Kuzey İrlanda’da Ölüm Oruçları ve Boal Tiyatrosu

* Bu yazı Ağustos 2009’da Tavır dergisinde yayımlanmıştır.


Takvimler 1975 Ocak ayını gösterdiğinde, İngiliz Emperyalizmine karşı verdikleri mücadelede tutsak düşen PİRA (Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu) militanlarını yeni bir savaş bekliyordu. Avrupa’daki burjuva demokrasinin kırık beşiği İngiltere, Kuzey İrlanda’daki zindanlarında tutsak ettiği İrlanda milliyetçilerini sindirmek ve onları İrlanda toplumundan tecrit etmek için, tutsakların üzerinde yeni bir baskı politikasını başlatmaya karar verdi.
İrlanda’nın İngiliz Emperyalizminden kurtulma çabası eskilere dayanır. İrlanda halkı 1919 yılında İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) önderliğinde verdiği mücadeleyle İngiliz Emperyalizmini yenilgiye uğratmış olsa da, bağımlılıktan kurtulamamıştı. İrlanda halkının bağımsızlık mücadelesinin daha yetkin bir gerilla mücadelesine dönüşmesi ve bağımsızlık taleplerinin daha güncel biçimlerle ifade edilmesi ise 1969 yılında PİRA’nın kurulmasıyla mümkün oldu. Tam adı Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu olan ama yazıda bizim PİRA diyeceğimiz bu örgüt, kurulmasının ve eylemlere başlamasının hemen ardından geniş bir kitleden sempati topladı ve işgalcilere kan kusturmaya başladı. Fakat bir yandan da Omagh Bombalaması gibi pek çok sivilin canına mal olan ve harekete yönelik şüpheyi ve güvensizliği arttıran eylemler de yaptılar.
İngiliz Emperyalizminin hapishanelerde 1975 yılında başlattığı yeni zulüm dalgası, esasında tutsakken de örgütlenmeye ve örgütlemeye devam eden PİRA’nın yükselmeye başladığı bir dönemde alınan kimi “önlemlerden” ibaretti. Bu önlemlerden birincisi, tutsakları İrlanda halkından ve İngiliz kamuoyundan tecrit etme amacını taşıyordu. Buna göre tutsaklar H-Blokları adı verilen yeni bir binaya taşınacaktı. İddialara göre daha konforlu, daha işlevli bir binaydı bu. İkinci olarak, bu tutsakların siyasi statüsü artık kaldırılacaktı. Artık onlar da diğer mahkûmlar gibi, adi suçlu sıfatına sahip olacaklar ve böyle muamele göreceklerdi. Üçüncü olarak, kendi giysilerini giymeleri yasaktı, üniforma giyeceklerdi. Dahası, tutsaklar hapishane idaresinin sürekli olarak küçük hak gaspları ve kötü muameleyle kendilerinin yaşam alanlarını kısıtladıklarını söylüyorlardı. Eğer İngiliz işgalcileri bu tavırlarını sürdürürlerse, direnişçiler de buna uygun yanıtlar vereceklerdi.

