Halkını Satanların Korkusu

* Bu yazı Haziran 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlanmıştır.

31 Mayıs günü Hopa’da halk düşmanlığının Türk, Kürt, Laz demeden saldırdığına tanık olduk. Polis copu olmuştu, gaz bombası olmuştu, panzerden sıkılan su olmuştu halk düşmanlığı. Bu saldırıda bir emekli öğretmen faşizme başkaldırmasının bedelini ödedi. Kimyasal silahlarla öldürüldü. Ertesi gün Hopa’da 12 Mart sonrasını andıran bir “Balyoz Darbesi” yapılarak evler, yasal dernekler, kahvehaneler basıldı, onlarca insan gözaltına alındı. Başbakan “eşkıya Hopa’ya inmiş” diye açıklama yapıyordu.

Aynı gün Ankara Kızılay’da Hopa’daki olayları protesto eden 96 kişi işkenceyle, darpla gözaltına alındı. Bu kişilerin arasında birlikte düşündüğümüz, tartıştığımız ve birlikte ürettiğimiz sevgili dostlarımız da vardı. Gözaltına alınanlara yönelik işkenceler polis otobüsünde, emniyet müdürlüğünde de devam etti. Polisin öldüresiye dövdüğü bir Halkevi üyesi kadın ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ve kalçasına platin takıldı.

27 Mayıs Cuma günü, polis Yükseköğretim Kongresi’ni protesto eden öğrencileri demir sopalarla dövdü. Toplam 12 öğrencinin gözaltına alındığı olayda, kimi öğrencilerin suratları kan içinde kaldı, kimisi boynuna gelen bir gaz bombasıyla hastanelik oldu.

Birkaç hafta önce Okmeydanı’nda 3 bina ve sayısız ev baskına uğradı. İçinde Grup Yorum üyelerinin de bulunduğu 40’ı aşkın insan işkencelerle gözaltına alındılar, kadın devrimcilerin iç çamaşırları camlardan atıldı, polis evlerdeki akvaryumlara işedi, henüz 15 yaşındaki Dev-Gençli bir devrimci kız polis merkezinde öldüresiye tekmelenerek böbrekleri işlemez hale getirildi, onursuz arama dayatılarak tacizler eşliğinde zorla üzerindekiler çıkartılmaya çalışıldı. Mahkeme İstanbul Polisine 10 Mayıs’tan başlayarak 72 saat geçerliliği olan bir arama emri çıkartmıştı. Yani polis 4 gün boyunca istediği evi, işyerini, derneği keyfince basabilecekti.

Kürt illerinde Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız adayları veto etmesinin ardından sokaklara dökülen kitleye saldıran polis bir iki ay içerisinde 2000’i aşkın kişiyi gözaltına aldı. Sokak çatışmaları sırasında içlerinde küçük çocukların da bulunduğu onlarca eylemci yaralandı. Devlet seçimler öncesi bu illere 3 tane çevik kuvvet üssü kuracağını açıkladı ve bakan “attığını vuran, av değil avcı olan” özel eğitimli 10 bin paralı askerin bölgeye sevk edildiğini açıkladı.

Dileyenler bu manzaraya tutuklanan gazetecileri, F-tiplerine diri diri gömülmeye çalışılan devrimcileri, parasız eğitim istediği için 15 aydır tutuklu olanları, yolda yürürken “aranman var”, “poşinden tanıdık” denilerek aylardır birkaç kare metrekare gökyüzünden başka bir şey görmesi yasaklanan üniversitelileri de ekleyebilirler.

Sürekli Faşizmin Korkusu da Süreklidir

Bu saldırılar yalnızca devrimcilere, yalnızca Kürtlere, yalnızca demokratik tepkisini gösterenlere değil bütün Türkiye halklarınadır. Üstelik pek çok küçük-burjuva aydının “AKP burjuva demokratik açılım yaptı, sonra korktu, şimdi faşizanlaştı” demesine karşın on yıllardır kesintisiz olarak süren saldırılardır.

