Mısır ve Tunus İsyanları ve Halkların Birliği Sempozyumu

* Bu yazı Şubat 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlanmıştır.
25-26 ve 27 Şubat tarihlerinde İstanbul’da üç gün süren bir sempozyum yapıldı: Emperyalist Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği Sempozyumu. 2009 yılında şehit düşen devrimci Eyüp Baş’a adanmıştı bu sempozyum. Bu organizasyona katılan pek çok Arap devrimci onu kişisel olarak tanıyordu ve saygıyla selamladılar kendisini. Buradan biz de onun anısını selamlayalım.
Arap ülkeleri başta olmak üzere, Venezüella, Honduras, Fransa, Hindistan, Filipinler ve Bangladeş gibi ülkelerden yirmiyi aşkın katılımcının üzerinde en çok tartıştığı konu elbette Mısır ve Tunus’taki halk isyanlarının niteliği oldu. Hatta Sırrı Süreyya Önder’in moderatörlüğünü yaptığı ikinci günkü oturumlardan birinde söz alan Tunuslu avukat (14 Ocak Hareketinin temsilcisi olarak katılmıştı), sempozyumu düzenleyen Halk Cephesi’ne, biraz da şiddetli bir biçimde çıkışınca ortam gerildi. Kendisine göre Tunus’ta olan şey kesinlikle bir devrimdi ve sempozyum salonundan bu devrime tam bir destek almadan çıkmayacaktı. Tunuslu Selma Benkhalifa’ya bakılırsa Tunus ve Mısır’da olanlara devrim denilmeden bu hareketlerle dayanışmak mümkün değildi.
Okur bu duyarlılığın yalnızca Tunuslu ve Mısırlı sosyalistlerde değil, bütün Arap sosyalistlerinde görüldüğünü tahmin edebilir. Zira Iraklı ve Lübnanlı sol örgüt temsilcilerinden bazıları, 1905 devrimini örnek göstererek bu isyanlara devrim adını verirken, bazıları da “Mısır ve Tunus’taki yoldaşlarımızın, durumu hepimizden iyi bildiği kesindir” diyerek, mantıkta “argumentum ad ignorum” (ben bilmiyorum, öyleyse denilen doğrudur) diye anılan safsatayla bunun bir devrim olduğunu “kanıtladı”.
Oturum aralarında yapılan sohbetlerde Filipinler ve Hindistan’dan gelen temsilcilerin (ki ikisi de kendi ülkelerinde silahlı mücadele veren örgütlerle ilişkili yasal kurumların temsilcileriydiler) meseleye daha farklı yaklaştıklarını da gözlemledim. Filipinler Komünist Partisi’nin cephe örgütü olarak bilinen Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi temsilcisi, 1905 Rus Devrimi örneğinin verilmesini hatalı bulduğunu dile getirdi. “1905 yılında devrilen sadece Çar değil, Çarlık rejimiydi. İktidarı alan ise burjuvaziydi” diye özetleyebileceğim şekilde ifade etti düşüncesini.
Esasında Filipinli konuğun partisinin bu konuda tarihsel deneyimi vardır. 1986 yılında Filipinler’de de Mısır’dakine çok benzer bir olay gerçekleşti ve diktatör Marcos’un halk isyanıyla devrilmesinin ardından başka bir katil, Aquino’no seçimle geldi. Elbette zaman kaybetmeden halkın örgütlenmelerine yönelik şiddetli bir saldırıya başladı Filipinler oligarşisi. Merak edenler (ve İngilizce bilenler) için süreci özetleyen bir yazı MrZine’de yayımlandı. Türkçe’de sınırlı bir değerlendirmeyi ise geçen sene Tavır dergisine yazmıştım.
Sempozyumdaki genel düşünce atmosferine geri dönecek olursak diyebilirim ki, bütün Arap dünyasının solcuları heyecan içinde. Mısır ve Tunus’taki ayaklanmaları “devrim” olarak nitelendirmeyenler de dahil olmak üzere, herkeste yeni bir çağın eşiğinde olunduğu duygusu var. Halkın işbirlikçi iktidarlara ve emperyalizme aşağıdan yaptığı baskının, örneğin Filistin Davası’na önemli bir soluklanma alanı açacağı Filistinli mücadeleciler tarafından sık sık dillendiriliyor.