https://i2.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/0e/Mural_-_Battle_of_the_bogside_2004_SMC.jpgİlk hamle 1976 Eylül’ünde Kieran Nugent adlı tutsaktan geldi. Üniforma giymeyi reddeden Kieran, hücresine çıplak bir halde atıldı. O da kendisini hücredeki battaniyeye sardı. Hapishane kurallarına göre üniforma giyemeyen hücresinden çıkamazdı. Böylece Kieran yedi gün yirmi dört saat süren bir hücre hapsine maruz bırakılmış oluyordu. Tarihi “Battaniye Protestosu” kısa süre içinde tüm hapishaneye yayıldı ve battaniyeler PİRA militanlarının baskıya direnişlerinin simgesi haline geldi. Buna karşılık İngiliz yetkililer, onların televizyon, radyo ve gazete erişimlerini, yazı yazma haklarını, mektuplaşma haklarını ellerinden aldı ve üzerlerindeki baskı ağırlaştı.
Hapishanedeki direnme savaşı adım adım büyüyor, şiddet giderek tırmanıyordu. 1978 yılında tutsaklar hapishane yönetiminin zorbalığına karşı, bir yıkanmama protestosu başlattılar. Üniformasız hücreden çıkma haklarını kazanmışlardı ama, kıyafetleri hala geri verilmemişti. İngiliz devleti bu sefer kendilerini kurulamaları için onlara ikinci bir havlu vermeyi reddediyordu. Yıkanmama protestosu buna karşı bir direniş oldu.
1980 yılına gelindiğinde H-Bloğu’nda 1300 İrlandalı tutsak vardı ve hapishanede giderek ağırlaşan işkenceli bir baskı görmekteydiler. Bu dönem, dışarıdaki mücadelenin de giderek hızının düştüğü bir dönemdi. 21 Ekim 1980 yılında tutsak komutan Brendan Hughes bir açıklama yaptı: “Geride bıraktığımız son dört yıl içinde hapishanedeki tüm diğer protesto olanakları tüketilmiş ve siyasi tutsak olarak tanınma taleplerimizi güvence altına almak için açlık grevine gitmekten başka yolumuz kalmamıştır.” 1970 yılında Belfast’taki hareketin önderlerden biri olan Hughes, bu açlık grevinin de önderliğini üstleniyordu.
27 Ekim’de başlayan ve 18 Aralık’a kadar süren bu açlık grevi, tutsakların hazırlıksızlığı nedeniyle kısmi bir başarısızlıkla sonuçlandı. 18 Aralık’ta grevcilerden birisi rahatsızlandı. Grevin önderi Hughes, daha tüm hapishaneden sorumlu olan direnişçi Bobby Sands’le bağlantıya geçemeden, rahatsızlanan grevci bir hastaneye nakledildi ve bu iletişimsizlik içinde Hughes grevi sonlandırma kararı aldı.
Direnişçilere vaat edilen kimi hakların verilmeyeceği kısa süre içerisinde anlaşıldı. Üniforma yerine sivil giysiler verilmesi konusunda anlaşılmıştı ama, tutsakların sivil giysilerden kastı kendi seçtikleri giysilerdi. İngiliz devleti ise kendi seçtiği sivil giysileri tutsaklara dayatınca, yeni bir anlaşmazlık başladı. Üstelik asıl talep olan, yani tutsakların siyasi tutsak statüsünün kabul edilmesi talebi hala geri çevriliyordu. Bu sefer, tutsakların siyasi statülerinin geri alınmasının 5. Yıl dönümü olan 1 Mart 1981’de ölüm orucuna başlanacağı duyuruldu. İrlandalı direnişçi Bobby Sands’i ölüme götüren ve İrlanda’daki direnişin alevini harlayan da işte bu ölüm orucu olacaktı.

https://proleteren.files.wordpress.com/2009/09/e2de5-sands.jpgBobby Sands 1 Mart 1981’de ölüm orucuna girdi. Onunla birlikte toplam 23 kişi aralıklarla ölüm orucuna girdiler ve Sands de dâhil toplam 10 İrlandalı direnişçi bu ölüm orucunda şehit düştü. İsteklerini kabul ettiremeyip geri çekilmiş olsalar da, tutsaklar kimi gelişmeler de kaydettiler. Zira Sands’in ölüm orucunda olduğu süreç içinde, Birleşik Krallık Parlamentosu’nun İrlandalı milletvekillerinden biri kalp krizi nedeniyle ölmüş ve yerine Bobby Sands’ın seçilmesi için bir kampanya başlamıştı. Ölümünden hemen önce Sands milletvekili olarak seçildi. Bu hem ülke içinde hem de dışında Thatcher rejimine karşı kamuoyunu güçlendirdi. 5 Mayıs 1981’de, ölüm orucunun 66. gününde şehit düşen Bobby Sands’in tabutunun ardından 100.000 kişi yürüdü.
Pek çok PİRA önderi görünüşte bir yenilgi olan bu sürecin aslında hareketi canlandırdığını söylüyordu: O sırada PİRA’nın hapishane sorumlusu olan Brendan McFarlane “Ölüm orucu kurtuluş mücadelesinin doğasını yeniden şekillendirdi. Cumhuriyetçi hareket yeni bir titreşim yakalayınca bildik eleştiriler geçersizleşti, bize destek verenlerin çok az olduğu ya da hiç olmadığı yönündeki İngiliz miti yerle bir oldu ve halkla yeni bir mücadele dönemine doğru atıldık” diyordu. Aynı süreç İrlanda halkından daha çok kişinin giderek parlamenter yolu önerenlere yönelik güveninin sarsılmasını, silahlı mücadelenin gerekliliğine ikna olmasını sağladı. 1981 Paskalya Bayramı’nda yaptığı açıklamada PİRA “Sözümüz yalnızca silahlı mücadeleyle dinlenir olacak, ulusal bağımsızlığımızı ancak İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun yaptığı mücadele ile kazanacağız” diyordu.
Ölüm orucu tutsakların bilinçleri üzerinde büyük bir etki yarattı. Bir yandan dışarıdaki hareketin güçlenmesine katkı sunarken, diğer yandan hapishaneye yazılı materyallerin, kitapların ve dergilerin girmesi konusunda bir özgürlüğü canları pahasına kazanmış oldular. İçeride büyük bir kütüphanenin oluşturulması için kollar sıvandı ve eğitim faaliyetleri başladı. PİRA tutsakları çoğunlukla milliyetçi ve cumhuriyetçi içgüdülerle İngiliz emperyalizmine karşı savaşıyorlar ve yoğun bir Hıristiyanlık inancıyla donanmış oluyorlardı. Bu eğilim ölüm orucu sonrasında değişti. 1996 yılında H-Blok’a transfer edilen bir PİRA militanı, kütüphanede tarihsel materyalizme dair kitapların bu kadar çok olması karşısında şaşırmıştı. Lenin’in, Marx ve Engels’in, Fanon’un kitapları, güncel mücadelelere, Nikaragua’ya ve Vietnam’a ilişkin kitaplar, kapitalist ekonomiye ve gerilla savaşına ilişkin çözümlemeler rafları doldurmuştu. Büyük bir okuma ve öğrenme hırsıyla dolu olan tutsaklardan bazıları, devrimci sosyalist eğilimler kazanmaya başladılar.

