Burjuvazinin Utangaç Dostu: Eugene Ionesco


Eugene Ionesco’nun tiyatro düşüncesine dair.
Geçtiğimiz yüzyılın sanatı, kendine has bir romantik doğurdu. Özellikle yüzyılın başında, emperyalist çağın küçük burjuvaları yeni ve çok verimli bir yöntem keşfettiler: devrimci olmadan devrimci görünmenin, sistemle uzlaşmaz çelişkiye düşmeden burjuva karşıtıymış gibi yapmanın yollarını buldular. Oyun yazarı Eugene Ionesco da bu romantik küçük burjuvalardan birisiydi.Kullanılan taktik basit ve net. Giderek “rasyonelleşen” toplumdan dem vuracak, insanın aslında irrasyonel olduğuna lafı getireceksiniz. Hiçbir sistemin insanın bu içgüdüler tarafından yönlendirilen, bencil, karanlık tarafına derman olamayacağını söyleyerek, varolan tüm sistemlere muhalifmiş gibi davranacaksınız. Sınıflar mücadelesinde bu taktik çok tutar. Kapitalist sistem, bütün herkesi kendi yanına çekmenin imkansız olduğunu bilir, diğer muhalif unsurları bir tür umutsuzluk teolojisiyle pasifize ederek, onun mücadele eden halkın yanına katılmasını engeller. Ülkede de 1980 sonrası benimsenen “solun dogmatizmi”, “Marksist-Leninist örgütlülüğün aslında çok hiyerarşik” olduğuna ilişkin naneler, pompalanan bireycilik ve umutsuzluk işte bu taktiğin bu coğrafyaya uyarlanmış bir versiyonuydu.Georgy Lukacs, o zor anlaşılır kavramlarından birini ortaya atıyor ve emperyalizmin bu yeni savunuluş biçimine “dolaylı savunma” diyordu. Ne demek bu? Farz edin ki, önünüzde sınıf bilinci ve örgütlülüğü giderek yükselmeye başlamış, “kapitalizmin ne kadar da insan doğasına uygun bir sistem olduğu”nu dinlemeye karnı tok bir kitle var. Eğer burjuvazi eski yalanlarına devam etseydi, başını cidden derde sokar ve kitleler üzerindeki ideolojik hegemonyayı yitirirdi. Bu nedenle emperyalist çağın felsefesi, daha ziyade “dolaylı savunma” yapmaya girişti. Sorunu bir sistem sorunu olmaktan çıkarıp, bir insan sorununa, hiçbir sistemin çözemeyeceği, çözeceğini söyleyenlerin de aslında yanıldığı bir insan özü sorununa tahvil etti. İnsanlar arasında iletişim imkansızdı, dil yetersizdi, yanlış anlamaya mahkumduk, üstelik kapitalizm kötüydü ama hiçbir devrim de insanın derdine derman olamazdı. Kesif bir umutsuzluğu pompalamak, insanlara boyun eğdirmenin en güzel yöntemlerinden biridir.Bir küçük burjuva olan Ionesco’nun tiyatro düşüncesinde, bu fikriyatın izi çok açık ve nettir. Örneğin bir yazısında şöyle der: “Biz değişmez bir gerçeğe yaklaşmaktan, ondan uzaklaşmaktan, sonra gene ona yaklaşmaktan başka bir şey yapmıyoruz.” Değişmez gerçek, ne kadar orijinal bir fikir. Bunu belki bir kilise papazından duysak içerlemezdik de, oyunları böyle ciddiye alınıp sergilenen birinden duyunca şaşırıyor insan. Başka bir yerde de statükocu idealizm propagandasına devam ediyor zat:

Hiçbir toplum insanın üzüntüsünü yok edemedi, hiçbir politik düzen bizi yaşamanın acısından, ölüm korkusundan, mutlak olana duyduğumuz susuzluktan çekip alamaz; toplumsal koşulu yönlendiren insanlığın durumudur, aksi değil.

Buradaki bireyciliğe ve varoluşçuluğa bilmem dikkat ettiniz mi? Neden hiçbir politik düzen derdimize deva olamıyor? Çünkü insanın içinde, onu her daim kötü, umutsuz kılan bir öz vardır. Ve Ionesco bilimsel hakikatin tersi yönüne koşuyor: İnsana kendini kötü hissettiren toplum değildir, insanların özünde kötülük olduğu için toplumun hali de vahimdir, aksi değil. Böyle bakılınca, Ionesco’nun oyunlarının neden burjuvazi tarafından ötelenmediğini, sahiplenildiğini anlamak öyle çok zor değil. Arayıp da bulamadıkları psikolojizm.Tutarlı düşünce çizgisini hiç bozmadan devam ediyor Ionesco başka bir yazısında:

Tüm insanlığın temel ortak sorununu ortaya çıkarmak için, kendime benim temel sorunumun ne olduğunu, benim en yok edilmez korkumun ne olduğunu sormam gerekiyor. O zaman tam anlamıyla herkesin sorunlarını ve korkularını bulacağımdan eminim. . . oyunlarımın özünü, düşlerimde, üzüntümde, karanlık isteklerimde bulma hakkını taşıyorum.

