Devrim ve Sosyalist Gerçekçilik

Emek ve sermaye arasındaki çelişki öylesine kuvvetlidir ki, bu ikisi birbirlerinin fikirlerine dahi tahammül edemiyorlar. Burjuva ideolojisi devrimci düşüncenin doldurduğu her boşluktan, değiştirip dönüştürdüğü her ilişkiden rahatsız oluyor, çünkü orada kendi ölümü var. Devrimci düşünceye engel olmak için kitapları yakmaktan sansürlemeye, insanları yozlaştırmaktan katletmeye kadar pek çok yöntem uyguluyorlar. Emperyalizm bir yandan kendisinin ne kadar mükemmel ve değişmez bir sistem olduğuna bizi inandırmaya çalışıyor, öte yandan devrimci fikirleri çürütmek, küçük düşürmek ve devrimci örgütlenmeleri yok etmek ya da düzeniçileştirmek için uğraşıp duruyor.
Bu çabaları hiç sonuç vermiyor değil. Kimileri onların ‘makul’ buldukları kavramlarla düşünmeye başlıyor: Emperyalizm yerine küreselleşme, kapitalizm yerine serbest piyasacılık, faşizm yerine otoriter devlet demek daha ‘makul’ hale geliyor örneğin. ‘Makul’ düzeyde örgütleniyorlar: Mümkünse sivil toplum kuruluşlarında ya da legal partilerde örgütlenmek daha akıllıca oluyor. Ve yalnızca ‘makul’ eylemler yapıyorlar: mevcut düzeni kökünden sarsan “karnavalesk” yürüyüşler en çok rağbet görenler. Görüldüğü üzere burjuvazi her şeyi bizden daha iyi biliyor; nasıl devrimci olunacağını, nasıl örgütleneceğini ve devrimci eylemin nasıl yapılması gerektiğini bizim için çoktan düşünmüş.
Burjuvazinin bir özelliği de asla tatmin olmamasıdır. Siz “Şu tavizi verdim, oh rahatladım” demeye kalmadan bir ikincisini, bir üçüncüsünü ister o. Sınıf mücadelesinde sanatın yerini tartışmaya geldiğinde de böyle oldu: Devrimci düşünceye karşı başlatılan cadı avında sosyalist gerçekçiliğe de bedel ödetilmeliydi. İnsanlar rahatlıkla “sosyalist gerçekçi sanata inanıyorum” diyememeli, böyle sanat eserleri üretilmemeliydi. Bu öneri hemen kabul gördü. Silahlı mücadele zaten eskilerde kalmamış mıydı, Leninist örgütlenme modeli çoktan çökmemiş miydi? Demek ki sosyalist sanatın da, sosyalist gerçekçiliğin de banal, renksiz, zevksiz bir sanat olduğunu kavramaya başlayacaklardı. “Yeni” şeyler yapılmalıydı artık, dünya değişmiş bunlar yerinde sayıyordu. Bıkmışlardı bu dogmatiklerden!
“Gerçekçi sanat, savaşçı sanattır” demişti Brecht. Eh, sınıfların savaşından bahsetmenin artık ‘demode’ olduğu bir çağda, savaşçıların tezkeresini tez elden vermek, proletaryayla birlikte onun sanatına da ‘elveda’ demek gerekiyordu. Akıllı solculuk yalnızca geceleri rahat uyumakla yetinmiyordu; sokakta, tiyatroda, roman okurken ve müzik dinlerken, yani hayatının hiçbir alanında ‘parazit’ istemiyordu. Bir sanat eserinde ne zaman toplumsal bir mesele ele alınsa, ne zaman mücadelenin lafı geçse tahammülsüzleşiyor, yakası açılmadık kuramsal sövgüler derliyorlardı. Belki kapitalizmin sömürüsüne ya da emperyalizmin işgallerine karşı bu kadar tahammülsüz olsalar, dünyada bir şeyler değişirdi. Ama onlar devrim idealini çoktan unutmuşlar, sağ elleriyle küreselleşmeye övgüler düzerken, sol elleriyle devrimden kalan ne varsa kışkışlıyorlardı. Nasıl ki devrim fikrinin olduğu yerde düzen fikri barınamazsa, devrimci mücadelenin araçlarından biri olan sosyalist gerçekçiliği savunarak da düzene yerleşilemezdi.
Neden Olmadı, Nasıl Oldu?
12 Eylül’ün yılgın zihinleri, yenilgilerinin sorumlusu olarak sosyalizmi ve Marksizm-Leninizm’i görüyorlardı artık. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle buna daha da ikna oldular. Kavramlar hızla tersyüz edildi, dostla düşman bir anda yer değiştirdi. Onların önündeki engelin yeni bir ismi vardı artık, sorunun adı artık devrimcilerdi, devrimci düşünceydi. Sanatçılar içinse bu engel geçmişin “kaba propaganda” sanatıydı, “slogancı sanat”tı. Pek çok genç aydın, daha sosyalist gerçekçiliği öğrenmeden onun ne kadar da kaba olduğunu öğreniyordu. Pek çoğu daha birkaç sosyalist roman okumadan, yazdıkları yazılarda sosyalist gerçekçiliğin ‘derinliksiz’ kahramanlarından yakınmaya başlamıştı. Hayatında slogan atmamış olanlar, slogancı sanattan köşe bucak kaçmaya başladılar.
