Türkiye Oligarşisinde Çekişmeler

Oligarşi içinde ilginç saflaşmalar oluyor bugünlerde. Seçim ve referandum zamanları yaklaştıkça türkiye’deki sürekli kriz ve egemenler arasındaki iktidar mücadelesi kendini daha açıktan gösteriyor.

Kılıçdaroğlu-Erdoğan çekişmesi ile tanık olduğumuz durum, aslında ülkedeki farklı sermaye ve iktidar ağlarının kendi aralarındaki çelişkilerin bir dışavurumu.

TÜSİAD’ın referanduma kayıtsız şartsız destek vermeyişi, Ümit Boyner’in DİSK başkanı sermaye işbirlikçisi Süleyman Çelebi ile buluşması, Taraf gazetesinin “burjuvazinin gizli gericiliği” türündeki manşetleri ve Erdoğan-Boyner arasındaki işbirlikçiler çekişmesi buna bir örnek. Erdoğan “ülkeyi sermayenin hegemonyasına bırakmayacağız” derken demagoji yapıyor ama, aslında kasettiği TÜSİAD  içindeki huzursuz unsurlardır.

Oligarşi içindeki dengeler, taraflardan birinin aleyhine olarak gelişmeye başlayınca, önceden sessiz kalan veya dağınık duran unsurlar şu ya da bu biçimlerde saflaşacak. Zaten Kemal Kılıçdaroğlu şimdi buna hazırlanıyor. Başlattığı Halkçı Kemal demagojisi, bu harekete taban sağlamak için yapılmış bir hamle. “Yabancı sermayeye her türlü teşviki veririz” şeklindeki açıklaması da emperyalistlere cilvedir. Bizler bu iki şarkıyı aynı anda söylemeye başlayanların kimler olduğunu biliriz.

Bu aşamada kazanan taraf, kendini emperyalizme en çok ispatlayabilen taraf olacak. Türkiye’deki iç huzursuzluk idare edilebilir düzeyde olduğu sürece, emperyalizm ortadoğu ve asya projesinde kendisini taşıyabilecek, ülke içindeki yağmayı süreklileştirebilecek kadrolara sahip bir işbirlikçi arıyor.

Referandum bu sebepten AKP’nin hem kendi tabanına (sadece halka değil, sermayesine ve bürokratklarına da) hem de emperyalistlere yönelik bir güvenoyu özelliği taşıyor. AKP “alternatif yok, alternatif benim” demek istiyor. Dolayısıyla bunu kazanmalarının önündeki bütün engelleri “bertaraf” etmek için gereken herşeyi yapacaklardır.

Bu çatışmada kanatlardan birine yedeklenmek, önce AKP’den kurtulalım ya da önce (ne idüğü belirsiz) “askeri vesayetten” kurtulalım diye düşünmek sol için ölmekle eş değerdir. Bu çatışma Türkiye tarihi boyunca sürekli devam ediyor, edecek ve halka ait olan ne varsa ezip geçecek. Çünkü çekişmede halk dışındaki bütün tarafların tek bir kaygısı vardır: Yağma, daha çok yağma.

Düşünsel ve eylemsel bağımsızlığımızı korumanın tek yolu, daha iyi işbirlikçi olduğunu ispatlamak için uğraşan bu düzeniçi unsurlardan bağımsız olarak halkı örgütlemeyi sürdürmektir.