Görüldüğü üzere, şimdi başka bir hamleyle sanatın odağı kaydırılıyor Ionesco tarafından. Sanat artık toplumla, siyasetle, sınıfların durumu gibi şeylerle ilgilenmeyecektir. Apolitik olacaktır. Eğer ortada bir sorun varsa, bu sınıflar sorunu değil, genel bir insanlık sorunudur. Sınıflardan, üretim ilişkilerinden bağımsız, fabrikaya gitmeyen, tarlada çalışmayan, patron koltuğunda oturmayan, kadın ya da erkek olmayan bir insanın genel sorunudur bu. Bölücülük yapmayalım sevgili Marx, Brecht, sevgili Lukacs.
Ionesco besbelli işçi sınıfı denilen şeyden, ataerkil toplumun kadınla erkek arasında inşa ettiği eşitsiz ilişkiden bihaber, kendi dünyasını herkesin dünyası sanıyor. Ama farklı farklı yazılarında savunduğu düşünce çizgisini hiç bozmuyor. Politik tiyatroya ilişkin de şöyle kıymetli fikirlerini paylaşıyor bizimle:

Politik tiyatro toplumun beklentilerini yansıtmaktan uzaktır; bu tür tiyatro yaşama belirli ve amaçlı bir bakış açısından baktığı, bu yüzden de sınırlı bir insan ve toplum gerçeğini yansıttığı için insansal yanını yitirmiştir.

Mantık dizgesine lütfen dikkat edelim, bu bütün küçük burjuva akımlarında rastlayacağımız ortak bir şablondur. Bugün de hala geçerliliğini korumaktadır, bu nedenle de anlamak önemli.Şimdi, demek ki neymiş? Siyasetin ve toplumsallığın ötesinde, elimizde toplumdan bağımsız, ondan etkilenmeyen ama sürekli onu etkileyen bir soyut insan ve onun soyut kötülükleri var. Diğer taraftan, siyasal tiyatro sınırlı bir insan ve toplum gerçeğini yansıttığından, üstelik amaçlı bir bakış açısından baktığı için (özetle idooolojik bakmakla suçlanıyoruz yani, açık açık) yetersiz kalıyor.Aslında Ionesco sınıf içgüdüleri güçlü bir insan. Sınıfsal çıkar meselesini açıktan dillendirmese de, toplumda yaratılan işçi-patron, proletarya-burjuvazi ayrımından, sınıf bilincinin yükselmesinden yakındığı belli. O nedenle statükoyu tahkim etmek için, uyuşmaz çıkarları olan iki kesimi, ezen ve ezileni aynı çatı altında birleştirmek için hamle ediyor, bunu da en üst soyutlamadan, “hepimiz insanız ve ortak bazı sorunlarımız var” gamından yapıyor. Politik tiyatroya yönelik “sınırlılık” suçlaması da zaten bu endişeden kaynaklı. İşçi sınıfının sorunlarından bahseden ve burjuvazinin bu sorunların yaratıcısı olduğunu söyleyen bir tiyatro onu açmıyor, çünkü “herşeyden önce bir insan” olan burjuvazinin de bazı sorunları, bunalımları var, düşleri var. Özetle mesele sınıf sorunu değil, insan sorunu. Gelin birlik olalım. Olur mu sevgili Marx?Ionesco’nun tiyatrosu, gerici içeriğini biçimci yeniliklerle gizlemeyi kısmen başarabilmiş bir tiyatrodur. Hala pek çok insan, Ionesco’nun tiyatrosunun burjuva tiyatrosu olduğunu söylediğinizde bu yüzden kırılgan davranabiliyor. Zira insanlar emperyalizmle birlikte burjuvazinin taktiğinin değiştiğini kabul etmek istemiyorlar. Onlara göre burjuva tiyatrosu denilen şeyin, açıktan işçi sınıfına ve sosyalizme küfür etmesi, ya da serbest piyasaya övgüler düzmesi filan gerekiyor. Bu çok dogmatik ve egemen sınıfın değişen ve gelişen taktiklerinin üzerini örten, onları anlamayı zorlaştıran bir bakış ve bir an evvel terk edilmeli. Çünkü sınıflar mücadelesinde masum söylem yoktur.
Kaynaklar:• Eugene Ionesco, “Gene öncü tiyatro üzerine,” çev.: Salah Birsel. Türk Dili Dergisi-Tiyatro Özel Sayısı ( Ankara: 1966 ).• Esslin, Martin. Absürd Tiyatro, çev.: Güler Siper. (Ankara: Dost Yayınevi, 1999).• Eugene Ionesco. Tüm Oyunları 2, çev.: Hasan Anamur. (İstanbul: Mitos Boyut Yayınları, 1997). Hasan Anamur’un önsözünde yaptığı alıntı kullanılmıştır.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s