Faşizmin Sürekliliği Bir Seçim Değil Devrim Sorunudur

Türkiye’deki pek çok sol eğilimli insan, içten içe de olsa 12 Haziran seçimlerinin sonuçlarını AKP’nin oy kaybedeceği ve CHP’nin oyunu arttıracağı umuduyla izledi. Bu beklenti gizliden gizliye de olsa AKP’nin tekrar seçilirse işlerin daha da kötüye gideceği, ama CHP karşısında biraz oy kaybederse halka karşı daha az pervasız davranacağı beklentisine yaslanıyordu. Ve AKP’nin %50 oy alması bu beklentiyi büyük bir moral bozukluğuna dönüştürdü.

Bu bakış, hem Türkiye’deki faşizmin sürekliliğini ve bunun asıl nedenlerini anlamıyor, hem de devrimi ve mücadeleyi bir kenara atıp demokrasiyi halk dışı, halka düşman düzen partilerinin iç çelişkilerinde arıyor.

Türkiye’de faşizm ve halk arasındaki çelişki, düzen partilerinin ismine göre değil, halkın örgütlülük ve bilinç düzeyine göre şekillenir. Kimse unutmasın:

  • Malatya, Maraş ve Çorum Katliamları, 1977 seçimlerinde “yükselen faşizme barikat olsun” diye sol partiler tarafından desteklenen CHP’nin döneminde gerçekleşti.
  • 1993’teki Sivas Katliamı’nda Başbakan Yardımcısı olan ve umutlar beslenen Erdal İnönü katliam sırasında “güvenlik güçlerimizin özverisiyle vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmesi engellenmiştir” diye açıklamalar yapıyordu.

Bu faşizmin tarihi olduğu kadar, düzen solunun tarihidir de. Ve bütün bu süreçlerde halkın hak ve özgürlükleri için belirleyici olan şey, onun örgütlülüğü, mücadele azmi ve devrimcilere sahip çıkıp çıkmadığıdır.

Türkiye’de demokrasi bir devrim sorunu. Bunca zulüm, hayasız saldırı, tecrit ve beyin yıkama bundan önce yapılan 15 genel seçimde olduğu gibi, bu 16. genel seçimde de sandığın içinden demokrasinin değil, faşizmin çıkmasını garanti altına almak için uygulanıyor.

Emekçiye verilecek her bir kuruşun hesabını yapan düzen, seçimlere 1.1 milyar Türk Lirasını ülkeyi ezilenler için daha demokratik, daha yaşanabilir kılmak için değil; kendini korumak ve halkın gözünde meşrulaşarak, zulmü ve sömürüyü kat kat arttırabilmek için harcıyor. Bunu görmeyenler, demokratikleşme yalanlarıyla, barış umutlarıyla başı dönenler elbette özgürlüğü, demokrasiyi ve hatta sosyalizmi sandığın içinde aramaya başlayacak.

Bir kere şunu söyleyelim. Durum sandığınızdan daha vahim: Düzen partilerine %50 değil, %94 oy çıktı. Ve bu manzara Türkiye seçimler tarihinin değişmez manzarası. TİP’in parlamentoya girdiği 1965 yılındaki seçimlerde bile, aldığı oy %3’tü. Devrimci hareketlerin toparlandığı 1977 seçimlerinde düzen partileri oyların %91’ini almıştı. Türkiye’deki mücadelenin ve faşizmin yükselişte olduğu 1995 yılında düzen partilerinin aldığı oy %96’ydı.

Bu manzaraya bakıp da, seçim sandıklarının halkın iradesinin bir yansıması olduğunu iddia etmek, burjuva parlamentosunun tarihini, kendi ülkesinin tarihini bilmemektir. Buradan en fazla, devrimci alternatifi daha güçlü bir şekilde vurgulamak için çaba sarf etmek ve halka daha çok gitmek gerektiği çıkartılabilir.

Bugüne kadar çeşitli istismar ve manipülasyon yöntemleriyle kurulan 60 hükümetin sömürüyü derinleştirmek ve baskıyı çoğaltmak dışında; devrimcileri halktan tecrit etmek ve kurşunlamak dışında bir işlevi olmadı. Sınıfsal ilişkilerde değişen bir şey olmadığına göre, böyle olmaya da devam edecek ve AKP de gelse, CHP de gelse düzen kendisini güvence altına almak için gerekeni yapacak.

Yıkıp yeniden yapmayı göze alanların, bunun bir bedeli olduğunu bilenlerin ve usanmadan halkla birlikte var olanların önümüzdeki günlerde iktidarın artacak baskısından korkması için bir sebebi yok. Bu baskının adı faşizm, buna karşı direnmenin adı mücadeledir. Ve mücadele edenler bilirler ki, faşizmin artan saldırıları mücadelenin başarısının, çelişkilerin keskinleşmesinin bir göstergesidir ve buna hazırlıklıdırlar.

Korkması gerekenler yıllardır “demokrasi geliyor”, “açılım oluyor”, “burjuva demokratik devrim oldu olacak” diye gevşeyenler ve mücadeleyi tasfiye etmeye çalışanlar. Şimdi ortada kaldılar.

12 Haziran seçimlerinden önce umutlu olmak ne kadar anlamsızsa, seçim sonuçlarına bakarak umutsuzluğa kapılmak da o kadar anlamsız. Halkın CHP’ye değil de AKP’ye oy verdiği için daha akılsız, daha cahil olduğunu düşünenler, öncelikle kendi duruşlarını, ülkeye dair bilgilerini gözden geçirmeli.

Devrim aklını ve gücünü bu halktan alacak. Halk şimdi bu durumda olduğu içindir ki, devrimcilere, ilerici aydınlara ve sanatçılara ihtiyaç vardır. Kendisine solcu diyenler, aydınlar ve sanatçılar yıllardır halkın acılarından, düşünce ve duygu dünyasından, onu örgütlemek için ipi boynunda dolaşan devrimcilerden uzaklaştığı için şimdi halk bu durumda.

12 Haziran seçimlerinden sizin payınıza yılgınlık değil, yeni yeni sorumluluklar düşüyor şimdi.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s