Kafkas Tebeşir Dairesi – Erzurum Devlet Tiyatrosu

Ne çalıştığın şirket senindir, ne de uğruna ölümlere gittiğin vatan. Ürettiğin tanklar seni ezer, kurşunların kardeşini vurur, pişirdiğin ekmeklerse düşmanı doyurur. Ne zaman ki serhıldanlar başlatırız düşmanın bağrında alev alev, söküp atarız yakamıza yapışan elleri; o zaman gönül rahatlığıyla deriz; işte benim ülkem, işte benim emeğim. Ortadadır yapılması gereken; toprak işleyenin olsun diye uğraş verirken bir elimizden tüfeği, bir elimizden kalemi eksik etmemek. O marşta da denildiği gibi: Her şey emeğin olacak.
Halkı için didinen sanatçının görevidir işte bunu tekrar etmek. Çünkü o da bilir ki, her şey emeğin oluncaya dek, onun sanatı da kelepçeli; çünkü bu devran doğruya ve güzele düşman. Komünist yazar ve şair Bertolt Brecht’in kalemi, Kafkas Tebeşir Dairesi’nde (KTD) işte bunu demek için kâğıt üzerinde oynamıştı, yıl 1944. Ve ustanın oyunu 64 yıl sonra hala kılıçtan keskin. Çünkü o zamandan bu zamana olaylar pek ezilenlerin lehine gelişmedi. Oyunu Barış Erdenk’in rejisiyle Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun Ankara turnesinde izleyince, bu metnin tüyleri diken diken eden gücünden etkilenmemek imkansız dedim kendime. Emekten yana söylenen sözlerin akılda ve hislerde böyle yer etmesi şaşırtıcı değil; çünkü bin iyiyi bir kötüye kul edip öğüten değirmenin taşı hepimizin sırtında döner.
Brecht’in oyununda Sovyetler Birliği’nde iki kolhoz, yani iki tarım kooperatifi bir tarlanın sahipliği konusunda çekişme halindedir. Brecht’in mekân seçimi önemli; zira kolhoz demek, tarihte ilk kez köylünün kendi toprağı üzerinde söz sahibi olması demek. İkinci Paylaşım Savaşı’nda Nazi işgaline karşı savundukları tarlalar artık Çar’a değil onlara ait. Çıkan tartışma merkezden gelmiş bir hakem aracılığıyla sonuçlandırılacaktır ama hakem onların iddialarını dinlemek ister. Anlaşılan taraflardan biri tarlaya uzun zamandır sahip olmakla birlikte, diğer kolhoz tarlanın daha verimli kullanılması için gereken tüm planları hazırlamış ve verimini 60 kat arttıracak bir mühendislik atılımı öngörmüştür. Tarla ona hep sahip olanın mıdır yoksa onu daha verimli kullanacak olanın mı?
Bunun üzerine kolhoz üyesi olan bir ozanla birlikte köylüler bir mesel oyun “sahnelemeye” karar verirler. Oyun içinde bir oyun başlar ve Brecht tüm yazınsal marifetini aslında buraya saklamıştır. İçerideki oyun, soyluların ayaklanmadan kaçarken kundağında unuttukları küçük veliaht prensin fakir bir köylü kız olan Gruşa tarafından evlat edinilmesini ve kızın bu bebeği sevdiği adam, hatta hayatı pahasına korumasını konu alır. Prensin yıllar sonra geri dönen annesi, çocuğun servetine sahip olabilmek için mahkeme kararıyla onu geri almaya çalışır ama masalsı bir son bekler seyirciyi: Ezenlerin sisteminde bu kez ezilenler kazanır. Kolhoz’daki köylülerin bu meseli hangi niyetle oynadıkları açıktır; tıpkı annelik hakkı gibi bir tarlayı ekip biçmenin hakkı da, ona emek verenlerdedir.
Peki, oyunlarında Cesaret Ana’nın çocuklarını ve Genç Yoldaş’ı [Önlem] gözünü kırpmaksızın öldüren Brecht’e bu oyununda ne oluyor? Brecht, zalim bir düzen altında varlığını (nasıl oluyorsa) sürdürebilen özerk bir mahkemede, neden ezilenler lehine bir karar çıkartıyor oyununda? Yazarın oyunlarının genel havasını bilenler, onun dünyanın acımasızlığını sürekli vurguladığını ve bunun ancak zafer yolunda atılmış kararlı adımlarla ortadan kaldırılabileceğini vurguladığını da bilirler.
Ama KTD başka.
Brecht’in oyununun ilk sahnelenişi İkinci Paylaşım Savaşı’nın hemen sonrasıdır. Sovyet halkı 20 milyon şehidini bırakmıştır savaş meydanlarında, ancak özgür emek dünyanın üçte birinin hâkimi olmuştur artık. Marksist klasiklerin umutlarına dokunsanız tutabilirsiniz. Bir zamanların ütopya denilerek savuşturulmuş fikirleri, artık tarlalara, fabrikalara ve savaş meydanlarına hükmetmektedir. Yani masal gerçek olmuştur. Böylece Brecht gerçekle hayal arasındaki zıtlığın kayboluşuna alkış tutar. Çocuğun annelik hakkı nasıl Gruşa’ya verildiyse, oyunun sonunda çiftlik nasıl emek sarf eden kolhozun olduysa, dünya da bir gün özgür emeğin olacaktır.
Metnin erdemlerinden bahsettik ama, peki ya Barış Erdenk rejisinin ve DT oyuncularının vaziyeti nedir?
