Mısır’da İsyan Emperyalizmin Güdümüne Giriyor

* Bu yazı Şubat 2011 tarihinde haberfabrikasi.org‘da yayımlandı.


Tunus’ta yoksul bir gencin kendini yakmasının ardından başlayan isyanlar, domino etkisi yaratarak Kuzey Afrika’nın farklı ülkelerinde halkları harekete geçirdi. En önemli gelişmeler ise Mısır’da yaşanmakta: On binlerce insan otuz yıllık diktatör Mübarek’e karşı gösteriler yaparken polisle çatışıyor.

İsyanın daha fazla büyümeyeceğini uman emperyalizm, ilk günlerde isyana karşı olumsuz bir tavır takınarak Mübarek’e duyduğu güveni dillendirmişti. İsrail, Gazze ablukası sırasında Filistin halkına kan kustururken Mısır devleti onun en büyük yardımcısı olmuş ve Gazze halkının ihtiyacı olan gıda ve sağlık malzemelerini sınırdan geçirmeyerek halk nezdinde büyük bir güven kaybı yaşamıştı.

Oysa Mübarek’in emperyalistlerle arası iyiydi. İsyanın ilk günlerinde İsrail Başbakanı Netenyahu, “Mısır’ın bu protesto dalgasını aşacağını düşünüyorum,” demiş, Obama’nın danışmanı Joe Biden kendisine “Sizce Mübarek’in zamanı doldu mu?” diye sorulunca, şöyle yanıtlamıştı: “Hayır. Bence Başkan Mübarek’in halkın ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verdiği bir yöne doğru hareket etme zamanı geldi… Birkaç konuda Mübarek bizim müttefikimiz olmuştur… Ona diktatör diyemem.”

Besbelli ki, bir işbirlikçinin “demokrat” ya da “diktatör” olması, halka ve demokrasiye yönelik yaklaşımına göre değil, emperyalizme verdiği desteğe göre değişiyordu. İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair şöyle bir uyarı yapacaktı: “Hüsnü Mübarek, Saddam Hüseyin değil.”, misal. Britanya hükümetinin eli kanlı başbakanı, Amerikan emperyalizmiyle birlikte Irak’ta 500 bin çocuğu açlıktan, 1 milyon insanı ise savaşta katlederek öldürdüğünü nasıl unutmuş?

Hillary Clinton isyanın henüz Mübarek’i tehdit etmiyormuş gibi göründüğü bir sırada şöyle demişti: “Değerlendirmemize göre Mısır hükümeti istikrarlıdır ve Mısır halkının meşru ihtiyaç ve çıkarlarına yanıt verme yolları aramaktadır.” Sanki işsizliğin %30’lara ulaştığı, açlığın ve çürümenin en yoğun şekilde yaşandığı, halk düşmanı bir ülkeden bahsetmiyor Clinton. Mısır halkına yanıt verme yolları arıyormuş Mübarek. Oysa onlarca kişi öldürülmüş ve yaralanmıştı Clinton bu lafları ederken.

Yalan söylemek yemek yemek gibi, tuvalete gitmek gibi gündelik işleri olmuş bunların.

Emperyalizm Ağız Değiştiriyor

Ancak Mısır’da protestolar durmadı. Giderek tabanını genişletti ve haberleşme kanalları aracılığıyla yayılarak dünya halkları nezdinde meşrulaştı. Halk sokakta isyan eder çatışırken, Mübarek’in suçları bir bir ortaya dökülüyor, otuz senelik diktatörlüğünün, İsrail’le olan ilişkilerinin savunulacak pek bir yanının kalmadığı anlaşılıyordu.

