Beş Para Etmez Varyete – Oyun Eleştirisi

Blogumda bu sefer misafir bir yazar var: V. Özge Zeren. Kendisi Eskişehir’de Tiyatro Anadolu’dan izlediği “Beş Para Etmez Varyete” adlı oyunun eleştirisini yazmış.

Ümit Aydoğdu tarafından Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sından uyarlanan ve yönetilen Beş Para Etmez Varyete, Tiyatro Anadolu tarafından sahneleniyor. Topluluğun bu uyarlamadaki amacı, Brecht’in tiyatro anlayışını ve toplumsal bilinci uyandırmaya yönelik politik ideallerini kendi sahnelerine taşımak. Ümit Aydoğdu, bu ideali gerçekleştirmek için, Brecht’in metninden yola çıkarak, bu coğrafyaya dair yeni bir metin ortaya çıkarmış. Dilenciler Kralı Piç Ümit, kızı Semiramis, küçük mafya Ustura Zeki, Ustura Zeki’nin arkasını kollayan çocukluk arkadaşı emniyet müdürü Hortum Süleyman ve diğer oyun kişileri, Brecht metnindeki oyun kişilerinin iyi seçilmiş Türk versiyonları. Oyundaki güncel politikaya ilişkin ince espriler ve Türk siyasi yaşantısına yapılan göndermeler, memlekette olan bitene kulaklarını tıkamamış izleyiciler için ilgiyle takip edilen bir metin ortaya koyuyor. Brecht’in metninde olduğu gibi, kapitalizmin yol açtığı ahlaki çürümüşlük ve ezilenlerin kapitalizm çarkında sermaye sahiplerine nazaran nasıl kolaylıkla sindirildiği gözler önüne seriliyor. İnsani değerlere sahip çıkmanın ve ahlaklı olmanın, toplumsal koşullarla doğru orantılı olması, herkesi oyunu kuralına göre oynamaya zorluyor. Toplumsal basamakların üst sırasında yer alanlar da, altlar da beraberce ezilenler de aynı fırsat yakalama hırsıyla koşuşturuyor. Dilenciler kralı, sadece zavallı yoksul dilencileri değil, kendi kızını bile bir gelir kapısı olarak görüyor, mafya devletle olan sıkı bağlarını koparmıyor, gammazlık kendini defalarca aklıyor ve çarklar bu sayede durmaksızın işliyor. Dolayısıyla oyun, düzen karşıtı bir tavır ve “ince” bir kapitalizm eleştirisi sunuyor.

Ancak bu “ince” eleştiri Brecht’in diyalektik tiyatro kuramının gereği olarak izleyicide gereken uyanışı yeterince gerçekleştirebiliyor mu? “Bir Brecht oyunu” olma iddiasının ardındaki büyük handikap bu noktada devreye giriyor. Sahnelemenin bol şarkılı, oyun havalı eğlencesi ve “rol parçalamaya” dayalı oyunculuk girişimleri içinde, izleyicinin eleştirel mesafesi yeterince kurulamıyor. Metin içindeki güncel göndermeler ve espriler metni “buralı” yapıyor; bol oynamalı, kıvrak müzikler “eğlence kültürümüz”ü, sesi fazla çıkan ve “rolü içinde” kendini parçalayan oyuncular da geleneksel tiyatro anlayışımızı hiç unutturmuyor. Oyun kesinlikle keyif veriyor, çok eğlendiriyor ama Brecht’i bilenler onun Marksist ideallerinin hayaletlerine kapılmadan edemiyor. Sıradan izleyici ise her gün televizyon karşısında yaptığı gibi gülüp geçiyor.

Brecht, epik tiyatro kuramı uyarınca, izleyiciyi yanılsama perdesinin ardında uyutan tiyatro anlayışına karşı çıkar. İzleyiciyi duygularla doldurmaktansa, onları düşünme aracılığıyla içinde yaşadıkları koşullara kalıcı bir biçimde yabancılaştırmayı amaçlar. Bunu yaparken de alıntılanabilir jestlere başvurur ve kesintiye uğratmaya dayalı bir yabancılaştırma süreci başlatır. Uyanık bir topluluk haline getirilmiş olan izleyici, eleştirel bir tutum içine sürüklenir ve bu sayede tiyatro, politik ideallerin uygulama alanı olan bir araca dönüşür. Düşünmeye ve eleştirel bir tutum takınmaya zorlanan izleyiciden, sınıf bilincine kavuşması ve ekonomi temelinde şekillenen toplumsal düzenin farkına varması beklenir. Bu sayede, tiyatro bir kürsü olarak işlevselleşir. Beş Para Etmez Varyete’de izleyici ile oyun arasında söz konusu estetik mesafenin bulunmaması izleyicinin eleştirel bir tutum takınmasına olanak sağlamıyor; yalnızca “güleriz ağlanacak halimize” tadında bir iz bırakıyor.

Brecht’in izleyiciyi uyarma ve bilinci harekete geçirme amacı, her ne kadar kendi dönemi içinde de imkansızlığı tartışılmış ve halen tartışılan bir idealse de, imkansız değil aslında. Ani bir uyanış ve değişim değil amaçlanan belki, ama küçük bir kıvılcım neden olmasın? Bunu sağlamak için Brecht’in önerdiğinden bile fazlasına ihtiyaç var bugünün izleyicisi için. Televizyondan film gibi savaş izleyen ve toplumsal alzheimer’a yakalanmış insanları sarsmak için yabancılaştırmanın ve tüm teatral unsurların daha da uçlara taşınması gerekli. Zaten Brecht oyunlarının neredeyse yüzyılı aşan orjinal halleriyle sahnelenmesi gerektiği iddiası da yersiz ve gereksiz olur. Uyarlamalar, denemeler, alıntılamalar iyidir, gereklidir. Tiyatro, bir özgürlük alanıdır ve tiyatro yapanlar da özgür olarak üretmelidir elbette; akılcı ve tutarlı oldukları ölçüde. Özellikle de Brecht gibi, tiyatroda devrim yapmış bir kuramcı ve uygulamacı söz konusu olduğunda. Buradan Brecht’in belirli bir ideolojik örgütlenme çerçevesinde bir araya gelen toplulukların özelinde olduğu ya da değişime uğratılamayacağı sonucu çıkarılmamalı. Bu türden romantik ideallere Brecht de gülerdi muhtemelen. Ama bir Brecht oyunu sahnelemek ya da ondan uyarlama yapmak çok da hafife alınmamalı. Bir kere bu işe kalkıştığınız an, epik tiyatronun teatral olanaklarının ve Marksist bir yazarın politik ideallerinin hayaleti peşinizi bırakmaz. Yine de Tiyatro Anadolu’nun Beş Para Etmez Varyete’si Eskişehir’e yolu düşenlerin izlemesi gereken bir oyun.

V. Özge Zeren.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s