https://i0.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/b/b0/IRA_Resistance_Poster.jpg/800px-IRA_Resistance_Poster.jpg


Öte yandan, İngiliz emperyalizmi PİRA tutsaklarına adi suçlu gibi davranma tavrından vazgeçmedi. Hatta bu uygulamanın devamı olarak Provolar (PİRA militanlarına verilen isim) Kuzey İrlanda’lı diğer mahkûmlarla aynı koğuşlara konulmaya başlandılar. Tutsaklar bunun üzerine Kuzey İrlanda’nın çeşitli bölgelerinden gelen ama siyasi suçlu olmayan tutsaklara yönelik bir propaganda faaliyeti başlattılar. Bu faaliyetin önemli bir yönü de örgütsüz ve bilinçsiz bu insanların bir şekilde siyasallaştırılması ve harekete katılmasıydı. Böyle bir siyasi faaliyet için uygun bir araç arayışında olan PIRA militanları, aradıklarını Freire’nin “Ezilenlerin Pedagojisi” ve Augusto Boal adlı Brezilyalı tiyatrocunun “Ezilenlerin Tiyatrosu” adlı kitaplarında buldular. Çok kısa bir zaman önce aramızdan ayrılan Boal’in geliştirdiği “Forum Tiyatrosu” yöntemi ilk kez 1983 yılında kez H-Blok’ta uygulamaya konuldu.

https://proleteren.files.wordpress.com/2009/09/a3eff-boal.jpgKısaca bahsedecek olursak, Freire’nin pedagoji tasarımında öğretmen ve öğrenci arasındaki keskin sınırlar flulaşır. Öğretmen ve öğrencisi arasındaki ilişki tek taraflı ve sürekli olarak öğretmenin verdiği ve öğrencinin aldığı bir ilişki değil, öğretmenin de öğrencisinden öğrendiği bir ilişkidir. Aslında Marksist diyalektiğin ve örgütlenme teorisinin temeli olan bu öğrenci-öğretmen diyalektiği forum tiyatrosunda bambaşka bir biçim aldı. Pasif seyirciyi oturduğu yerden düşünmeye zorlanmakla yetinilmeyecektir artık. Onun kendi oyununun oyuncusu olmasını sağlamak için seyirciyi bizzat sahneye çıkarmak gerekir ve oyuncular ya da yazar tarafından üretilmiş bir oyunu değil, yine kendi hayatından çıkarılmış bir oyunu sahneye taşımak şarttır. Seyirci ve oyuncu ayrımı ortadan kalkmasa bile muğlaklaşacak, seyirci olası eylemlerinin sonuçlarını deneyerek görebilecektir. Sonuçta geriye en sağlıklı sonuç kalacaktır: Ya bu düzeni devirmek ya da yok olmak.
PİRA’lılar da forum tiyatrosu yöntemini hapishane koşullarına uyarladılar. “Kızıl kitap” adını taktıkları tutsaklar koğuştan koğuşa çeşitli bahanelerle transfer olup, buralarda tiyatro ve yazın faaliyetleri, kitap sirkülasyonu gibi işleri üstleniyorlardı. Bu tutsaklar bir hücreye geldiklerinde, yanlarında yine tutsaklar tarafından yazılmış bir oyun metnini de getiriyorlardı. Bu metinden yola çıkarak önce diğer mahkûmların da rol aldığı bir tiyatro oyunu sahneleniyor daha sonra hep birlikte oyun üzerine tartışılıyordu. Boal’in teorisine uygun olarak, bu oyunlarda herkes oyuncu herkes seyirciydi. Daha sonra seyirci-oyunculardan gelen yorumlara göre metin gözden geçiriliyor, gerekirse kimi bölümler eklenip çıkartılıyordu. Tiyatronun bu kullanımı militanlar ve diğer İrlandalılar arasında sadece bir eğitim ve bilinçlendirme ilişkisi kurmakla kalmadı, bunun ötesinde bir dayanışma ağı kuruldu ve tutsaklar arasındaki birliktelik hissi de güçlenmiş oldu.
Sanatın seyircisiyle olan bu yakın ilişkisi, kaçınılmaz olarak onun niteliğine de yansıdı. Tiyatro tarihçilerinin Kuzey İrlanda tiyatrosunun o dönem en çok etkilendiği kaynağın H-Blok’ta yapılan tiyatro olduğunu söylemesi boşuna değildir. O dönem PİRA’ya angaje olan “dışarıdaki” tiyatrolar sanatta çok daha ajitatif bir seyir izliyorlar, ağırlıklı olarak cumhuriyetçi temalarla ve duygusal bir tonda seyirciye sesleniyorlardı. Fakat içeride bambaşka bir faaliyet yürüyordu. Çok daha farklı bir yaklaşımla, mahkûmlarla fikir alışverişi içerisinde kürtaj, ırkçılık ve eşcinsellik gibi temaların da ele alınabildiği bir forum tiyatrosu yapılmaya başlandı. Bir tür birleşik cephe taktiği güden PİRA’lılar, politikleştirmek istedikleri kitlenin güncel dertlerini sosyo-ekonomik sisteme bağlayabilecekleri, sistemle herhangi bir noktada çelişkiye düşen ezilenleri sisteme karşı yöneltip savaştırabilecekleri bir kültürel faaliyet içine girmiş oluyorlardı.