İsyan olmasa diktatörlüğünü dünyanın gözüne batmadan, halkını eze eze sürdürecek ve emperyalizmden destek almaya devam edecek olan Mübarek, artık emperyalizmin ayağına bağ olmaya başlıyordu. Mübarek’in varlığı isyanı kontrol altına almayı zorlaştırıyordu. Çatışmalar sürer ve halk daha da radikalleşirse, daha fazla kişiyi daha kanlı bir yöntemle bastırmak gerekecekti ki, bu da ABD’nin ve İsrail’in daha fazla teşhir edilmesi anlamına gelecekti.

Aslında önlem daha baştan alınmıştı. Emperyalizmin bir atı Mübarek ise, ikinci atı Mısır ordusuydu. ABD’nin Mısır’a yaptığı 1.3 milyar dolarlık yıllık askeri yardımı boşuna değildi. Mısırlı generallerin Kâbe’si kendi milletleri değil, bu bol ihaleli, bol hibeli ABD yardımıydı. Nitekim Mısır Genelkurmay Başkanı General Sami Enan, isyanın ilk günlerinde ABD’de talimat alıyordu. 28-29 Ocak gibi talimatları uygulamak üzere ülkesine döndü. Herhalde halkın dertlerini dinlemesi gerektiğini söylemiyordu talimatlar. İsyan radikalleşirse kontrolü ele alıp 1.3 milyar doların ve ceplerini dolduran maaşların hakkını versinler diyeydi.

Hem Mübarek’e destek vermenin hem de isyanı yatıştırmanın mümkün olmadığını gören emperyalizm Ocak’ın son günlerinden başlayarak ağız değiştirdi. Mısır ordusu tanklarını ve askerlerini sokaklara çıkardı ve ilginç bir şey yaşandı. Halk tankların üzerine çıkıyor, askerlerle kucaklaşıyordu. Böylece sokakların halkın elinden geri alınmasına ilişkin ilk adım atılmış oldu, hem de oldukça çatışmasız bir biçimde, halkla onu ezen orduyu sarmaş dolaş edip bütün dünyaya burjuva basın üzerinden mutlu mu mutlu görüntüler dağıtarak!

Tabii emperyalizm bununla yetinmedi. Obama dün bir açıklama yaptı: “Mübarek’le görüşmem sırasında kendisine açıkça, ‘barışçıl bir iktidar değişikliğinin, çatışmasız, düzenli ve anlamlı bir şekilde hemen başlaması’ gerektiğini belirttim” diyordu. Radikal’in haberi şöyle devam ediyor:

“Başından beri ABD yönetiminin şiddete karşı olduğunu belirten Obama, ’Mısır’da sokaklarda, tankların üzerinde pankartlar, birbirine sarılan asker ve göstericiler gördük‘ dedi. (Belli ki yüreğine su serpilmişti Obama’nın. y.n.) Mısırlı askerlere seslenen Obama, “İktidar değişikliğinin barışçıl olması amacıyla bu barış havasının devamının sağlanması önemli, bu yüzden de askerlerin bu yönde hareket etmeye devam etmeleri için çağrıda bulunuyorum,” diye konuştu.

Amerikan emperyalizminin başındaki kişi bunları söyler de Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı, Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan boş durur mu? Bütün isyan boyunca sessiz kalan Erdoğan’ın izlemesi gereken çizginin ne olduğu ancak Obama ile görüştükten sonra belirlendi. Ve dün yaptığı açıklamada şunları söyledi Erdoğan, bakalım benzerlikler dikkatinizi çekecek mi:

“Onun için diyorum halkın haykırışına son verecek insani taleplerine kulak verin, kulak verelim. Halktan gelen değişim anlayışını hiç tereddüt etmeden karşılayın. Açıkça söylüyorum, istismarcıların, kirli odakların, Mısır üzerine karanlık senaryoları olan kesimlerin inisiyatif almasına fırsat vermeden, Mısır’ın huzuru, güvenliği, istikrarı adına önce siz adım atın.”

“Mısırlı kardeşlerimize de sesleniyorum, tüm bu direniş sürecinde silahtan uzak, ama tarihinize, kültürünüze de sahip çıkın. Demokrasi ve özgürlük bir ulufe değil, insani bir haktır.”

