Uzlaşmak Benzemektir

“ABD Başkanı Obama önceki gün Başbakan Erdoğan’ı arayarak Suriye’de sivillerin katledilmesinden duyduğu rahatsızlığı iletti,” diyor Radikal gazetesinin haberi.

Aynı görüşmeye ilişkin Milliyet haberi de şöyle devam ediyor: “İki lider Suriye hükümetinin halkına uyguladığı şiddetin “kabul edilemez” olduğuna vurgu yaptı. Suriye’deki bu gelişmelerden derin endişe duyduklarını ifade eden Obama ve Erdoğan, Suriye’nin şiddeti derhal durdurması konusunda da anlaştı.”

Bu görüşmeler gerçekleşirken Türkiye oligarşisinin üniformalıları Kürt illerinde 2 kişiyi devlet kurşunlarıyla vurarak öldürmüş, 900 kişiyi gözaltına almış, 100 kişi tutuklanmıştır. Üniformalılar vurdukları bir çocuğun dişlerini dökünceye kadar tekmelemişlerdir.

Suriye halkına uygulanan şiddet kabul edilemezmiş…

Bunu söyleyenlerden biri, Irak’ta 500 bin çocuğu açlıktan öldürmüş, 1 milyon kişinin yaşam hakkını ve halkın kendi kaderini tayin hakkını gasp etmiş, on binlerce insanı toplama kamplarında işkenceden geçirmiş bir ülkenin sömürücü başkanıdır. Yetişkin bir insanın 5 litre kanı olduğunu varsayarsak, ABD yalnızca Irak’ta 5 milyon litre kanla sulamıştır toprağı. Hala da pıhtılaşmış değildir halkın yarasından akan kan.

Bir de öteki tarafa bakalım: AKP hükümeti iktidara geldiğinden bu yana Türkiye hapishanelerindeki insan sayısı rekor sayılara ulaşmış, halka yönelik şiddetin yasalaştırılması demek olan Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nuyla sokaklardaki polis terörü tırmanmıştır. Güya “halka yönelik şiddet kabul edilemez” diyen bu başbakanın hükümeti, “ben yargısız infaza katıldım” diyen katilleri, evlerine insan gömen işkenceci Hizbullahçıları salıvermiş bir hükümettir. Bu şiddetin bir kısmının dökümü şuradan takip edilebilir.

Onlar halka yönelik şiddetin uzmanıdırlar. Ahını almadıkları insan çok azdır dünya üzerinde. Fakat düzeni öyle kurmuşlar ki, tutar kendilerine Nobel Barış Ödülü kazandırırlar. Tepetaklak durur onların dünyasında her şey.

Bunda şaşıracak bir şey yok. Dünyanın ve Türkiye’nin mevcut düzeni budur…

Vuracak, yakacak ve işgal edecekler. Sonra da dönüp insan hakları, demokratikleşme deyip, yavru kediye dönüşecekler. Kendilerinin son teknoloji silahları, parasal kaynakları olacak. En görkemli toplantıları yapıp, en geniş örgütlenmeleri kuracaklar. Ama halkların tüfekler toplar bir kenara, taş atması bile kabul edilemez olacak. Meşru örgütlenmeleri şafak operasyonlarıyla basılacak.

Kendileri üç gençten birini işsiz, güvencesiz bırakıp paçavra gibi bir kenara atabilecek. Ama işçi grev hakkı istediğinde, öğrenciler parasız eğitim istediklerinde, onların haklarında on yıllara varan davalar açılacak, f-tiplerine atılacaklar. Başbakan da bağıracak: “Grev diyen deli gömleği giysin.”

Bugün Türkiye’de halka yapılan zulmü değil de, Suriye’de yapılanları konuşuyorlarsa bunun bir nedeni vardır. ABD’nin Suriye ile olan hesabı başka olduğu için kan kokusunu çok iyi alıverir olmuştur Amerikan Emperyalizminin ve işbirlikçilerinin burnu.

Emperyalistlerin ahlak anlayışları, insanlığa bakışları iş anlayışlarından ayrılmaz. Ne zaman barıştan, ne zaman şiddet karşıtlığından ve insan haklarından bahsetseler, bilin ki ya daha fazla kâr elde etme fırsatını yakalamışlardır; ya da bir yerdeki kârları tehlikeye girmiş, düzenlerinin istikrarı sarsılayazmıştır. Başka bir yerde, başka bir zaman onbinlerce insanı öldürmek, binlercesini kaybetmek daha karlı olabilir; o zaman da böyle yaparlar.

Kendi yaşantımızda böyle kişilik özelliklerine sahip insanları arkadaşımız olarak bile görmeyi istemeyiz. Basbayağı bir karakter aşınmasının, kişilik sorunlarının belirtisidir bu tavırlar. Ama kapitalist dünya, böylelerini devletlerin, orduların, toplumların başına getiriyor. En geniş olanakları, zenginlikleri ayaklarının altına seriyor.

Bizlerin bu dünya görüşüyle uyuşmamıza, onunla barış içinde yaşamamıza imkân yoktur. Ya o, ya biz kazanacağız. Dikkat edin, bu anlayışla barışma fikrinin, onların kurduğu bu dünya düzeni içinde kazasız belasız ‘geçinip gitme’ fikrinin arkasında yavaş yavaş onlara benzediğiniz, bencilleşmeye başladığınız gerçeği yatıyor olabilir.

Uzlaşırken pazarlığınızı ne kadar sıkı yaparsanız yapın. Ezenle uzlaşma fikrinin kendisi, pazarlığın daha masaya oturmadan kaybedildiğinin kanıtıdır.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s