Yıl 2010. 12 Eylül’ün üzerinden 30, SSCB’nin yıkılmasının ardından 20 yıl geçti. Peki, ne oldu bunlara? Madem engel devrimcilerdi ve geçmişin mücadele yöntemleri o kadar eskiydi, madem sosyalist gerçekçilik köhnemişti ve onlar her şeyin en doğrusunu çoktan tahlil etmişlerdi; şimdiye dek çoktan kitleleri kendi etraflarında toplamış, sanatın en güzelini üretip halka mal etmiş olmaları gerekmez miydi? Çünkü biliyorsunuz, onlara göre devrimci hareket silahtan, kaba propagandadan başka bir şey düşünmezdi, maceracıydı. O yüzden sanatı da sığ olacaktı. Toplumların diyalektiğinin bir kanunudur: Somut gerçeği doğru tahlil edip ona göre politika üretemeyenler, sınıflar mücadelesinde ufalanıp giderler. Demek ki kimler ufalandı, kimler bir devrimci sanat geleneği yaratabildiler sorusu bilimsel bir sorudur.
Nikaragua devrimini inceleyen bir araştırmacı şöyle diyor: “Benim için asıl önemli ve tuhaf olan şey, 1979 yılında FSLN için canını vermeye hazır olan Nikaragualıların, on yıl sonra ona oy bile vermeye isteksiz hale gelmesidir.” Nikaragualı devrimci örgüt FSLN 1979 yılında bütün halkı seferber edip on binlerce şehit vererek devrimi gerçekleştirmiş, ama izlediği yanlış politikalar sonucunda 1990 yılındaki parlamento seçimlerini kazanmasına yetecek kadar bile oy alamamıştı. Sınıf mücadelesi verenlerin düzene benzeyerek, düzene daha da yerleşerek değil, ancak düzenden koptukça, ona direndikçe kitleleri peşinden sürükleyebildiğinin kanıtıdır bu. FSLN en değerli kadrolarını ve binlerce militanını şehit verdiği o darboğazlardan geçtiği zaman değil, sosyalizm idealini kaybettiği gün yenilmişti. İşte bu tarih dersidir.
1985 yılında birkaç üniversite öğrencisinin kurduğu Grup Yorum, 25 yıl sonra bir stadyumu hıncahınç dolduran 55 bin insana konser verdi. Bu durum yalnızca Yorum’u kuranların ve sürdürenlerin yeteneğiyle açıklanamıyor; bu, devrim fikriyle seferber olmuş, kuşatmalarda çatışan, mahallelerde örgütleyen binlerin eseridir. O 55 bin insanı elinden tutup oraya getirenler arasında şimdi tecritte direnenler de vardır şüphesiz. Ve işte bu da sanat tarihi dersidir.
Eleştirerek Sahip Çıkmak
Sosyalist gerçekçiliği elinin tersiyle itmeye çalışanlara “eline koluna hâkim ol” dediğimiz gibi, onu günümüzün koşullarına uyarlamadan kör bir inançla benimseyenlere de karşı çıkmalıyız. Bu iki uç birbirine çok benzer ve küçük-burjuvazinin kalıpçı düşünme biçiminin yansımasıdırlar. Nasıl ki Marksizm-Leninizm’in sapkın ve devrimci yorumları var ise, sosyalist gerçekçilik teorisi de varlığını sürdürdüğü 80 yıl boyunca bazen doğru ve oldukça zengin bir şekilde kullanılmış, bazen de biçimci bir şekilde ele alınarak özünden koparılmıştır. Tam da bu yanlış ele alınış biçimi yüzünden burjuva ideologlarının saldırıları rahat hareket edebilecekleri bir zemin buldu ve düşman gerici propagandasını güçlendirdi. Ellerine koz verildi.
Oysa devrimci sanata sahip çıkmak demek, onu sürekli geliştirmek, hayatın bütün zenginliğini, sınıf kavgasının bütün inceliğini bu sanata aktarabilmek için sürekli didinmek demektir. Sanatımız gerçeği yakalamakta bir an geri düşerse, mücadelenin değil de kendi yarattığı kalıpların hizmetkârı olursa ufalanır gider. Tıpkı Marksizm-Leninizm’e sahip çıkmak denilince, onun sürekli geliştirilmesi için durmadan uğraşıp didinmeyi anlamamız gibi, sosyalist gerçekçi sanata da sahip çıkmak mümkün. Onu mücadelenin bütün renklerini ve düşmanın en koyu karanlıklarını kitlelere taşımanın yegâne aracı olarak daha da keskinleştirmek bizim elimizde.
Buradan şu sonucu çıkarmak herhalde yanlış olmaz: Yeni ifade biçimlerinin ve yeni sanat yapma yollarının bulunması sadece bir tercih değil, zorunluluktur da. Yapılmayanı yapmak, düşünülmeyeni düşünmek, cüret edilemeyeni gerçekleştirmek Mahirlerden bu yana devrimci hareketin en iyi yaptığı şey olmuştur zaten.
* Bu yazı Tavır dergisinin Temmuz 2010 sayısında yayımlanmıştır.


Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s