Kendi ülkesindeki hapishaneleri aşırı kapasiteyle çalıştıran, insan hakları ve düşünce özgürlüğü indeksinde Türkiye’yi en sonlara götüren bir ülkenin başbakanı bu konuşan.

Türkiye’nin en büyük sadaka ağını kurmuş ve demokrasinin ulufe olmadığından bahsediyor.

Ama emperyalizm destekli çağrısı Mısır halkı üzerinde belirli bir etki yaratacağa benziyor. Böylece görevini yerine getirmiş olacak.

Gerçeğe Çağrı

Mısır’daki isyan, Mübarek’in gönderilmesi ve yeni bir hükümet kurulması üzerine odaklanırken, tuhaf bir şekilde emperyalizmin de odağı buraya kayıyor. “Mübarek gitmeli ve demokratik reformlar yapılmalı.” Burada bir aksilik yok mu?

İsyanın önderlikten yoksun olduğuna sık sık dikkat çekiliyor. Halk kitleleri Mübarek’ten nefret ediyorlar fakat yerine tam olarak neyin konulacağına ilişkin muğlak fikirlerden ötesi yok. Şu anda Mısır’daki hiçbir politik yapılanma, işbirlikçi Mısır ordusu hariç, geniş kitlelerin taleplerini etkili bir biçimde yönlendiriyormuş gibi görünmüyor. Hele ki halk isyanını zafere taşıyacak tek yol olan demokratik halk devrimi meselesini sırtlanan bir siyaset yok. Ve anlaşıldığı kadarıyla pek çok hareket ya Mısır Ordusu’na, ya emperyalizme ya da İslamcılığa bel bağlamış durumda.

Çok başlı bu halk hareketi kendi içinden Marksist-Leninist bir yapılanmayı çıkarır ve ordu ile halk arasındaki bu “samimiyet”in yanlış olduğuna dikkat çeker mi bilinmez. Ancak bu haliyle bakarsak ve “ya sosyalizm ya barbarlık” ikilemini düşünürsek, Mısır’da göstermelik bir hükümet değişikliğinin ardından neler olacağını tahmin etmek zor değil: İsyandan sonra kendine güveni yerine gelen ve daha fazla özgürlük elde etmek için örgütlenmesi mümkün olan kesimlerin ezilmesi, yeni bir baskı dalgasıyla emperyalizmin bölgedeki güvenliğinin sağlanması ve bunun diğer ayaklanmayı düşünen halklara ibret olarak sunulması.

Heyecanlı bir şekilde “Mısır devrimi”nden bahsediliyor. Sağda solda, Mısır Devrimi’nin klasik sol paradigmayı parçaladığına, silahlı devrimin gereksizliğinin kanıtlandığına yönelik yazılar dolaşıyor. Düne kadar parlamentarizmden ötesini göremeyen siyasi kafalar, bugün birden bire en ayaklanmacı, en radikal kesilerek, Mısır’daki isyanda kendilerini temize çekmeye çalışıyorlar. Nafiledir bunlar.

Bu bilinç erozyonu soldaki kararsızlığı, kendi teorisine yönelik güvensizliği de gösteriyor. Mısır’daki isyanı “devrim” olarak nitelendirenlerin pek çoğu, emeksiz ve bedelsiz bir devrim özlemlerini de dışarı vuruyorlar. Peki ama devrim böyle bir şey mi? Demek, Hindistan’da ve Sri Lanka’da ordular seferber edilip, MOSSAD ve CIA ajanları ulusal kurtuluş hareketlerine ve sosyalist gerillalara karşı katliam yapar, köy yakar ve on binlerce insanı toplama kamplarına tıkarken, besleme Mısır ordusu eşliğinde halk devrimi yapılıyor Mısır’da?