Yıllardır sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada egemen sınıflar büyük bir endişe içinde, kanun üstüne kanun çıkararak, baskı ve yalan teknolojilerinde habis gelişmeler yaratarak halkları kontrol altına almaya çalışıyor. Korkuları derindir, haklılardır da. 1 milyardan fazla insanın aç yaşadığı, her yıl beslenme yetersizliklerinden 500.000 küçük çocuğun kör kaldığı bir dünya düzeninde, tepedeki %1’lik azınlığın korkusu binlerce yıllık insanlık tarihinde pek az egemen sınıfa nasip olmuş bir korkudur.

Türkiye’nin egemen sınıflarının da korkmaktan ve baskıları yoğunlaştırmaktan başka çaresi yoktur. OECD ülkeleri arasındaki en yüksek bebek ölüm oranına sahip ülke olan Türkiye’deki dört çocuktan biri açlık sınırındadır. Bu durum ailelerin ne kadar kötü koşullarda olduğunu bize gösteriyor. Açlık sınırının 800 tl olarak belirlendiği bir ülkede 600 tl’den biraz fazla bir asgari ücretle hayatta kalmaya çalışan milyonlara verilen mesaj, insanlık dışı koşullarda, karınlarını bile doyuramadan yaşamaya mahkûm olduklarıdır. Eğer bu mahkûmiyeti kabul etmezlerse, dayak, işkence, gözaltı, F-tipleri onları beklemektedir.

Nitekim AKP bu alanda da bir rekor kırarak, Türkiye cezaevlerindeki insan sayısını 119.000’e çıkartmış, gaz bombası depoları biten polise örtülü ödenekten halkı gaza boğma parası ayırmıştır. Bugün baskıdan sorumlu Emniyet Teşkilatı’na ayrılan bütçe, ülkenin savunma bütçesi içerisinde birinci sıradadır.

Türkiye’de ve bütün dünyada iktidarlar yıllardır kendilerini bir iç savaşa göre programlıyor. Bütçeler ayrılıyor, programlar yapılıyor ve buna uygun kurumlar yaratılıyor. Görüleceği üzere burjuvazinin silahlanmak konusunda, sınıf savaşını sürdürmek konusunda en ufak bir tereddüdü yok. Bugünün Türkiye manzarası, sürekli bir sömürü ve sürekli bir faşizmdir.

Başbakan’ın yüz binlerce dolar harcadığı kişisel koruma sistemi, bütün büyük şehirlere yayılan binlerce kamera, sürekli beslenen polis ordusu ve dur durak bilmeksizin söylenen yalanlar da sürekli korkuyu gösteriyor. Soyut, belirsiz bir şeyden duyulan korku değildir bu, bir halk devrimi korkusudur.

“Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim” demişti Ulrike Meinhoff. Faşizmin saldırıları bizi üzmemeli, umutsuzluğa sevk etmemeli. Uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin olduğu bir toplumda, devrimciler bu çelişkilerin giderek daha net biçimlere bürünmesi için mücadele verirler. Bırakalım çok sevdikleri istikrar ve sömürücü barışları onların olsun. Bırakalım daha çok korksunlar. Güçler her ne kadar dengesiz olsa da, hâkim sınıflarla ezilen ve sömürülen sınıfların karşılaşmalarının daha çetin geçmesi bir şeylerin yolunda gittiğinin, Türkiye’deki mücadelenin bunca yalana ve baskıya rağmen düzen içinde kolay kolay massedilemediğinin kanıtıdır.

Kalemi olan kalemini, sazı olan sazını, yumruğu olan yumruğunu, yüreğini alsın da gelsin herkes. Şüphem yok, Türkiye halkları yaralılarının yarasını sarıp, şehitlerini marşlarla toprağa verip, güneşe doğru yürüyüşüne devam edecek.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s