Deprem ve Devrim

1972_nikaragua_depremi

1972 Nikaragua Depremi’nden sonra başkent Managua bir harabeye dönüştü.

Ülkemiz bir depremler ülkesidir. Kuzeyinde Karadeniz’e paralel, boydan boya uzanan, doğuya doğru gittikçe de Van Gölü’ne doğru eğim yapan Kuzey Anadolu Fay Hattı vardır. Güneyinde ise Antakya’dan Van Gölü’ne uzanan Doğu Anadolu Fay Hattı ve onun da doğusunda Güneydoğu Anadolu Bindirmesi vardır.

Bunlar ana fay hatları olmakla birlikte, Ege Bölgesi ve Doğu Karadeniz boyunca yüzlerce irili ufaklı bağımsız fay hattı, birkaç bölge dışında neredeyse bütün ülkemizi her an felakete açık hale getiriyor.

Buradan çıkacak sonuç açıktır. Demek ki,

  1. Bütün binalar depreme uygun standartlarda yapılmalı, bu konuda sıkı bir denetleme mekanizması olmalıdır;
  2. Bütün deprem bölgelerinde her an depreme hazır arama kurtarma ekipleri, dayanışma ağları, felaket planları oluşturulmalıdır.

Tabii ben kime anlatıyorum!

Kulağa çok mantıklı gelmesine rağmen, bütün bunlar, ancak halkın oluşturduğu, halkın çıkarları için örgütlenmiş bir devlet mekanizmasında gerçekleşebilir.

Türkiye’deki devlet ise başkadır. 17 Ağustos 1999, 12 Kasım 1999’da Marmara’da ve şimdi de 23 Ekim 2011 yılında Van’da gördüğümüz manzaralar, sayıları binleri bulan, bulacağı söylenen ölüler ve yıkılan yüzlerce, binlerce ev bize bu gerçeği gösteriyor.

Öyle bir ülke düşünün ki, deprem katliamının baş mimarlarından biri, işadamı Ali Ağaoğlu rahatlıkla şöyle diyebiliyor:

1970’li yıllarda İstanbul’un Anadolu yakasında yapılan yapıların büyük bir kısmına inşaat malzemesini ben sattım. Kumları Marmara Denizi’nden demirleri hurdadan çektik. O zamanın şartlarında en iyi malzeme buydu. Sadece biz değil tüm firmalar aynı şeyi yapıyordu. Deprem olursa İstanbul’a ordu bile giremez, ölen şanslıdır.

Elini kolunu sallayarak dolaşıyor bu adam, zenginliğine zenginlik katıyor.

Düşünün, adam açıktan suçunu itiraf ediyor, “ben katliama katıldım, benim yüzümden insanlar öldü ve ölmeye de devam edecek” diyor. Öte yandan reklam yıldızı olup, “herkesin ev sahibi olmaya hakkı var” diye TV kanallarında fink atıyor! Bir halk iktidarında bu ve bunun gibiler yakalanır, sorgulanır ve cezalandırılırdı.

Ama kimi kime şikayet edeceksiniz?
Öyle bir ülke düşünün ki, ülkenin en kalabalık şehri İstanbul’dan sorumlu olan belediye başkanı Kadir Topbaş “Deprem olursa 30.000 insanımız hayatını kaybedecek, 50.000 ev hasar görecek” diyor. Keşke sadece 30.000 olsa!

Sanki bu adam, 2004 yılından beri İstanbul’un “beledi” işlerini, şehirciliğini yola koymaktan, vatandaşın canından sorumlu değilmiş gibi, deprem sırasında gerçekleşecek büyük katliamdan söz ediyor.

Sermayenin iktidarları, işbirlikçiler böyledir. Bizler bir hiçizdir onlar için, hergün deri ayakkabıları ya da geniş cantlı tekerleklerinin altında ezip geçtikleri birer karıncayız. On binlercemizi ceset kokulu, yıkılmış İstanbul sabahlarında, iş makineleriyle denize sürdüler.

