Faşizmin Tiyatrosu

Faşist tiyatro üzerine Türkçe kaynak bulmak bir hayli zor. Bu nedenle de Alman ya da İtalyan Faşizminin yürüttüğü tiyatro faaliyetleri nelerdir, hangi tipik özellikleri gösterirler ve neden böyledirler, pek bilinmez.

Oysa faşist tiyatro üzerine kayda değer bir İngilizce külliyat özellikle 1990’dan sonra oluşmaya başladı. Hem tarihsel hem de teorik anlamda faşist tiyatronun özelliklerini tespit eden önemli eserler yayımlandı. Gerwin Strobl’un “The Swastika and the Stage” adlı çalışması örneğin, Alman faşizminde tiyatronun gelişimini tarihsel olarak inceliyor. Oyunlardan örneklerle, tiyatroların örgütleniş biçimiyle, nasıl bir ideolojinin propagandasını yaptıklarını anlatıyor. Ancak ne yazık ki, benim rastladığım çalışmaların bir çoğu, 80 sonrasının ideolojik yıpranmasının izlerini taşıyorlar, bu nedenle de sınıf siyasetine, faşizmin sınıfsal niteliğine pek dokunmadan yapıyorlar işlerini.

Elbette faşist tiyatronun pek çok önemli öğesi var, ancak en kayda değer olan ve yaptıkları tiyatronun biçimini en çok belirleyen öğe, kitleleri tekelci sermayeye köle etmeye yarayan birlik bütünlük retoriği olsa gerek. Örneğin bir Nazi tiyatro teorisyeni olan Wilhelm von Schramm’ın sözlerine bakın:

Seyirciler artık “tekil erkek ve kadınlar” olmayacaklar; onun yerine kamusal olarak katkıda bulundukları ulusal topluluğun bir parçası olma hissini deneyimleyecekler. (Strobl, s. 50)

Sınıfları aşan, hepsini içinde çelişkisiz bir biçimde barındıran ulusal birlik propagandası faşist tiyatronun ana özelliği gibi görünüyor. Elbette Alman seyircisi salak değil, onları sınıf çıkarı diye bir şey olmadığına, herkesin eşit olduğuna inandırmak o kadar kolay değil. Faşizm bunu yapabilmek için aklın, yargı gücünün devreden çıkarılmasına ihtiyaç duyuyor. Bilmem hiç Alman faşizminin kitle gösterilerini gördünüz mü? Uzağa gitmeye gerek yok, daha geçen senelerde Cumhuriyet Yürüyüşleri kisvesi altında faşist geçit törenleri yapıldı. Biraz uzaklaşıp bakacak olursanız, hepsinin ulusal bir duygu sağnağı altında sermaydarlar, hortumcular, katiller ve halkı bir araya getirdiğini göreceksiniz. Simgelerin, büyük bayrakların, cafcaflı konuşmaların yapıldığı bu estetikleştirilmiş iktidar gösterileri, aslında kitlelerin başını döndürmek için en etkili yöntem.

Faşist tiyatroların en çok kullandığı biçim öğesi bu nedenle de ritüel oluyor. Bireyi herhangi bir gruba entegre etmek için kullanılan en önemli araçlardan birisi ritüel. Sorgulama ihtiyacını ortadan kaldırıyor, yalnız bireyi neredeyse dinsel bir ayine benzeyen “thingspiel” oyunları içinde ulusun bir parçası olduğuna ikna ediyorlar. Bu aşamada ulusun aslında hangi sermaye tekelleri tarafından sömürüldüğü, hangi ulusların ezildiği, ülkede ne kadar işsiz olduğu önemini yitiriyor.

Teorik açıdan bakacak olursak, faşist tiyatronun hem Nietzsche gibi düşünürlerden hem de avangardlardan çok şey öğrendiğini, kendinden sonraki küçük-burjuva sanatçılara da çok şey öğrettiğini görüyoruz.

Faşist tiyatro hakkında daha etraflı bir yazı hazırlıyorum bu sıralar. Ama fikir edinmek isteyenler için, küçük bir kaynakça da çıkarayım şuraya:

Faşizm
Georgi Dimitrov. Faşizme Karşı Birleşik Cephe.
Lewerenz. Komintern’de Faşizmin Tahlili.
P. Togliatti. Faşizm Üzerine Dersler.

Faşist Sanat ve Tiyatro
Erika Fischer-Lechte. Theatre, Sacrifice, Ritual.
Gerwin Strobl. The Swastika and the Stage.
Glen W. Gadberry (der.). Theatre in the Third Reich.
Günter Berghaus (der.). Fascism and Theatre.
Taylor van der Will (der.). The Nazification of Art.
Naomi Greene. “All the Great Myths are Dark: Artaud and Fascism” Antonin Artaud and the Modern Theater. Ed: Gene A. Plunka içinde.
Nietzsche. Tragedyanın Doğuşu.