Mısır Halkının Öğrettikleri

* Bu yazı Şubat 2011 tarihinde Haber Fabrikası’nda yayımlanmıştır.

Mısır’daki isyan sadece Mübarek’i yıkmadı. Ateşe verdiği çöp konteynırlarının içinde halk sadece Mübarek’in mirasını değil kafalardaki kalıpları, yanlış varsayımları da yakmaya yeltendi.
Mısır halkı isyan sırasında verdiği 300 şehidiyle halka inançsızlık teorisi yapanları yanıtladı, emperyalizmin demokratikleştirdiği lafları bir kez daha yalanlandı. Bedelsiz devrimlerin peşinden koşanların sözleri şehit cenazelerinde atılan sloganlarla boğuldu. Devrim bir kenara, bir hükümet değişikliği için bile yüzlerce şehit vermenin, gözü kara olmanın gerekliliği rahatları bozdu.
Mısır halkı işbirlikçi Mübarek’le birlikte başka neleri yıktı? Yenilgi okulu bize başka hangi dersleri öğretebilir?
Yıkılan halka inançsızlık teorileri oldu. Düzenin günbegün beslediği kendine güvensizlik ve elden hiçbir şey gelmeyeceği hissi, zamanla halka yönelik bir inançsızlığa dönüşüyor. Ama tuhaftır inanma isteği baki kalıyor. Aralarında öyleleri var ki ABD’nin, AB’nin, ordunun ya da AKP’nin hak, adalet ve demokrasi getireceğine inandığı kadar halka inanmamıştır hayatında. “Halk değişmez, halk fedakarlık yapmaz, halk korkaktır, iki yüzlü davranır…”
İşte buyurun Kahire. Bütün inançsızlık laflarını bir kenara itip, Mübarek’in kolluklarıyla en önde savaşarak 300 şehidini verdi toprağa Mısır halkı. Bunu yaparken arkalarında geniş örgütlenmeler, ellerinde güçlü uzun namlulu silahlar yoktu. Fakat inançsızlarda olmayan şeyler vardı hepsinde: Değişim umudu, kaderini başkalarına bırakmak yerine kendi tayin etme isteği.
Mısır isyanı halkların inandıkları gerçekler uğruna ölüme yürüyebileceğini, evlatlarına gözyaşı dökerken meydanları inletmeye devam edebileceğini gösterdi. Burada belirleyici olan ne ezenlerin ağır silahları, ajanları ne de emperyalistlerin yüz milyonlarca dolarlık yardımları oldu.
Bırakın gelsinler, uçak gemileriyle, gece görüşleriyle, insansız uçaklarıyla gelsinler. Bunların hiçbiri özgürlüğü için ölüme yürümeye kararlı bir halkı durduracak şeyler değil. Mısır halkı bunu öğretti bize.
Yıkılan devrimcisiz devrim teorileri oldu. Çok sık duyuyorduk, devrimin önündeki engel devrimcilerin varlığıydı. Onlar çok eskide kalmışlar, bugünü anlayamamışlar, sekterleşmişler, Stalinist, hatta ve hatta Kemalistlerdi, amin.
Mısır’daki halk ayaklanınca paragraf paragraf “Mısır devrimi” yazıları yazmaları işte bu yüzdendi. Ne de olsa teorileri kanıtlanmıştı, devrimcilerin Mısır’da ciddi bir varlığı olmamasına rağmen, halk “devrim” yapıyordu. Devrimciliğin gereksizliği, öncü olup ateşlerde yanmanın anlamsızlığı kanıtlanmak üzereydi ya mutluluklarına diyecek yoktu.
Elbette tarihte bu söylediklerini doğrulayan tek bir devrim olmamıştı, olamazdı da. Mısır halkının isyanının izlediği seyir de bunu kanıtladı. Halk bütün fedakarlıklarına rağmen, ABD’nin sadık bir köpeğe dönüştürmek için milyarlarca dolar harcadığı Mısır ordusunun gerçek kimliğini kendiliğinden kavrayamadı. Toplumsal ilişkilerin bilimsel bir çözümlemesi yapılmadan; düzene kültürüyle, yaşam tarzıyla, gelenekleriyle ve gözü karalığıyla alternatif olan bir örgütlenme ve kadrolar bulunmaksızın halk isyanının bir devrime dönüşemeden nasıl boğulduğu görüldü.
Yıkılan enternasyonalizmin yanlış kavranışı oldu. Mısır’da isyan başlayınca, Türkiye’de ayaklanma lafını ağızlarına almayan sol siyasetlerin ve burjuva basının, en keskin devrimci yapılara ve demokrasi savunucularına dönüştüğünü şaşırarak izledim. Ayaklanma kendi ülkelerinde değil Mısır’da gerçekleştiği için statüleri sarsılmıyordu, ama derhal en devrimci en demokrat olmazlarsa bu alan başkaları tarafından doldurulabilirdi.