https://i0.wp.com/www.ac-nancy-metz.fr/enseign/anglais/Henry/uk_colour_map.gifNe var ki, tüm bu çabalar örgütün ideolojik bir netliğe ulaşması için yeterli olamadı. Hareketin başından beri taşıdığı milliyetçi özü onun Kuzey İrlanda halkının bir kesiminden destek almasını kolaylaştırmış olabilir, fakat PİRA milliyetçi siyasetini tutarlı bir sınıf siyasetine çevirmekte isteksizdi. PİRA’da işler tersine çevrilmişti: Normalde proletarya öncülüğündeki bir birleşik cephede, küçük-burjuva milliyetçi unsurların varlığı belirli bir dereceye kadar hoş karşılanabilir. PİRA’da ise Marksist-Leninist sosyalistlerin varlığı “hoş karşılanıyordu”. Bu da kaçınılmaz olarak örgütü sağa savurdu. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve emperyalist saldırının daha da azgınlaşması karşısında, önce silahlı mücadeleyi stratejik bir mücadele biçimi olmaktan çıkarıp, taktik bir mücadele biçimine dönüştürdüklerini ilan ettikleri TUAS adlı bildiriyi yayımladı PİRA. Daha sonra da uzlaşmazlığı ve bağımsız Kuzey İrlanda Sosyalist Cumhuriyeti fikrini bir kenara bıraktı. Ve nihayet 1998 yılında emperyalist bir barışa yönelik adımlar atılmaya başlandı.


PİRA’nın geride bıraktığı direniş kültürü, pek çok bakımdan önemli ve tipiktir. Türkiye’nin koşulları İrlanda’nın koşullarından çok farklı olmakla birlikte, direnmek ve halkla iletişim kurmak için tüm imkânların seferber edilmesinden, bir propaganda ve örgütleme aracı olarak sanatın etkin kullanımından öğrenilecek çok şey vardır. Boal’in tiyatrosu bugün de halkın örgütlenmesi ve sistemin sorgulatılması açısından devrimcilerin elindeki silahlardan biri olmaya devam ediyor. Diğer taraftan PİRA’nın tarihi, sınıf siyasetinin ve uzlaşmazlığın terk edilmesinin mücadeleye verebileceği onulmaz hasarı gösteren bir ders niteliğindedir. Bu dönemde Kuzey İrlanda’da yazılmış oyunlardan birinde şöyle der: “Barış, savaşın yokluğu değildir. Barış, savaşı yaratan koşulların yokluğudur.” PİRA’lılar bu hakikati unuttularsa da, verdikleri mücadelenin doğrularını ve yanlışlarını dünya devrimci hareketine miras olarak bıraktılar.
Yararlanılan Kaynaklar:
Richard English. Armed Struggle: The History of IRA. Macmillan, 2003
Jeanne Colleran ve Jenny S. Spencer. Staging Resistance: Essays on Political Theater. Michigan, 2001.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s