Uzun zamandan beridir, DT oyunlarını izlerken “varsayılan” olarak kötü bir oyun izleyeceğim hissiyle gelirim oyun yerine. Pek de yanılmışlığım olmadı. Erzurum’un oyunu için Şinasi sahnesine gelirken de benzer bir ruh hali içindeydim. Yalnız Barış Erdenk’in bu rejisinin daha önce Dokuz Eylül Üniversitesi’nde sahnelendiğini ve oldukça başarılı olduğunu duymuş, yaptığı reji DT oyuncularının elinde kalacak diye üzülmüştüm.
Erdenk’in rejisi oldukça iyi düşünülmüş, işlevsel fikirler içeriyor. Yukarıdan sarkan palanganın mekân değişikliğini hemen imleyecek şekilde yerinde ve ekonomik kullanımı, oyunun sonunda tebeşir dairesi işlevini görecek olan yuvarlak platformun çok statik olabilecek sahneleri dinamikleştirmesi, dekor adına da, reji adına da başarılı fikirler. Ancak kimi sahneler var ki, sahnede bir hengâme, kaçışma duygusu yaratmak adına oradan oraya hiçbir yönelim taşımaksızın koşan oyuncuların halleri, izleyiciyi ister istemez itiyor; buralar biraz ham duruyor doğrusu.
Reji yazısından Erdenk’in Brecht’in amacına, anti-Brechtyen araçlarla ulaşmak istediğini öğreniyoruz: “Gerçek dışılığı ‘yabancılaştırarak değil’ sanki gerçeğin kendisiymiş gibi sunmak”tan bahsediyor yazısında. Brecht bize bir gerçek değil, masal sunuyor ya, Erdenk de bizi bu masalın yanılsamasıyla kuşatıp bunu benimsetmek istiyor. Bir hayli kuramsal, bir hayli soyut bir iddia. Üstelik Erdenk’in bu tasarısını pratiğe geçir(e)mediğini düşünüyorum. Zira oyun içinde oyun niteliği besbelli olan ve bir anlatıcı tarafından sık sık bölünen göstermeci bir oyunun yanılsamayı ne kadar yaratacağı belirsiz. Brecht’in kurduğu yapıyla ve amaçlarıyla çelişme pahasına edilmiş bir söz. Brecht’in bizden beklediği Gruşa ve Azdak’ın masalıyla değil, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin, özgür emeğin gerçeğiyle özdeşleşmemiz.
Oyun içinde oyun esprisi KTD’ye oyunculuk yönünden bambaşka bir enerji katabilirdi. Çünkü oyunun tümü bir grup Sovyet köylüsü tarafından oynandığı için, köylülerin soylulara duyduğu kin (ki 1930’ların ortalarına gelindiğinde dahi bu türden toprak ağası kalıntılarıyla, yani gulaglarla uğraşılıyordu SSCB’de) oyunculukta bir ikinci düzlem yaratabilir, oyun çok daha eğlenceli bir hale gelebilirdi. Ne var ki, köylülerin soyluları canlandırmasına ilişkin tek gösterge, soylulara atfedilen abartılı bir nezaket olmuş. Bu da çoğu zaman oyuncuların üstünkörü bir Commedia dell’arte pozuna meyil vermesine yol açmış. Sovyet köylüsünü soylu taklidini beceriksizce yapan insanlar gibi göstermekle, soylulara duydukları kin ve aşağılama duygusunu rollerine aktaran insanlar gibi göstermek arasında bir fark olmalı. Erzurum DT’deki oyuncular daha ziyade birincisini oynadılar ve doğru yorum tabi ki bu değil.
Söylemeden geçmeyeyim, internette oyuna ayrılan sayfada, oyuncuların isimleri bence çok doğru bir kararla rollerinin karşısına yazılmayarak kolektif üretim vurgulanmış. Ben bu vurguyu bozmak pahasına kimi rollerin çok yerinde canlandırıldığını belirteyim. Ama özellikle soylu rollerinin canlandırılışını, yukarıda bahsettiğim kimi marazlardan dolayı sanatsal açıdan biraz yetersiz, biraz itici buldum. Danslar ise tüm oyuncular tarafından oldukça ustalıkla icra edildi, zaten seyir yerinden kendilerine gelen alkışla bunu anlamış olmalılar.
Sonuçta, süresi biraz uzun olmakla birlikte başarılı olan bir oyun çıkmış ortaya. Erzurum’daysanız bir gidip görmek gerek. Oyun sık sık turneye de çıkıyor.
Emeğin unutulduğu bu karanlık günlerde, emeğe dair ve emekten yana bir oyun görmek için…

http://www.devtiyatro.gov.tr/eser/eser1453.asp

Advertisements

4 thoughts on “Kafkas Tebeşir Dairesi – Erzurum Devlet Tiyatrosu

  1. çok çok çok güzel bir tiyatroydu…Emeğinize sağlık!Hem hüzünlendik,,,hem güldük,,,çok eğlendik!!!sizi tekrar aramızda görmekten mutluluk duyarız…:):):)Manisa/Soma(:(:(: CeReN ÖzDeMiR:)

  2. Gerçi aradan bayağı bir zaman geçti ama yineden söylemek istedim….Oyun gerçekten çok kaliteliydi.Beğenerek izledim… O Büyük oyunun içinde ufak tefek ayrıntılara takılmaya gerek yok bence… Oyunu izlemek o tempoya kendinizi vermek yerine eksiklikleri görmeye çalışmışsınız.. Unutmamak gerekir ki sahnedeki “Kafkas Tebeşir Dairesi”nin en güzel sunumuydu…Bertolt Brecht’in vermek istediği mesaj(ana mesaj) herkes tarafından alınmıştır ben buna inanıyorum…..Umarım böyle oyunları uzun yıllar izlerizzz….

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s