“Özür” ve Katliam Emri Aynı Ağızlardan

* Kasım 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlandı.
Kulluk kölelik bir kere insanın ruhuna sinince, padişahın her hareketinde birhikmet arama alışkanlığı başlar. Bu nedenle iktidarların zorbalığı arttıkça, çevrelerinde yaptıkları ufak iyilikleri abartmayı iş edinmiş soytarıların sayısı çoğalır. Babasından her gün dayak yiyen çocuk, dayak yemediği gün babasını dünyanın en iyi adamı sanır, umutlanır.
Faşist iktidarın Dersim Katliamı konusundaki “özrü” de işte böyle karşılandı. Soytarılar harıl harıl kalem oynatmaya başladılar; bu Cumhuriyet tarihinde bir dönüm noktasıydı, böylesi görülmemişti. Yanak derileri iki parmak nasır bağlamış liberalleri bile son aylardaki taktikleriyle bezdirmiş olan AKP, hem CHP karşısındaki konumunu sağlamlaştırmak, hem de mızmızlanan ağızlara bal çalmak için bir başka malumu ilan etti. Dersim’de katliam olmuş, haberiniz var mı?
Bu nasıl bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu nasıl bir otorite düşkünlüğüdür. Hakikat ancak padişahın ağzından ilan edilince kıymetleniyor. Yıllardır Dersim konusunu hasıraltı ettiği, Kürt halkına zulmettiği için lanetlenmiyor padişah da, Seyid Rıza’dan alıntı yaptığı için baştacı ediliyor. Hakikatin bedelini halklar ödesin, Dersim Katliamı’nı duyurmak için aydınlar, yurtseverler, devrimciler cefa çeksin, sefasını çağdaş Seyid Rıza’ları tek tek öldüren, 10 yıl içinde 129 Kürt çocuğunu katledenler sürsün. Bu ne güzel dünya, ne tatlı dünya!
Aynı Dil, Aynı Politika
Ben de başka bir malumu ilan edeyim. Cumhuriyetin Kürt politikasında 1923’ten 2011’e değişen hiçbir şey yoktur. Katliam, asimilasyon, halka zulüm ve halk örgütlenmelerinin en kanlı yöntemlerle, kimyasal silahlarla tasfiye edilmesi bugün AKP’nin eliyle sürdürülüyor.
Bakın, 1937 yılında Dersim üzerinde uçan uçakların attığı bildiriler ne diyor:
“Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametle kucağına almak, sizi mesut etmek istiyor… sizlere son ihtarını yapıyor. Onun size son şartları şudur, sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet Hükümeti’ne teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar… Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyeceklerdir…
Aksi taktirde yani dediklerimizi yapmazsanız her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahfedileceksiniz. Cumhuriyet Hükümeti’nin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk çocuğunuzla beraber okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin. Yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahvedecek olan kuvvetler harekete geçeceklerdir. Devlete itaat gerekir.”
Bu tehditkar dil, bu yalancı şefkat size tanıdık geliyor mu? Türkiye’de yaşamış ve ister Kürt olsun, ister Türk olsun halktan yana mücadele etmiş herkes böylesi çağrıların arkasına gizlenen çivili sopaları, benzinli battaniyeleri, fosfor bombalarını, NAPALM yangınlarını iyi bilir.
Boyun eğin, teslim olun, inançlarınızı ve değerlerinizi ya siz kendiniz çiğneyin, ya da biz çiğneyeceğiz.
60 yıl sonra 19-22 Aralık katliamında devrimci tutsaklara anons yapan hangi alanda uzman olduğu besbelli çavuşlar şöyle diyecekti:
“Teslim olun, yakında af çıkacak ve hepiniz serbest kalacaksınız. Ölmeye değer mi? Devletin şefkatli kollarını size uzatıyoruz. Gelin, teslim olun…”
İlginçtir, çok değil, 3 ay önce, Ağustos 2011’de Abdullah Gül de şöyle demişti:
“Gösterilen şefkat milletimize gösterdiğimiz şefkattir. Teröriste müsamaha yoktur. Devletin üzerinde güç yoktur, içeride dışarıda herkes bunu bilsin… Bunun gecesi, gündüzü, bayramı söz konusu olmaz. Daima, her zaman teyakkuzda olur güvenlik güçlerimiz ve gereğini her zaman yapar… Şunu herkesin bilmesi gerekir ki devletin gücü üstünde güç yoktur… Teröristler kesinlikle halkımızdan ayrı tutulup, onlara karşı devletin gücünün, her kesimin gücünün üstünde olduğunu daima gösterebilecek durumdayız. Bunu da herkes görecektir.”
Ne fark var? Biri 1937, biri 2000, biri 2011 yılında edilmiş üç ayrı laf. Üç aynı tehdit ve yok etme politikası. Aynı yapışkan sırıtışlı şefkat yalanı.
Bütün bu yalancı özür, yalancı şefkat politikalarını tek bir soruyla ezip geçmek mümkün: Dersim katliamının sebebi neydi?
Sebep Dersim halkının isyan etmiş olmasıydı. Kurtuluş Savaşı sırasında vaat edilmiş olmasına rağmen, Kürtlerin kendi topraklarında kendi kaderlerini tayin edememeleri ve hatta asimilasyona, yoksulluğa ve katliama maruz kalmalarına isyan etmeleriydi sebep.