Emperyalizm için Mısır’ın şakası yok. ABD Mısır’ın ihracat ve ithalat açısından bir numaralı müttefiki. Buğday ve mısır açısından ülke ABD’nin en ticaret ortağı ülkelerden ve Mısır’ın tahıl ithalatının yarısı ABD’den sağlanmakta. Mısır’ın sahip olduğu Süveyş Kanalı’nın dünyanın petrol ticareti açısından muazzam bir önemi vardır ve günde 1.8 milyon varil petrol taşınan bu noktanın halk yanlısı ve dolayısıyla anti-emperyalist bir hükümetin eline geçmemesi için emperyalizm ağır bedeller ödetmeye hazırdır.

Dünyanın en büyük holdinglerinden biri olan Dubai World’ün perakende satış kolu olan Retailcorp’un müdürü Mısır ve Türkiye için şunları söylemişti: “Nüfusları 70 milyonun üzerinde olan Mısır’da ve Türkiye’de geleceği çok parlak olan piyasalar görüyoruz.” Doktora tezinde Adam Hanieh başka bir noktaya daha dikkat çekiyor: Mısır 1998-2006 tarihleri arasında Kuzey Afrika ve Körfez Ülkelerine (MENA) emperyalist sermayenin yaptığı yatırımın %28’ini kendine çekmiştir. Mısır emperyalistler için siyasal-stratejik bir üs olmasının yanında, tıpkı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi bir yatırım ve ucuz işgücü merkezidir. Bu haliyle Mısır’ın yerli sermayesi ve ordusu, diğer körfez ülkeleri ve emperyalistlerle iç içedir ve bu statükonun bozulmaması için ellerinden geleni yapacaklardır.

Faşist baskı, katliam ve özelleştirmeler de dâhil.

Gerçekler Devrimcidir

Böyle demişti Lenin. Biz düşüncelerimizde gerçeği temsil edemezsek, gerçek kendini elbet dayatır. Mısır’da gerçekleşecek olan da budur. Belki şimdi yazacaklarım kimilerine ütopik gelecek yahut kimileri bunu sekter/ortodoks bulacak ama gerçeğin ne olduğunu yakında zaten göreceğiz.

Mısır’da “durum iyidir.” Halkın üzerinden atılan ölü toprağı, yalnızca Mısır halkına değil, bütün dünya halklarına yeniden daha fazla politize olma ve haklı bir davayı destekleme dürtüsü vermiştir. Mısır halkının öncü kesimleri de bu isyandan edindikleri ve edinecekleri deneyimle güçlenecek ve daha ileri adımlar atacaklardır elbette. Halk savaşını temel almış bir Marksist-Leninist örgütlenme bu adımların en önemlisidir.

21. yüzyıl bir ayaklanmalar yüzyılı olacak. Umuyoruz ki, insanlığın kurtuluş için önemli bir adım attığı, efsanevi bir yüzyıl olacak. Ancak ayaklanmayla oyun olmaz. Sonuca vardırılmayan, iktidarı ele geçirmeyen her ayaklanmanın ağır bir bedeli vardır. Ve bu ödenecek bedellere ideolojik olarak daha şimdiden hazır olunmazsa, “devrim imkânsızmış, güzeldi ama bir hayaldi” denilerek öbür uca savrulmak söz konusu olur.

Evet devrime ve isyana hasretiz. Çünkü devrim dünyanın en güzel şeyidir. Ama emek-değer teorisini akıldan çıkartmamak gerek: Özgürlük dünyanın en güzel şeyidir çünkü ancak yüzbinlerce, milyonlarca can bedeli, emek, kan, ter, acı ve mutlulukla ulaşılabilir ona. Ancak yüzbinlerce kafa, el, kalem, silah bu amaç için düşünür, çalışır, işler, emek harcar ise kıymetli olur özgürlük ki, bu yüzden ondan daha zor başka bir şey de yoktur dünyada.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s