedenleri hala katırlarla battaniyelere sarılı olarak taşınıyorsa da, avunuyoruz:
Çünkü artık İsrail yapımı insansız uçaklarla yerleri tespit edilip, hedefi tam 12’den vuran Amerikan jetleriyle öldürülme özgürlükleri var.
Bu nedir yahu? Burası Nazi işgali altındaki Fransa değil. Burası İsrail işgali altındaki Filistin toprağı değil. Burası, kendini liberal sanan entelektüellerin durmadan demokratikleştiği ve sivilleştiği yalanlarıyla beynimizi yıkadıkları bir ülke.
İnsanların Türkiye’ye ilişkin algılarıyla gerçeklik arasındaki şu uçuruma bir bakar mısınız? Bir iktidar 12 Eylül’ün bile ötesine geçen uygulamalarına rağmen, Türkiye’yi kadın cinayetleri, ulusal baskı, yoksulluk ve hukuksuzluk alanında dünya devi haline getirmesine rağmen, yine de Türkiye’nin en demokratik hükümeti oluyor.
Sivilleşmeden anladıkları buysa, bizim de bir an evvel sivilleşmemiz lazım, orası kesin.
*Bu yazı daha önce Haber Fabrikası’nda yayımlandı.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s