Hüsnü Yıldız’ın Zaferi

* Bu yazı Ağustos 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlandı.
Gözleri oyulmuş, kolsuz cesetler. Başsız, bel kısmı dağılmış, bacakları kopmuş cesetler. Bunlar Türkiye koşullarında “şanslı” sayılabilecek cesetler. Çünkü Kontrgerilla üyelerinin itiraflarına bakılacak olursa, onlarca insan geriye bir kemik parçası bile bırakamadan yok oldu Türkiye’de. Çünkü asit kuyularında eritildiler.
Gerilla kulaklarından, burunlarından kolye yapmak; yanan tutuklu kadınların üzerine benzinli battaniye atmak; cezaevlerindeki direnişçilerin kafasını hızarla kesmek ve bunun karşılığında zarf içinde yüklü paralar almak. Bunların da hepsi Türkiye’de gerçekleşti. Hem de öyle çok uzak bir geçmişte değil, kimisi on, kimisi on beş sene önce.
Bu suçların failleri şimdi çocuklarını seviyor olabilirler, orduya ya da polise danışmanlık yapıyor olabilirler, iyi paralar kazanıyor olabilirler, hatta mezarda bile olabilirler. Ama hapiste değiller, orası kesin. Çünkü devletin hukuku onların hukuku, kontrgerilla adaleti onlara her zaman ihtiyaç duyuyor.
Sonra bir adam çıktı Dersim’den. Uzun kır saçları ve top sakalıyla, o alıştığımız Çayan bıyıklı devrimcileri andırmıyordu pek. Adı Hüsnü Yıldız’dı. Kardeşi Ali Yıldız’ı istiyordu. Ama devlet öldürüp bir toplu mezara gömdüğü Ali Yıldız’ın kemiklerini bile geri vermek istemiyordu ağabeyine. Demek ki Ali Yıldız’dan hala korkuluyordu. Demek ki Ali toprak altında bile savaşmaya devam ediyordu, bir sürü canlı cesede ibret diye.
Hüsnü Yıldız ve avukatlarının yaptıkları bütün başvurular çeşitli yargı paslaşmalarıyla görmezden gelindi. Yıldız’ın isteği kardeşinin gömüldüğü toplu mezarın açılması ve Ali’nin kemiklerinin ailesine iade edilmesiydi. Olmaz dediler. Bunun üzerine Hüsnü Yıldız 10 Haziran 2011 tarihinde açlık grevine başladı. Toplu mezarın açılmasına yönelik taleplerine yanıt alamayınca, 26 Temmuz günü süresiz açlık grevini ölüm orucu eylemine dönüştürdü.
İşte Türkiye böyle bir ülke. İktidardaki partinin demokrat olduğuna bizi inandırmak için basın palyaçolarının atmadığı takla kalmamışken, halk evlatlarının kemiklerinin toplu mezardan çıkarılması gibi basit, temel bir demokratik hak için açlık grevine yatmak zorunda. Bugün Türkiye’de 114 mezarda 1469 cesedin olduğu belirtiliyor. Ülke bir katliam üssü gibi. 1500 kişiyi toplu mezarlara gömenlerin cezalandırılması bir yana, mezarların açılması bile engelleniyor. Açılan mezarlar ise iş makineleriyle, kanıtlar yok edilerek “açılıyor”.
Hüsnü Yıldız’ın avukatları savcılığın harekete geçmemesi halinde 20 Ağustos tarihinde bilim insanları ve gözlemcilerden oluşan bir ekiple birlikte Ali Yıldız’ın gömülü olduğu toplu mezarda kazı faaliyetlerine kendilerinin başlayacağını belirtmişti. Hazırlıklar da buna göre yapılıyordu. Nihayet 10 Ağustos’ta, Hüsnü Yıldız’ın ölüm orucunun 62. gününde savcılıktan haber geldi, 12 Ağustos Cuma günü Çemişgezek toplu mezarı DNA örneklerinin toplanması için kazılacaktı.
Hüsnü Yıldız 1984’ten 2007’ye uzanan ölüm orucu zaferleri geleneğine bir halka daha eklemişti.
Bu zafer devletin 20 yıllık toplu katliam ve toplu mezar geleneğinin teşhirine yönelik önemli bir adımdır. Hüsnü Yıldız’ın yaz sıcağında, Somali’de açlıktan ölen çocuklara yoldaş olarak tuttuğu bu oruç, onun şahsında bize devrimci değerleri, devrimci iradeyi ve inadı gösterdi tekrar. Onun zaferi “kendi çıkarlarından başka bir şey düşünme” diyen burjuva ideolojisine, “bu devirde hiçbir şey için ölmeye değmez” diyen karşı-devrimciliğe yanıt olduğu kadar, “direnmek boşuna, kazanmak imkansız” diyen yılgınlığa da bir yanıt oldu.
Herkes kendini sorgulamalı: Siz 14 sene önce ölmüş kardeşinizin kemikleri için ölümü göze alacak kadar cesur bir ağabey, abla, ana, baba olabilir miydiniz? Kendi içinizdeki düşmanı Hüsnü Yıldız gibi tutup yere çalabilir miydiniz?
Besbelli ki Hüsnü Yıldız artık 62 gün önceki insan değil. “Şimdi ben şerefimle ölmenin doruğundayım” diyordu Kahraman Altun’un bir dizesi. Hüsnü Yıldız da şerefiyle yaşamanın bir örneğini gösteriyor bize, mezar açılacak haberine rağmen, “kardeşimin kemikleri çıkartılana kadar ölüm orucuna devam edeceğim” diyor.
Buradan Hüsnü Yıldız’ın direnişini ve zaferini selamlıyorum: Var olmak için toplu mezarlara ihtiyaç duyan düzeni değiştirmek için nice ve daha büyük zaferlere.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s