Oysa bu siyasetler ve medya, Türkiye’deki düzenle uzlaşmaya çalışmamışlar mıydı? Bazen “laiklik için” yahut “şeriata karşı” diyerek, bazen “yetmez ama evet” kampanyaları örgütleyerek işbirlikçilerin hem Türkiye’de hem de Ortadoğu’da meşrulaştırılmasına yardımcı olmamışlar mıydı? Onlar Mısır halkına destek verdiklerini açıklayadursunlar, savaşmayarak, teşhir etmeyerek, uzlaşarak güçlendirdikleri Türkiye oligarşisi bugün emperyalizmin Ortadoğu halklarına yönelik saldırısında kilit bir rol oynuyor. Türkiye’nin Mısır isyanı sırasında takındığı işbirlikçi tavırlar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı “pozitif domino etkisi” açıklamaları emperyalizmin elini güçlendirirken, Mısır halkının aldatılmasına yaradı.
Mısır’daki isyan bu çarpık dayanışma anlayışını teşhir etti. Kendisi iktidarlarla uzlaşırken, başka halkların isyanı üzerinden devrimci radikallik kredisi toplayanları gösterdi bize isyan. Kendi ülkesindeki devrimci mücadelenin üzerinden atlayıp, uzaktan gelen davul sesine kulak kabartanları gösterdi bize.
Ve bir hatırlatma daha yaptı: Halk düşmanlarının ortaklaştığı, birleştiği bugünün dünyasında enternasyonalizm öncelikle kendi topraklarını emperyalizm ve işbirlikçileri için cehenneme çevirmekten geçer.
Mısır’daki isyan artan sorumluluğumuzu hatırlattı. Avrupa Birliği nasıl Türkiye halklarını aldatmak için kullanılan batılı bir “demokratikleşme” modeli ise, Türkiye de Arap halklarını aldatmak için kullanılan bir modeldir. Bugün Arap halkları bir yana, Ortadoğu’daki kimi sol ve anti-emperyalist hareketler dahi AKP’yi emperyalizm ve İsrail ile çelişkili bir ülke sanmakta. O kadar ki, ABD’nin doğrudan müdahale etse halk tepkisiyle karşılaşacağı kimi durumlarda, Türkiye “yumuşak güç” olarak bölgeye ayak basıyor.
Hatta ABD’nin dünya çapındaki mali yardımlarını örgütleyen USAID adlı emperyalist kuruluşun 2010 yılı bütçesinde Türkiye için açıktan şöyle deniyor: “Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’yi örgütlü suçlar, narkotik, nükleer silahlar ve teröre karşı bölgesel bir önderlik üssü haline getirmek istemektedir. ABD yardımı Türkiye’nin El Kaide ve diğer köktenci İslamcı gruplara karşı savaştaki kararlılığını ve PKK’yla çarpışmalarını desteklemek amacındaki projelerdir.” [USAID, Congressional Budget Justification, 2010, s. 386]
Emperyalizm halkların umudunu öldürmek için ideolojik ve askeri yığınaklar yapıyor ülkemize. Biz onları teşhir etmedikçe, elleri dünyanın diğer halklarına da uzanıyor. Türkiye’nin emperyalizm tarafından Ortadoğu’daki halk hareketlerini bastırmakta kullanılacak bir öncü üs olarak hazırlanması, ülkemiz halkları için bir utançtır, lekedir. Bu utanç bizlerin sorumluluğunu iki kat çoğaltıyor.
Ortadoğu halkları üzerinde yaratılacak bu yanılsamayı yıkmak, uzaktan uzağa gerçekleşen isyanlara alkış tutmakla yetinerek mümkün değil. Hakiki ve yürekten bir dayanışma, kardeş dünya halkları için daha fazla fedakarlık yapmakla, ülkemizden başlayarak emperyalizmin altını oymakla mümkün. Mısır isyanı işte bunu gösterdiği için bir kere daha kıymetli.
Ortadoğu’da yangın dinmiyor, fakat kimi yakacağı da meçhul bir şekilde yanıyor, rüzgara göre yön değiştiriyor. Muhtemeldir ki bu yangın kısa vadede bizim istediklerimizi yakmayacak; rüzgarlar henüz bizden yana değildir. Ama IMF patronlarından Avrupa’nın başbakanlarına dek yayılan “21. yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacak” korkusunu büyütmek elimizde.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s