Açılım ve İmha Yanyana

AKP asimilasyon ve katliam için özür dileyemez, çünkü asimilasyon, katliam ve ulusal baskı politikalarını kendisi teslim almıştır.
Başbakan Necip Fazıl’dan yaptığı alıntıda bile Dersim katliamıyla ulusal sorunu eşleştirmekten kaçınıyor: “Bakın burada Üstad ‘Kürt’ dememiştir, ‘Ermeni’ dememiştir… Necip Fazıl, Dersim’i ve Dersimlileri, din mazlumları sınıfına alarak, onlara sadece insan gözlüğüyle bakarak, insani bir trajediyi bizlere aktarmıştır,” diyor.
Yalan. Besbelli ki Dersimliler “sadece insan” oldukları için, “din mazlumları sınıfına mensup oldukları için” ya da bir insani trajedi yüzünden katledilmediler.
Açıkla başbakan, Dersim halkının katledilmesinin nedenleri neydi? Ne istiyorlardı, ne yapmışlardı da katledildiler? Bugün Kürt hareketi ne istiyor, ne yapıyor da siz onu katletmeye devam ediyorsunuz?
AKP’nin yaptığı bütün “açılımlara”, binlerce insanın tutuklandığı, giderek cüretini ve saldırganlığını daha da arttıran bir tasfiye dalgası eşlik etti. Bütün açılımlar halk örgütlenmelerine gaz, Şerzan Kurtların ensesine kurşun ve Seyid Rızalara NAPALM bombası olarak döndü. AKP de tıpkı Kemalist iktidarın uçaklardan attığı bildirilere benzer açıklamaları “entegre strateji” adı altında, terörist ve halk arasında bir ayrım yapma söylemiyle dile getirmedi mi?
“Entegre strateji” işte bu. Kürt halkının meşru örgütlenmelerini ez ve karala. Sonra da boşlukta sallanan kitlenin, zaten iktidara yönelik zaafları olan kitlenin tek alternatifi olmak için Kürtlerin haklarını savunuyormuş gibi görün. “Bu ülkeye ameliyat yaptırmayız” diyerek Kürt halkına ait topraklarda bir olağanüstü hal uygula. Kürtlerin haklarını savunmak için ağzını açanı, kitap yazanı, ders vereni içeri tık, sonra da yıllardır görmezden geldiğin gerçeği açıklayıp demokrasi kahramanı ol.
Bir düşünün, aynı hafta içerisinde iki ayrı olay oluyor. Teröre destek veren herkesin mallarına mahkeme kararı olmadan el konulabilecek diye, gaspı ve hırsızlığı yasalaştıran bir kanun hazırlıyorlar. Başbakanın hemen ardından Dersim için devlet adına özür diliyor. Dersim’de kimin topraklarına el konulmuştu, şimdi kimin malına el koyacaksınız? “Teröre destek vermek” ne demek hepimiz biliyoruz. Zekasını Ahmet Altan ya da Cengiz Çandar düzeyine indirmeyen herkes, teröre destek vermiş sayılıyor.
İki gün önce oligarşinin güçleri değişik şehirlerde onlarca eve baskın yaptı, Özgür Gündem gazetesini talan etti ve 70’i avukat 100’den fazla insanı gözaltına aldı. Bu insanlardan 36’sı tutuklandı. Kürt hareketine yakınlıklarıyla bilinen, Kürtlerin demokratik haklarını savunan insanlardı hepsi. Ülke tarihinde bu kadar çok avukatın gözaltına alındığı, tutuklandığı bir başka dönem yoktur. Aydınları, yazarları, üniversite hocalarını toplu olarak gözaltına alan 12 Mart faşizmi bile, savunma hakkına böyle cepheden saldırmaya cesaret edememişti.
Şimdi 70 avukatın gözaltına alındığı ve bir gazetenin baskınla talan edildiği hukuk ve demokrasi katliamını unutalım. Kürtçe konuştuğu, Kürtlerin haklarını savunduğu, poşu taktığı için tutuklananları unutalım ve Başbakan’ın Dersim konusunda söyledikleriyle ne kadar önemli bir demokratikleşme adımı attığını konuşalım, olur mu?
En basit, en temel demokratik hakkımız için bile can vermek, dayak yemek, yıllarca hapiste yatmak gereken bir ülkedeyiz. Bu gerçek kavranmadığında umuttan umutsuzluğa savrulmak ve sonuçta pespaye bir liberale, devlete avuç açan, “şöyle yapma böyle yap” diye vezircilik oynayan akademisyenlere benzemek kaçınılmazdır.
Düzen geçmişteki herhangi bir olaydan dolayı özür diliyorsa, bugün bizi daha iyi ezmek, daha iyi kandırmak için yapıyor. Amaç asıl gerçeğin üzerini örtmek, Kürt halkının kendi kaderini tayin etmesinin önüne geçmek için özür diliyor. Bu özrün dilenmesinin nedeni demokratikleşmenin değil, daha çetin daha sert baskı koşullarının hazırlanmasıdır. Daha ağır bir baskı ve sömürü düzenini devamı ettirmek, Türkiye halklarına yönelik zulmü devam ettirmektir amaç. Unutmayalım, kapitalizm doymak bilmez, halkla uzlaşmaz.
Ne özür, ne af, ne icazet. Bizim düzenden tek bir beklentimiz olmalıdır: Bir an evvel yerini devrimci halk iktidarına bırakması. Bizler daha iyi, daha terbiyeli çocuklar olarak, devletle uzlaşmaya hazır olduğumuzu sürekli göstererek beynimizi özgürleştiremeyiz.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s