Mübarek’ten Sonra…

* Bu yazı Şubat 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlanmıştır.

Mübarek Cuma gecesi Mısır’ı “güvenli” ellere bırakıp gitti. Komutayı devralan Mareşal Tahtawi Mübarek’in sadık bir askeri ve Pentagon’un bildiği bir isim. Başbakan eski yardımcısı Ömer Süleyman ise “CIA’nin Kahire’deki Adamı” olarak nam salmış bir işkenceci.

“Özgürlüğe doğru böylesine önemli ve etkileyici bir ilk adım attıkları için Mısır halkını kutluyorum.”

Bu sözler Mübarek görevi bıraktıktan sonra Obama’nın selefi George W. Bush tarafından edildi. Esasında Bush’un özgürlük ve demokrasi sevdası, dikkatimizi birkaç yıl içinde 1,5 milyon Iraklının öldürüldüğü günlerde de çekmişti.

ABD’nin insan öldürme faaliyetinin dorukta olduğu 2004 yılında şöyle demişti Bush: “Mısır Birleşik Devletler’in stratejik bir ortağıdır ve Başkan Mübarek’in Ortadoğu’daki barış ve istikrarı korumak adına yıllardır sarfettiği çabalara değer veriyoruz. Başkan Mübarek halkının umutlarını gerçekleştirmek yolunda ilerlerken benim dostluğuma ve Amerika’nın ortaklığına güvenebilir.”

Barış, istikrar, halkın umutları ve dostluk kelimeleri Bush ve Mübarek isimleriyle yan yana getirildiğinde, bazı tren istasyonlarının umumi tuvaletlerinden yayılan kokudan daha ağır bir koku yayılıyor benim dimağıma.

ABD emperyalizminin bu eski dostluğu unutması 18 gün kadar sürdü. Ama unuturken bile oldukça dikkatli ve ölçülü bir şekilde yaptı bunu. Çünkü ilk halk ayaklanması belirtisiyle sırtını Mübarek’e dönüp, Ortadoğu’daki diğer diktatörlüklere “ilk isyanda sizi satarım” deseydi, ya da Mısır halkı karşısında Mübarek’e tam destek iletseydi emperyalizmin bölgedeki imajı açısından sorun çıkacaktı.

Şimdi artık Mübarek yok; ancak emperyalizmin Mısır’daki hakimiyeti, sarsılmak bir yana, daha da güçlenmenin adımlarını atıyor. AKP’nin Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu konudaki tespitlerine kulak verelim:

“Devletin devamlılığı önemli. Mısır güçlü bir devlet, yönetim değişti. Devleti sarsmadan yönetimi değiştirmek gerekiyor. Irak’ta kurumlar yıkılarak yönetim değiştirildi. Kaos çıktı. Şimdiye kadar ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton dahil görüştüğümüz kişilere şunu vurguladık: Devletin devamlılığı sarsılmamalı, yönetim değişmeli ve bir yol haritası konulmalı.” Ve sonra da ekliyor emperyalizmin işbirlikçi ideologu: “Meşru bir yönetimin pozitif domino etkisi olacak.” (Radikal, 12.02.2011)

Davutoğlu’nun devletlu dilinin tercümesi şu: Mısır’da siyasi ve toplumsal devrim olmadan ve sermaye birikiminin istikrarı bozulmaksızın, birkaç değişime gidilmesi gerekiyor. Eğer bu değişiklikler gerçekleşirse, emperyalizmin saldırmak için fırsat kolladığı, görece bağımsız Suriye, İran ve Yemen gibi rejimler de bu yola sokulabilir. Büyük Ortadoğu Projecileri çalışıyor dostlar.

Peki ama Mısır’da devlet şimdi kimin elinde? İşbirlikçi generallerin ve azılı halk düşmanlarının elbette.

Cuma gecesi görevi devralan Mısır Savunma Bakanı Mareşal Mohammed Hussein Tantawi bir açıklama yaptı. Mübarek’ten sonra kurulan üst konseyin “yüce ulusumuzun arzularını gerçekleştirmek için” durumu incelemekte olduğunu söyledi. Mübarek’in ülkesine yaptığı hizmetleri “saygıyla ve takdirle” anıp, protestolar sırasında şehit düşenleri selamladı.

Tren istasyonlarındaki umumi tuvaletler…

Peki bu yurtsever, halkın dertlerinin biricik ortağı Tantawi kim diye soracak olursanız… CNN haberi şöyle başlıyor: “ABD Eski Savunma Sekreteri William Cohen Tantawi’yi tanıyor ve onunla Pentagon’da çalıştı.” Şöyle de devam ediyor: “Wikileaks’ın sızdırdığı ABD Büyükelçiliği raporlarına göre bazı meslektaşları onunla ‘beceriksiz’ ya da ‘Mübarek’in kaniş köpeği’ diye dalga geçiyor.”