17 Ağustos anılarını yazan biri şöyle diyor:

Çünkü enkazların erken kaldırılması iş makinelerinin bilinçsiz bir şekilde enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürmesi nedeniyle bir çok ceset parçalandı.Parçalanan bazı cesetler ise enkazlarla birlikte dolgu alanına döküldü. Kol ve bacakları bir süre sonra deniz üstüne çıkmaya başladı.

O kol ve bacakların failleri aramızda.

Felaketten Yas Değil Devrim de Çıkabilir

Nikaragua’da da böyle olmuştu. 1972 yılında başkent Managua 6.2 şiddetinde bir depremle sarsıldı. Nikaragua’daki devrimci mücadelenin tanıklarından olan Roxanne Dunbar Ortiz, deprem sonrası manzarayı şöyle tasvir ediyor:

“Depremden sonra yalnızca iki modern bina, Intercontinental Oteli ve Amerika Bankası ayakta kalmıştı.”

Yani emperyalist işgalcilerin binaları!

Bu bile, depremin değil, binaların, onları yapan müteahhitlerin, buna izin veren, bundan nemalanan politikacı ve bürokratların katil olduğunun kanıtıdır.

Managua depreminde 10.000 insan öldü, 600 bina tamamen yerle bir oldu. O dönem iktidarda olan katil diktatör Somoza, devrimcilerden korkusuna 18 ay boyunca sürecek bir sıkıyönetimi devreye soktu, açlıktan ve yoksulluktan kırılan halka yardımların ulaşmasını engelledi.

Somoza bu deprem katliamının sorumlularından hesap sormadığı gibi, ülkeye gönderilen uluslararası yardımları kendi hanedanına, işbirlikçi kapitalistlere paylaştırdı. Ardı ardına kopan skandallar, deprem yardımlarının şirketlere, “tanıdıklara” aktığını gösteriyordu. Halk öldükçe, binaların altında kaldıkça Somozagiller semiriyordu.

Ancak Nikaragua halkı savunmasız ve yalnız değildi. 1961 yılında kurulan Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi FSLN, 1972 yılına kadar kahramanca direnişler gerçekleştirmiş silahlı bir örgüttü. Managua depremiyse FSLN’nin tarihinde bir dönüm noktası oldu. Örgüt Nikaragua’da depremin öfkesini örgütledi.

Nikaragua’nın ileri görüşlü devrimci önderi Carlos Fonseca’nın girişimiyle FSLN depremden hemen sonra yıkılan mahallelerde örgütlenme çalışmasına başladı. Uluslararası yardım çağrıları yayımlayarak, ülkeye gönderilen yardımların bir kısmını kendi bünyesinde örgütledi. Somoza’nın çürümüş yardım stratejisine karşı, halk içinde adaletli bir paylaşım yaratmaya çalıştı. İşte üye sayısı henüz birkaç yüzü geçmeyen hareketin böyle bir cüreti ve devrim perspektifi vardı!

Bu dönem FSLN saflarına pek çok genç, deprem kurbanı yakınları toplandı. Depremden önce varlığı sürekli gözardı edilen FSLN, depremden sonraki yıllarda artık temelleri sağlamlaşmış, atılım yapmaya, hesap sormaya hazır bir hareket haline gelmişti. Devrimci irade depremi halk için değil, işbirlikçiler için bir felakete dönüştürdü.

Yeni-sömürgelerin binaları da siyasi kurumları gibidir. Çürümüş, yıkılmayı bekleyen, ama yıkılırken binlerce insanı da haksız yere acımadan ölüme sürükleyen yapılardır ikisi de.

Nikaragua depremi gösteriyor ki, gelişmiş, kapitalist ülkelerin aksine, yeni sömürgelerdeki her deprem felaketi, büyük bir can kaybıyla sonuçlanır. Sorulacak hesaplarımızın defterini kabartır. Depremlerin açığa çıkardığı güç, öfke ve boşluk, doğru örgütlenmeler ve doğru eylemler aracılığıyla devrime kanalize edilebilirse, toplumsal depremler yaratmak ve burjuvazinin iktidarını dümdüz etmek yolu açılır.

Nikaragua’da ne mi oldu? 1979 yılında, depremden 7 yıl sonra FSLN Somoza iktidarını devirdi…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s