Ancak Arap solunun Mısır ve Tunus’a yönelik yaklaşımı önemli bir yanlışı ve faydacılığı barındırıyor diye düşünüyorum. Bu yanlış tavrı benimsemelerinin altında, uzun yıllardır bir halk hareketine hasret kalmış olmaları, ayaklanmanın diktatörleri kaçmaya zorlamak gibi başarılar elde etmesi yatıyor olabilir pekala. Ancak daha keskin bir ideolojik sapmanın, en azından benim tanıştığım Arap devrimciler arasında yaygın olduğunu ve bu aceleci “devrim” tahlillerinin arkasında bu sapmanın yattığını söyleyebilirim. Bir sohbetimizde Lübnan Komünist Partisi temsilcisine “Mısır ordusu halkın ordusudur, çünkü devrim sırasında halka ateş açmamıştır” dedirtecek kadar derin sapmalardan bahsediyorum burada. [Hatırlatma olarak ekleyeyim, Mısır’daki ordunun niteliğini üstünkörü de olsa ilk yazılarımda ele almıştım: Mısır’da İsyan Emperyalizmin Güdümüne Giriyor ve Mübarek’ten Sonra]
Pek çoğu Sovyetler Birliği Komünist Partisi etkisi altında şekillenmiş olan bu hareketlerin, SSCB’nin dağılmasının ardından tökezledikleri, zamanla yılgınlaştıkları sır değil. Ortadoğu’da halk hareketlerinin sol-sosyalist söylemden, İslamcılığa yönelmesi bir sonuçtur. Lübnan’da Hizbullah’ın, Filistin’de Hamas’ın direniş bayrağını eline almasında emperyalizmin elbette rolü var. Ancak bu yan rol, ne zaman başrole geçti diye sorarsanız bakılacak yer belli: Ortadoğu solunun uzlaşmacı, yasalcı ve silahsız “direniş” biçimlerine çekilmesi meselenin asıl kökenidir; İslamcı hareketlere alan açan da, Mısır ve Tunus’taki olaylar karşısında yanlış tespitler yaptıran da bu savrulmadır.
Aslında emperyalizm karşısında silahlı mücadele yürütmenin imkansız olduğunu, emperyalizmin çok güçlü ve karşı konulamaz olduğunu savunup silah bırakan, yasallaşan, “yataylaşan” anti-Leninist dünya görüşüne yabancı değiliz. Fakat Ortadoğu isyanlarının ardından bu görüşün kardeşi girdi devreye: “Anti-emperyalist halk devrimi partisiz, silahsız, birkaç yüz şehitle de mümkün olabilir.” “Emperyalizm yenilmezdir”den, “emperyalizmi yenmek çok kolaydır”a uzanan yol sanıldığı kadar kısa değilmiş meğer.
Belki de Arap yoldaşlara güvence vermek gerekiyor. Ayaklanmalarında yalnız kalmayacaklarını göstermek gerekiyor. 2011 kışında başlayıp baharı getiren isyanlara “emperyalizmin bir oyunu” yahut “CIA tarafından tezgahlandı” diyerek direnenleri yalnızlığa itmekten kaçınmalı. Çünkü gerçekten hassaslar ve desteğe muhtaçlar. Bu isyanların sınıf mücadelesinin alanı olduğunu unutmamak gerek. İsrail karşısında Filistin’e ve diğer ülke halklarına alan açabilirler. O nedenle içlerindeki bütün ilerici yönler desteklenmeli, bütün gerici-uzlaşmacı taleplerine ise karşı çıkılmalı.
Ancak bu isyanlar henüz devrimci bir değişimi ne sosyoekonomik ne de siyasi alanda gerçekleştirebildiler. İşbirlikçi sınıfların iktidarı yara aldı ama yıkılmadı. Bunu tespit etmek bu hareketleri küçümsemek değil, önlerindeki tehlikeye işaret etmek içindir. Eğer Tahrir meydanında Mısır ordusunun kurmayları eşliğinde gezintiye çıkan ABD’li katil senatörler, Libya’ya saldırmak için fırsat kollayan emperyalist kuruluşlar, bölgeye demokrasi geleceği müjdesi verenler kadar sınıf bilinçli olmaz isek, tarih tekrar eder.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s