Yıllık 1.3 milyar dolarlık yardımla birlikte bütün modern silahlarını ABD’den sağlayan Mısır ordusunun başında böyle saygın devlet adamlarının olması emperyalizm için iyi haber, Mısır halkı için kötü.

Bir başka işbirlikçi Ömer Süleyman, isyanın ilerleyen günlerinde “Mısır henüz demokrasiye hazır değil” diyordu. Daha sonra Mübarek yetkilerini ona devrettiğini açıkladı. İktidar şimdi o güvenilir Mısır ordusuna devredilmişse de, Ömer Süleyman’ın iktidardaki sultası devam edecektir.

Ömer Süleyman kimin nesi diye soracak olursanız… El Cezire’nin internet sitesinde onun için yapılan haberin başlığı şu: “Süleyman: CIA’in Kahire’deki Adamı”. Yazının ara başlığı ise şöyle diyor: “İşkenceci Süleyman”. Bush’un, Obama’nın ve Davutoğlu’nun neden sevindiğini umuyorum anlamışsınızdır: “Böyle devrime can kurban!” diye düşünüyor olmalılar.

Demokrasi, özgürlük, barış ve Davutoğlu, Ömer Süleyman, Tahtawi diyerek okurda güzel duygular uyandırmak istiyorum. Ancak maalesef, yine o duygu.

Ömer Süleyman 1993 tarihinden beri Mısır’ın Mehmet Ağar’ı olarak çalışıyor. Görevi halka kan kusturmak, örgütlenmelerini çökertmek ve Filistin askısında haya burarak ifade almak olan Mısır istihbaratının başında kendisi.

1990’ların ortalarında ABD emperyalizmi Ortadoğu’daki bazı direnişçileri kaçırıp kaybediyordu. Daha sonra emperyalizmin dünyanın her yerinde işkence ve sorgu kampları kurduğu ve kaçırılan kişilerin buralara götürüldüğü ve işkenceye uğratıldığı anlaşıldı. Bu ülkelerden biri de Mısır’dı. The Dark Side [Karanlık Taraf] kitabında Jane Mayer Ömer Süleyman’dan şöyle bahsediyor:

“Mısır’ın merkez istihbarat teşkilatının uzun süredir şefi olan Ömer Süleyman, doğrudan en üst düzey CIA memurlarıyla görüşüyordu. [Mısır Eski ABD Büyükelçisi] Edward Walker Mısırlı muhatabı Süleyman’ı “çok parlak, çok gerçekçi” diye tanımlıyordu.”

Üstelik Süleyman masa başından emirler veren bir tembel değildi. CIA’nin Pakistan’dan kaçırdığı Mamdouh Habib adlı “teröristin” 2001 yılında yapılan işkence seanslarına bizzat katılarak mesleğinin hakkını verdi. Bu konuda daha fazla bilgi El Cezire’nin linkini verdiğim haberinden edinilebilir.

Besbelli ki Süleyman’ın sultasında Mısır halkını yeni acılar ve yeni baskınlar bekliyor.

Daha önceki yazımda Mısır’ın emperyalizm için ne kadar önemli olduğunu anlatmıştım. Bu önem nedeniyle emperyalizm ve işbirlikçileri devletin her kurumunda kadrolaşmış durumda. Mübarek’ten sonra halk hareketinin kimi kazanımları olacaktır, ancak bu kazanımlar çok daha merkezi örgütlenmiş ve çok daha hızlı kararlar alabilen düşman sınıfın inisiyatifinde, halk hareketini devrimci taleplerden tecrit etmek için verilecek ve uygun an yakalanır yakalanmaz kısa süre içerisinde geri alınacaktır.

Muzaffer olmak için halkın merkezi ve savaşçı bir örgütlenmeye kavuşması şart. Yoksa bu sıralar Mısır’ın devlet kurumlarında ABD ajanlarıyla işbirlikçiler halkı sindirmek için psikolojik, ideolojik ve fiziki hazırlıklar yapıyor. Hiç şüpheniz olmasın.

Mısır isyanı öğretmeye devam ediyor. Bugün pek çok küçük-burjuva aydının dile getirdiği “devrimcisiz devrim teorileri” tekrar tekrar sorgulanmaya muhtaç. Onlar için heyecana kapılmak, abartılı çıkarımlar yapmak kolay, fakat süreç doğru tahlil edilmediğinde ve gerekli adımlar atılmadığında Süleyman’ın işkence tezgahlarına yatacak olan yine Mısır halkının evlatları olacak.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s